KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2024
- Esas no
- 2021/1591
- Karar no
- 2024/2123
- İncelenen kararın mahkemesi
- İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 19/01/2021
- Numarası
- 2018/431 Esas 2021/58 Karar
- Dava
- İTİRAZIN İPTALİ
- Karar yazım tarihi
- 28/11/2024
Karar Metni
2.678 kelime·13 dk okuma·5 bölüm
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/431 Esas ve 2021/58 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Yurtiçi ve yurt dışı kargo hizmeti verin davacı şirketi davalı şirketin yurt dışı taşıma işini yerine getirdiğini, davalının davacıya toplamda 15.480,10-TL tutarında borcu olduğunun tespit edildiğini, her bir hizmet karşılığında fatura düzenlendiğini, bu faturalara davalı tarafından herhangi bir itiraz edilmeden kesinleştiğini, davalı şirkete davacı şirket tarafından yapılan işlere istinaden düzenlenen ödenmemiş faturalara ilişkin 17/01/2018 tarihinde ihtarname gönderildiğini, söz konusu faturaların tarafların ticari defterlerine kaydedildiğini,
borcun ödenmemesi üzerine davalı şirket aleyhine İzmir 9. İcra Müdürlüğü'nün 2018/3411 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra takibine borçlunin itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalı yanın itirazlarının haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 02/05/2018 tarihli dilekçesinde; dava dilekçesinde dava değerinin sehven 18.284,68-TL olarak gösterildiğini ve davanın bu değer üzerinden açıldığını, dava değerini 15.718,00-TL olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirkete tebliğ edilen herhangi bir fatura bulunmadığını, davacı tarafından gönderilen kargonun karşı ödemeli olduğunu, kargonun teslim ediltikten sonra alıcı tarafından ödemesinin kabul edilmemesinin davacının sorumluluğunda olmadığını, husumetin alıcıya yükletilmesi gerektiğini, davacının gönderdiği kargo 500 adet 400,00 Euro değerinde 30*30 cm ebatlarında 5 koli plastik parça olduğunu, bu bedelin yaklaşık 10 katı oranında kargo ücreti talep edilmesinin taraflarınca anlayamadıklarını belirterek davanın reddi ile %20 oranında tazminatın davacı aleyhine yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava itirazın iptali davasıdır.
Davacı taraf İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2018/3411 esas sayılı takip dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlatmış, söz konusu icra takibine itiraz üzerine mahkememize itirazın iptali davası açılmıştır.
İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2018/3411 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı tarafça 26/02/2018 tarihinde 15.480,10 TL asıl alacak, 153,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 15.633,10 TL talebi ile örnek 7 ilamsız icra takiplerine mahsus ödeme emri tanzim edildiği ve ödeme emrinin davalı şirkete 02/03/2018 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür. Davalı şirket tarafından 05/03/2018 tarihinde borca ve fer'ilerine itiraz dilekçesi sunulmuş ve takip durmuştur. Mahkememize açılan itirazın iptali davası 06/04/2018 tarihinde açılmış olup, süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
Dosyamız kapsamında ön inceleme duruşması neticesinde tahkikat aşamasına geçilmiş ve tarafların bağlı bulunduğu Vergi Dairelerine müzekkere yazılarak BA BS kayıtları dosyamız içerisine alınmış ve davacı tarafından sunulan belgeler ile davalı kanuni defterleri üzerinde inceleme yapılması için dosya bilirkişiye tevdii edilmiş, bilirkişi ... imzalı rapora göre, davacı firma tarafından sunulan belgelerin incelenmesinde davacıya ait ticari defterlerin ... Mahallesi ... Cad. ...
Plaza No:.../... .../... adresinde olduğundan bahisle davacıya ait ticari defterlerin incelemelerinin bu adreste yapılması talep edildiğinden ve belirtilen adres bilirkişiliğinin görev alanı dışında olduğundan davacı firma defter kayıtlarının incelenemediğini, dava dilekçesi ekinde dava dosyasına sunulan belgeleri incelendiğinde davacı firma tarafından davalı firma için düzenlenmiş üç adet fatura fotokopisinin dava dilekçesine eklendiği, davalı firma için 15/12/2016 tarihinde İsviçre'ye 04/03/2017 tarihinde Fransa'ya olmak üzere Yurt dışına iki defa koli taşınmasına ilişkin gönderi belgelerinin dava dilekçesine eklendiği,
dava dilekçesinde 18.284,68 TL olarak yer verilen alacak tutarının 02/05/2018 tarihli ıslah dilekçesi ile 15.718,00-TL olarak değiştirildiğinin anlaşıldığını, faturaları düzenleyen davalı firmanın davacı firmanın hizmet sağlayıcısı ve grup firması olduğu bilinmekle birlikte ayrı tüzel kişiliğe haiz ... firması tarafından düzenlenen faturaların hangi sıfatla ... firması tarafından dava ve takip konusu yapılmakta olduğu hususu dava dosyasına sunulan belgelerden anlaşılmamış olup, bu hususun değerlendirilmesinin Mahkememizin takdirinde olduğunu, davalı şirketin kanuni defterlerinin incelenmesinde;
davalı firmaya ait Kanuni defter tasdiklerinin ilgili kanun ve tebliğlerine uygun olduğunu, defter kayıtlarının incelenmesinde davalı firmanın dava konusuna ilişkin tek kayıt bulunduğunu, tespite göre ...
Anonim Şirketi firması tarafından düzenlenen üç ayrı faturadan sadece 25/09/2017 tarih ve 31,98-TL'lik faturanın davalı firma kayıtlarında yer aldığını ve 31,98-TL'lik fatura bedelinin 30/09/2017 tarihinde kasa hesabından nakden ödenmiş olarak yer aldığını, diğer faturaların davalı firma kayıtlarında yer almadığını, davalı firmanın incelenen kayıtlarına göre 26/02/2018 takip tarihi itibariyle ...
Anonim Şirketi firmasına veya davacı firmaya herhangi bir borcu bulunmadığının değerlendirildiğini, Vergi Dairesi tarafından sunulan BA BS formlarının incelenmesinde; ... Şirketi firmasına ilişkin BA BS formları incelendiğini, davalı firma için düzenlenen 15.281,00-TL'lik faturanın Kasım 2017 bilgilerinin içerir form BS dökümünde 544. Sırada kayıtlı olduğunun anlaşıldığını, ... Şirketi firmasına ilişkin BA BS formları incelendiğinde davacı firma veya ...
Anonim Şirketi firması için herhangi bir bildirim yapılmadığının anlaşıldığını, sonuç olarak davacı firma defterlerinin İstanbul'da olması nedeni ile inceleme yapılamadığı, Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan dosyamıza gönderilen BA BS formlarının incelenmesinde davacı firma tarafından davalı firma için düzenlenen 15.281,00-TL'lik faturanın bulunduğunu, davalı defterlerinin incelenmesinde, davacı firmaya herhangi bir borcunun bulunmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporu davacı firmaya 18/06/2019 tarihinde, davalı firmaya 28/06/2019 tarihinde elektronik tebligat yolu ile tebliğ edilmiştir.
Davacı yanın defterleri üzerinde inceleme yapılmak üzere Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış olup, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/59 Talimat sayılı dosyasından davacı defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, alınan bilirkişi raporunda; davacı defterlerinin 2017 yılında E-defter uygulamasına geçmiş olduğu, E-defter uygulamasında yalnız Envanter defterinin noter tasdikine tabi olduğu, davacının 2017-2018 yılları Envanter defterinin açılış tasdikini yasal süresi içerisinde yaptırmış olduğu,
davacı firmanın 2017-2018 yıllarına ait ticari defterlerinin incelenmesinde davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu, davacının takip tarihi itibariyle davalı yandan 15.480,10-TL cari hesap bakiye alacaklı olduğunun tespit edildiği,
davacı şirket tarafından davalı yana cari hesaba konu 3 adet 15.630,10-TL tutarlı fatura düzenlendiğinin görüldüğünü, düzenlenen bu faturaların davacı yan ticari defterlerinde kayıtlı olduğunun görüldüğünü, dosya içerisinde bulunan davacı firmanın BA BS formları incelendiğinde davalı firma için düzenlenen 15.281,00-TL'lik faturanın Kasım 2017 bilgilerinin içerir form BS dökümünde 544.
Sırada kayıtlı olduğunu görüldüğünü, neticeten davacının takip tarihi itibariyle davalı yandan 15.480,10-TL cari hesap bakiye alacaklı olduğunun sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında mevcut ticari ilişkilerini cari hesap olarak yürüttükleri, davalı ticari defterlerinden tek fatura kaydının bulunduğu, davacı ticari defterlerinde ise bilirkişi raporu ile belirlenen miktarda alacaklı olduğu, cari hesaptaki farklılığın davalının faturalı ticari defterine işlememesinden kaynaklandığı ve dolayısı ile davalı kayıtlarına göre borçlu bulunmadığı, davacı kayıtlarına göre ise borcun tespit edildiği, her iki taraf da tacir olan tarafların ticari defterlerini özenle tutmak yükümlülüğünde olduğu..." gerekçesi ile.
Davanın KISMEN KABULÜ ile. İzmir 9. İcra Müdürlüğü'nün 2018/3411 Esas sayılı dosyasına davalı tarafın vaki İTİRAZININ 15.480,10 TL asıl alacak üzerinden İPTALİ İLE TAKİBİN DEVAMINA,Alacağın likit olması ve şartların oluşması sebebiyle 15.480,10.TL asıl alacak üzerinden %20 oranında hesap edilen 3.096,02.TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin (237,90.TL) talebin reddine, Alacağın likit olması ve şartların oluşması sebebiyle reddine karar verilen 237,90 TL üzerinden %20 oranında hesap edilen 47,58.TL kötüniyet tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirkete tebliğ edilen herhangi bir faturanın bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından gönderilen kargonun alıcı ödemeli gönderildiğini, husumetin alıcıya yöneltilmesi gerektiğini, müvekkilinden talep edilen ücretin gönderilen kargo değerinin yaklaşık 10 katı değerinde olduğundan haksız kazanç niteliğinde olduğunu, kargo bedelinin tespiti açısından bilirkişi raporu hesaplaması yapılması gerektiğini, eksik inceleme yapıldığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE
Dava, fatura alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
''...İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
İii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır.
Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.. 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfetinormal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse. HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarih ve 2017/(19)11-2742 Esas 2021/853 Karar sayılı Kararı)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; " (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.
Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise; "Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.
TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.
Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğudur.
Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir.
Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir.
Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir.
Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.
Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.
Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.
Ayrıca İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra - inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, alacağın likit ve belirlenebilir olmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, istinaf eden aleyhine kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/1591, K. 2024/2123, 28 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama