KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 3 Ekim 2024
- Dosya no
- 2021/602
- Karar no
- 2024/1676
- İncelenen kararın mahkemesi
- İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 17/11/2020
- Numarası
- 2019/1065 Esas 2020/521 Karar
- Davanın konusu
- Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan
- Bam karar tarihi
- 03/10/2024
- Karar yazım tarihi
- 03/10/2024
Karar Metni
2.652 kelime·13 dk okuma·7 bölüm
Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkilinin ortağı olduğu firma arasında gerçekleştirilen ticari işler sonucu müvekkilinin ortağı olduğu şirket tarafından borca karşılık bir bono düzenlendiği ve davalı şirkete teslim edildiği, müvekkilinin ortağı olduğu şirketin bono ile taahhüt ettiği borcu ödeyemediği, İzmir 10.İcra Müdürlüğü'nün 2018/16046 E. Sayılı dosyası ile müvekkilinin ortağı olduğu şirket aleyhine hem de müvekkilinin şahsı aleyhine icra takibine geçildiği, müvekkilinin maaşına haciz konulduğu, davalı şirket tarafından yapılan işlemlerin haksız ve mesnetsiz olduğu,
davalı şirket tarafından müvekkili aleyhine başlatılan İzmir 10.İcra Müdürlüğü'nün 2018/16046 E. Sayılı icra takibinin müvekkili bakımından durdurularak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, icra takibinin iptaline, davanın açıldığı ana dek İzmir 10.İcra Müdürlüğü'nün 2018/16046 E. Sayılı icra takibi kapsamında davalı alacaklının talebi üzerine müvekkilinin çalıştığı kurum olan ...
A.Ş'den almış olduğu maaş haczi ile tahsil edilerek icra dosyası alacaklı davalı şirkete verilmiş olan tutarın müvekkiline iadesine, müvekkilinin davalı şirket tarafından bonoya dayanılarak başlatılan icra dosyası kapsamında borçlu olmadığının tespitine, cebri icra yoluyla alacağın tahsili halinde davanın istirdat davası olarak devamına, takip dosyasına konu borcun %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; senedin tanzim tarihinde, takip borçlusu şirketin tek ortağı ve münferiden temsile yetkili müdürünün davacı ... olduğu, senet metninde yer alan çift imza nedeniyle, davacının aval sıfatıyla borçtan şahsi sorumluluğu bulunduğu, aval sıfatıyla borçtan sorumlu davacının, şirketin limited şirketi olması nedeniyle şahsi olarak borçlardan sorumlu tutulmayacağı yönündeki iddiasının dikkate alınamaz nitelikte olduğu, TTK ve TBK düzenlemeleri gereği ticari mümessil niteliğindeki davacının, bir başkasını ticari mümessil tayin etme ve imza yetkisini devretme yetkisine haiz olmadığı,
tacir sıfatını haiz borçlu şirketin, şirketi borç altına sokacak işlemi yapma yetkisinin devrine ilişkin değişikliği tescil ettirmesinin zaruri olduğu, senet üzerindeki imzaların davacıdan başkasına ait olması halinde, TCK kapsamında sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının sübut bulacağı, davacının daha önce aynı taleplerle açtığı davasında iddialarını ispat edemediği, müvekkilinin alacağına kavuşmasını engellemek amacıyla huzurdaki davayı ikame ettiği, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEMECE
"...,Davanın, dava dışı ... .... Ltd. Şti'nin borçlarına mahsuben davacının eşi tarafından imzalanarak keşide edilip verilmiş 55.000,00 TL bedelli senetten kaynaklı İzmir 10. İcra Müdürlüğü 2018/16046 takip sayılı dosyasında davacının şirket borçları yönünden şahsi sorumluluğunun olup olmadığı, davalıya borçlu olmadığının menfi tespiti talebine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
6102 sayılı TTK 701- (1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır. (2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır. (3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. (4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır.
6102 sayılı TTK 702 (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. (2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. (3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder.
6102 sayılı TTK 724- (1) Bir poliçeyi düzenleyen, kabul eden, ciro eden veya o poliçeye aval veren kişiler hamile karşı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludurlar. (2) Hamil, bunların borçlanmadaki sıraları ile bağlı olmaksızın her birine veya bunlardan bazılarına ya da hepsine birden başvurabilir. (3) Poliçeden dolayı borç altına girmiş olup da poliçeyi ödemiş bulunan herkes aynı hakkı kullanabilir. (4) Hamil borçlulardan yalnız birine başvurmakla, diğer borçlularla ilk önce başvurduğu borçludan sonra gelenlere karşı haklarını kaybetmez.
6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesine göre, “müdürler, kanunla veya esas sözleşme ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler”. Limited şirketlerde zorunlu organ olarak kabul edilen müdürler, limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Başka bir deyişle müdürler limited şirketin yönetim ve temsil organıdır. Dolayısıyla müdür veya birden fazla kişiden oluşması hâlinde müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir.
Yönetim, bir iç ilişki kavramı olup, şirketin faaliyet göstermesi için yapılması gereken iş ve işlemlerin tümünü ifade eder. Temsil ise dış ilişkide şirket adına bağlayıcı irade açıklama yetkisidir. Limited şirketlerde yönetim gibi temsil yetkisi de müdürlere aittir (TTK, m. 623/1). 19. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesine göre; “müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.” Yapılan bu atıftan dolayı, anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisinin kapsamı ve sınırları, imza şekli, tescil ve ilana ilişkin öngörülen düzenlemelerin limited şirketlerde müdürlere de uygulanacaktır.
6102 Sayılı TTK'nun 372. maddesine göre, şirket kaşesiyle birlikte atılan imzanın şirketi sorumlu kılabilmesi için, imzanın şirketi borç altına sokmaya yetkili kişiler tarafından atılması zorunludur. Ayrıca, 6102 Sayılı TTK.nun 778/2-e maddesi uyarınca bono hakkında da uygulanması gereken aynı kanunun 678.maddesi gereğince, "temsile yetkili olmadığı halde" temsilci sıfatıyla imza eden kişinin bonodan şahsen sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle alacaklı, borçlu şirketi temsile yetkisi olmadığı halde şirket adına bono imzalayan yetkisiz kişi hakkında takip yapabilir.
TTK'nun 778. maddesinin göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken TTK'nun 678. maddesinde; "Temsile selahiyeti olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur..." hükmü yer almaktadır. Borçlunun atmış olduğu imzadan sorumluluğu için senet üzerinde imzasının bulunması yeterli olup, ayrıca isminin yazılı olması da gerekli değildir.
İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2018/16046 Esas sayılı takip dosyası ve İzmir 10.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/241 Esas sayılı dosyası UYAP üzerinden getirtilmiş olup, incelenmesinde. Alacaklısının ... Sanayi ve Ticaret A.Ş., borçluların ..., ...
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğu, 55.000,00-TL bono ile toplam 56.726,10-TL üzerinden 25/12/2018 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile ödeme emri talepnamesi ile takip başlatıldığı, yasal süresi içerisinde itiraz edilmeyerek her iki borçlu açısından da takibin kesinleştiği, 04/03/2019 tarihinde borçlu şirket adresinde gerçekleştiren hacizde tutulan tutanakta ...'ın 'bu şirketin yetkilisiyim, borcu ödeyecek gücüm yok,.. senetteki imza bana aittir, imza eşime ait değildir..' beyanlarının bulunduğu, İzmir 10.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/241 Esas sayılı dosyasında ise, davacı ... tarafından davalı ...
Sanayi ve Ticaret A.Ş aleyhine 11/03/2019 tarihinde başlatılan takibe imzaya itiraz davası açıldığı, ancak takipsiz bırakıldığından dosyanın işlemden kaldırıldığı ve 3 aylık yasal süresi içerisinde dosyanın yenilenmediğinden 11/09/2019 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
...’nün 21/01/2020 havale tarihli müzekkere cevabında keşideci şirketin adresinin ... Mahallesi ... Sokak No:... ... ... ve faal olduğu, son tescilini 29/06/2015 tarihinde yaptırdığının bildirildiği, şirketi ...'ın münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu, başka herhangi bir değişikliğin tescil edilmediği, bononun düzenlenme tarihi itibariyle ...'ın resmi olarak şirket yetkilisi olmadığı görülmüştür.
Somut olayda, takip dayanağı 05/10/2018 düzenlenme, 30/10/2018 ödeme tarihli, 55.000,00-TL bedelli bonoda keşideci olarak ... San. Tic. Ltd. Şti ünvanının yazılı olduğu, şirket adına ...'ın birbirinin aynı olan iki adet imzasının bulunduğu, imzaların kendisine ait olduğu hususunun muteriz borçlu davacının da kabulünde olduğu ve imza inkarına dair ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararının da bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, bononun ön yüzüne atılan her imzanın avâl hükmünde olduğu, temsil yetkisi olmadığı halde keşideci tüzel kişi şirket adına senet imzalayan ve imza inkarında da bulunmayan aval veren yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket eden ...'ın iş ve eylemlerinden dolayı muteriz borçlu ...'ın tek yetkili temsilcisi olma sıfatıyla atılan imzadan şahsen de sorumlu olacağı tabi olup, hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapılmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2018/16046 Esas sayılı takip dosyası, İzmir 10.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/241 Esas sayılı dosyası birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu bononun yasanın öngördüğü zorunlu unsurları taşıdığı, senette şekle ait bir noksandan söz edilemeyeceği, bononun yüzündeki iki imzanın da şirket adına olduğunun imza sahibi ve davacı kabulünde olduğu, aval kurumuna ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, keşideci şirket lehine verilen avalden dolayı davacının şirket borçlarından müteselsilen sorumlu olduğu,
dava konusu senetle ilgili taraflar arasında temel borç ilişkisine yönelik de ihtilaf bulunmadığı alacaklı davalının borçlu şirket adına kambiyo senedi düzenleme konusunda aval verenin yetkisinin olup olmadığı noktasında bilmesinin kendisinden beklenemeyeceği , bono alacaklısının, lehine aval verilen tüzel kişi şirkete başvurabileceği gibi şirket temsilcisine de gidebileceği anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
(Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas No: 2018/9989 Karar No: 2019/579, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesi Dosya No: 2018/1017 Karar No: 2018/832,Yargıtay 12.Hukuk Dairesi Esas No: 2019/6122 Karar No: 2020/3562)" gerekçesi ile, "Davanın REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir.
Mahkemece 12/01/2021 tarihli ek kararı ile de.
Davacı vekili 11/01/2021 havale tarihli dilekçesinde özetle; mahkememizce yapılan yargılama sırasında 14/11/2019 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir kararı verilmiş olmasına rağmen yargılama neticesinde verilen hükümde ihtiyati tedbire ilişkin karar kurulmadığını, mahkememizin 14/11/2019 tarihli ara kararı ile davacının ihtiyati tedbir talebinin kabul edildiğini ancak tedbir kararının hangi aşamaya kadar devam edeceği hususunun belirtilmediğini,
davacının müvekkilinin alacağına kavuşmasını önlemek kastıyla kötü niyetle hareket ettiği ve ikame ettiği haksız davaları ile müvekkilini zarara uğrattığının ortada olduğunu belirterek mahkememizce alacağın %20 sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, ara karar ile verilen ihtiyati tedbir kararının akıbeti ve icra inkar tazminatı taleplerinin HMK 305/A maddesi uyarınca ek kararda düzenlenmesini talep etmiştir.
Mahkememizin 17/11/2020 tarih, 2019/1065 Esas, 2020/521 Karar sayılı dosyasında verilen ilamın incelenmesinde; gerekçeli kararının henüz tebliğe çıkarılmadığı, mahkememizce sehven hüküm fıkrasının eksik bırakıldığı, hükümde ihtiyati tedbir kararı ve icra inkar tazminatı ile ilgili düzeltme yapılması gerektiği incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış, talebin kabulü ile aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM
1-Mahkememizin 14/11/2019 tarihli ara kararı uyarınca İzmir 10. İcra Müdürlüğünün 2019/16046 Esas sayılı dosyası için verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, 2-İzmir 10. İcra Müdürlüğünün 20/11/2019 tarihli müzekkere cevabında ihtiyati tedbir kararının infaz edildiği anlaşıldığından %20 kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, "şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece davanın haksız ve mesnetsiz şekilde reddedildiğini, öncelikle dikkat edilmesi gereken hususun bononun ön yüzüne atılmış olan çift imzanın müvekkiline değil, şirketi temsile yetkili olmayan ...'a ait olduğunu, yetkisiz temsilcinin şirketi borç altına sokacak eylemlerinden ancak şahsi hukuki sorumluluğunun doğabileceğini, somut olayda müvekkili ... San. Tic. Ltd.
Şti'nin olay tarihindeki tek ticari temsilcisi olup ilgili bono üzerinde herhangi bir imzasının bulunmadığını, hatalı olan bir diğer hususun ise yerel mahkeme tarafından alınan 12.01.2021 tarihli ek karar ile müvekkili aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi olduğunu, uyuşmazlık konusu senedin üzerinde imzası bulunmayan limited şirket temsilcisi müvekkilinin borçtan şahsi sorumlu olduğu iddiası ile hakkında yürütülen icra takibinin hukuka aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından gerek söz konusu açık yasa hükmünün, gerekse de yüksek mahkeme kararlarının göz ardı edilerek müvekkilinin şahsına karşı,
şirket borcundan dolayı icra takibi başlatmış olmasının hukuka ve mevzuat hükümlerine aykırı olduğunun alenen görüldüğünü, ayrıca mahkemenin 14/11/2019 tarihli ara kararı ile verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar vermiş olmasının müvekkilinin mağduriyetine sebebiyet verdiğini belirterek müvekkili lehine anılan ara karar ile kurulan ihtiyati tedbirin kaldırılmış olması nedeniyle,
söz konusu dava hakkında nihai karar verilinceye dek müvekkilinin hak kaybına uğrayacak olup bunun sonucunda meydana gelecek zararın tazmininin güç olacağını beyanla yerel mahkemenin gerekçeli kararının ve 12/01/2021 tarihli ara kararının kaldırılmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, bonoya dayalı icra takibine karşı menfi tespit istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Poliçenin yüzüne, keşideci veya muhatap müstesna olmak üzere poliçe borçlularının veya üçüncü şahısların sadece imza etmeleri halinde, imza eden şahıs aval vermiş sayılır. Bu, yasal bir karinedir.
Bono veya emre muharrer senet, senedi tanzim edenin imzasını ihtiva eder . Borçlu sıfatıyla senedi imzalayan kişinin gerçekte adının farklı olması, o senedi geçersiz hale getirmez. Önemli olan husus, senet altındaki imzanın, o senedi keşide eden (düzenleyen) borçluya ait olmasıdır. Kambiyo senetlerinde sorumluluğu tespit eden husus, borçlunun (keşidecinin) imzasıdır. İmzanın, “borçlu” veya “kefil-aval veren” sıfatlarından hangisi ile atılmış bulunduğunun da senette belli edilmesi gereklidir (Doğanay, İsmail, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 2. Cilt, 4.Bası, s.2086).
Bononun geçerli olması için, tek imza yeterlidir ve senet ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır. Ne var ki, bononun ön yüzüne keşideci tarafından iki imza atılmış olsa dahi, bu imzalar aval olarak kabul edilemez. Ancak, keşideciden başka bir kişi tarafından aval veya benzeri sözler kullanılarak imzalanmışsa aval olarak sayılır.
Keşidecinin el yazısıyla atılmış imzasının senedin ön yüzünde ve senet metninin altında bulunması gereklidir. Kanunen keşidecinin imzası yeterli olmakla birlikte keşidecinin kim olduğunun tespiti ve özellikle keşidecinin tüzel kişi olması durumunda keşideci ünvanının poliçede yer alması, poliçenin kimin tarafından verildiğinin tespiti bakımından önemlidir. Zira, poliçede imzası bulunanın borçlu olarak mı yoksa bir başka kişi adına temsilen veya vekaleten mi imzalamış olup olmadığının tespiti ancak ad ve soyadı veya ünvan ile sıfatın belirtilmiş olması ile mümkündür.
Temsile yetkili olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzalayan kişi ile temsil yetkisini aşar biçimde poliçe imzalayan kişiler, poliçeden dolayı kişisel olarak sorumlu olurlar.
Hemen vurgulanmalıdır ki, şirket yetkilisi tarafından da olsa senede atılan ikinci imza, şirket kaşesi olmadan atılmış ise, burada keşideci sıfatı söz konusu olmayacağından, bu imza aval olarak kabul edilir ve bu imza sahibi borçtan şahsen sorumlu olur. Senette atılan her iki imza da şirket kaşesi üzerine atılmışsa, burada artık aval olgusundan söz edilemez.
Somut olayda.
Davacı davalı ile davacının ortağı olduğu firma arasında gerçekleştirilen ticari işler sonucu davacının ortağı olduğu şirket tarafından borca karşılık bir bono düzenlendiği ve davalı şirkete teslim edildiği,davacının ortağı olduğu şirketin bono ile taahhüt ettiği borcu ödeyemediği, İzmir 10.İcra Müdürlüğünün 2018/16046 E. Sayılı dosyası ile davacının ortağı olduğu şirket aleyhine hem de davacının şahsı aleyhine icra takibine geçildiği, davacının maaşına haciz konulduğu,
icra takibinin iptaline, davanın açıldığı ana dek çalıştığı kurumdan almış olduğu maaş haczi ile tahsil edilerek icra dosyası alacaklı davalı şirkete verilmiş olan tutarın iadesine, başlatılan icra dosyası kapsamında borçlu olmadığının tespitine, cebri icra yoluyla alacağın tahsili halinde davanın istirdat davası olarak devamına, kötüniyet tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı taraf senedin tanzim tarihinde, takip borçlusu şirketin tek ortağı ve münferiden temsile yetkili müdürünün davacı ... olduğu, senet metninde yer alan çift imza nedeniyle, davacının aval sıfatıyla borçtan şahsi sorumluluğu bulunduğu, aval sıfatıyla borçtan sorumlu davacının, şirketin limited şirketi olması nedeniyle şahsi olarak borçlardan sorumlu tutulmayacağı yönündeki iddiasının dikkate alınamaz nitelikte olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, hükmün tamamlanması ek kararı ile de tedbirin kaldırılmasına ve tedbir infaz edildiğinden kötü niyet tazminatına karar verilmiştir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına,
dava konusu senetle ilgili taraflar arasında temel borç ilişkisine yönelik uyuşmazlık bulunmadığının, bononun yüzündeki iki imzanın da şirket adına olduğunun davacı kabulünde olduğunun, keşideci şirket lehine verilen avalden dolayı davacının şirket borçlarından müteselsilen sorumlu olduğunun anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2021/602, K. 2024/1676, 3 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama