KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 25 Aralık 2024
- Dosya no
- 2024/1699
- Karar no
- 2024/2208
- İncelenen kararın mahkemesi
- AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 25.07.2024
- Numarası
- 2024/414 Esas
- Talebin konusu
- İhtiyati Tedbir
- Karar yazım tarihi
- 25.12.2024
Karar Metni
1.396 kelime·7 dk okuma·4 bölüm
Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.07.2024 tarih 2024/414 Esas sayılı kararın Dairemizce incelenmesi ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
TALEP
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili; davacının davalı ... ile olan güven ilişkisine dayanarak ... A.Ş'nin %50 hissesini satın aldığını ve ortak olduğunu, sonrasında Kuşadası Ticaret Sicil Memurluğundaki sicil dosyası inceliğinde davacının sahip olduğu payların davalı ... 'ya devredildiği iddiasını içeren 22/01//2024 tarihli yönetim kurulu kararının sunulmuş olduğunun tespit edildiğini, davacı tarafından ...
A.Ş'nin genel kurul kararlarının yokluğunun tespiti amacıyla açılan başkaca davada sözde pay devrine ilişkin bir metnin delil olarak sunulduğunu ve bunun görüntüsünün eklendiğini, ancak davacı ile davalı ... arasında hiçbir şekilde bir pay devrinin söz konusu olmadığını, davalılar tarafından iddia edilen pay devir sözleşmesinin davacının iradesini ve gerçeği yansıtmadığını, şirketin bilgi ve belgeleri incelendiğinde şirket paylarının nama yazılı olduğunu ve bunların basılması ile pay sahiplerine dağıtılmasına ilişkin olarak herhangi bir kararın da bulunmadığını,
dolayısıyla çıplak pay olarak adlandırılacak bu payların devrinin TBK m. 183 vd. hükümlerine tabi olacağını, dolayısıyla çıplak paylara ilişkin olarak bir pay devrinden bahsedilebilmesi için ortada pay satışını içeren bir yazılı sözleşmesi olması gerektiğini, ancak davacının pay devrine ilişkin olarak belirtilen bir belge imzalamadığını, bu kapsamda davalı tarafından devir sözleşmesi olarak öne sürülen belgedeki imzanın davacıya ait olamayacağı ihtimali ile birlikte davacı tarafından imzalanmış olan boş bir sayfanın arkasının davacının iradesini yansıtmayacak şekilde doldurulmuş olabileceği ihtimalinin de olduğunu,
davalının daha önceden de dava konusu şirket belgeleriyle ilgili olarak belgede sahtecilik suçu şüphelisi olduğunu, davalılar tarafından devir sözleşmesi olarak öne sürülen belge üzerindeki imzanın davacıya ait olduğunun tespiti hâlinde dahi imza ile metin arasında bir birlikteliğin var olduğundan bahsedilemeyeceğini, davalılar tarafından ileri sürülen pay devrine ilişkin belgede bedel ilişkisinden ve payın hangi şartlarda devredileceğinden bahsedilmediğini, bu unsurların asli nitelikte olmasından kaynaklı olarak sözleşme ilişkinin yokulukla malul olduğunu ve davacıyı bağlamayacağını, bu hususlar yanında davacı ...
A.Ş'nin ... Bankası nezdinde taraf olduğu kredi sözleşmelerine kefil olduğunu, hâl böyleyken de herhangi bir karşılık almadan paylarını devretmesinin hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığını belirterek davacı ... ile davalı ... arasında davacının paylarının davalı ... 'ya devrediliğine dair herhangi bir devir ilişkisinin bulunmadığının tespitine, davacının ...
A.Ş'nin 200.000,00-TL nominal değerinde 50 adet payına sahip olduğunun tespitine, davacının yeniden ...'nın pay defterine pay sahibi olarak kaydedilmesine, payların üçüncü kişilere devri ya da pay sahipliğine bağlanan hakların davacı aleyhine kullanılmasının önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmak suretiyle pay devrinin yasaklanmasını ve pay sahipliği haklarının kullanılması için kayyım tayin edilmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ: Mahkeme.
6100 sayılı HMK 'nin 389. maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâlinde uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebileceğini, yine HMK m. 390/3'e göre tedbir talep eden tarafın dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünde kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğunu, davanın ortaklığın tespiti ve pay devrinin geçersizliğine ilişkin olduğunu,
tedbir talebinin de payın 3. kişilere devrinin engellenmesi ve pay sahipliği haklarını kullanması için kayyım tayinine ilişkin olduğunu, bu kapsamda ihtiyati tedbir kararının geçici hukuki koruma niteliğinde olup davanın esasını çözer ya da böyle bir sonuç doğuracak tarzda ihtiyati tedbir kararı verilmeyeceğini, davacının taleplerinin yargılamayı gerektirdiği bu aşamada yaklaşık ispatın gerçekleşmediği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili; mal varlığı devrinin geçersizliğinin iddia edildiği davalarda mal varlığının üçüncü kişilere devrinin engellenmesi amacıyla en sık başvurulan ihtiyati tedbirin devir yasağı olduğunu, davaya konu edilen mal varlığının davacıya geçici olarak devri söz konusu olmadığından ilgili bu tedbirin davanın esasını çözecek nitelikte olmadığını, pay üzerindeki hakların davacının haklarını ihlal edecek şekilde kullanılmasını engellemek amacıyla talep edilen pay üzerindeki hakların kullanılması için kayyım tayini talebinin de işin esasını çözecek nitelikte bir tedbir olmadığını,
pay sahibinin kâr payı hakkı olduğu gibi genel kurulda oy kullanmak ve genel kurul kararlarına karşı iptal davası açma hakkının da olduğunu, ancak davalı ... görünüş itibariyle davalı ...
A.Ş'nin paylarının tamamına sahip olduğundan tek pay sahibi olarak şirketin esas sözleşmesini davacı aleyhine istediği gibi değiştirme potansiyeline sahip olduğunu, ayrıca şirketin genel kurulunda alınacak kararlardan davacının haberi olması mümkün olmadığından alınacak kararlara davacının aksiyon alabilmesinin de mümkün olmadığını, bu kapsamda da davacının haklarını koruyabilmesi ve dava sürecinde giderilmesi güç kayıplara uğramasının önüne geçilmesi için pay sahipliği haklarının kullanımı için bir kayyım tayin edilmesinin zaruri olduğunu,
sonuç olarak talep edilen her iki tedbirin de davanın esasını çözecek nitelikte olmadığını stinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE
Talep; anonim şirket hisse devri sözleşmesinin geçersizliğinin ve davacının şirket ortağı olduğunun tespiti istemiyle açılan davada, davacıya ait olduğu iddia edilen payların 3. kişilere devrinin engellenmesi için pay devrinin yasaklanması ve pay sahipliği haklarının kullanılması için kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
HMK'nun 389/1. maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
HMK'nın 390/3 maddesinde, ihtiyati tedbir isteğinin kabul edilebilmesi bakımından, ihtiyati tedbir isteyenin haklılığı konusunda tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, yasanın gerekçesinde de belirtildiği üzere yaklaşık ispat durumunda ise; hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimâl de olsa aksinin mümkün olduğu ihtimâlini de gözardı edemez.
Dava açılmış olması tek başına ihtiyati tedbir kararı verilmesini gerektirmez. Karar tarihi itibariyle davacının ileri sürdüğü deliller tam olarak toplanmamış ve incelenmemiş ise yargılama aşamasında delillerin toplanıp incelenmesinden itibaren tedbir istemleri konusunda tekrar mahkemenin yaklaşık ispat şartları çerçevesinde talep üzerine değerlendirme yapabileceği açıktır.
Ayrıca geçici hukuki koruma olan ihtiyati tedbirin, davanın yerine ikâme edilmemesi ve uyuşmazlığın esasını çözecek mahiyette olmaması gerekir. Aksi halde ihtiyati tedbir hukuki kurumu ile getirilmesi amaçlanan hükümlerle bağdaşmayacaktır.
Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesinde; pay sahipliği haklarının kullanılması için kayyım tayini talebinin dosyadaki mevcut deliller ile davanın mahiyeti birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın esasını çözecek nitelikte olduğunun tespit edilmesi, başka bir deyişle yargılamanın sonunda elde edilecek menfaatin ihtiyati tedbirle elde edilmesi sonucuna ulaşılmasını sağlayacak ölçüde olması, ve ayrıca davalı şirkette organ boşluğunun bulunmaması sebepleriyle beraber yaklaşık ispat kuralı da değerlendirildiğinde ilgili talep yönünden ihtiyati tedbir şartlarının oluşmadığının belirlenmesine,
pay devrinin yasaklanması yönündeki talebin ise; her ne kadar davacı tarafından dava konusu sözleşmedeki imzaların davacıya ait olmadığı iddia edilmiş ise de, bu iddianın temelini dava dışı bir belgeye yönelik sahtecilik kapsamında yürütülen savcılık soruşturmasındaki bilirkişi raporunun oluşturduğu görülmekte olup söz konusu bu delilin ihtiyati tedbir isteyen davacının iş bu davada haklı olduğunu yaklaşık olarak ispat etmeye yeterli ve elverişli olmaması ve sadece iddia ile beyanın HMK'nın 390/3.
Maddesindeki yaklaşık ispat için yeterli olmayacak olması karşısında yaklaşık ispat kurallarının gerçekleşmediğinin belirlenmesine göre, ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbirin reddi kararı doğru olup ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde değildir.
Bu kapsamda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1699, K. 2024/2208, 25 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama