KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 5 Şubat 2025
- Dosya no
- 2022/1222
- Karar no
- 2025/140
- İncelenen kararın mahkemesi
- İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 03/05/2021 (Dava) - 06/04/2022 (Karar
- Numarası
- 2021/279 Esas - 2022/304 Karar
- Dava
- Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Bam karar tarihi
- 05/02/2025
- Karar yazım tarihi
- 05/02/2025
Karar Metni
3.021 kelime·15 dk okuma·6 bölüm
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/279 Esas-2022/304 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı banka ile dava dışı ... Ltd.
Şti şirketi arasında 21.03.2011 tarih, 16.09.2011 tarih, 04.11.2015 tarih ve 21.12.2017 tarihli genel kredi sözleşmeleri imzalandığını, müvekkilinin, yalnızca son sayfalarını müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, öncelikli olarak kefaletlerin yasal olarak geçerli olup olmadığının re'sen araştırılmasını, şartları taşımıyor ise geçersiz olduğunun kabulünü talep ettiklerini, kefalet geçerli ise, genel kredi sözleşmelerinin kefalete ilişkin bölümleri ile teminat mektubuna ilişkin bölümlerinde gayri nakdi kredilerin depo edilmesinin kefilden istenebileceğinin düzenlenmediğini, düzenlenmiş ise bu düzenlenmenin genel işlem koşulu olduğunu,
bu sebeple depo talebinin haksız olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin depo borcu ile bu borca ilişkin fer'i taleplerden sorumluluğunun bulunmadığının ve dolayısıyla İzmir 2. İcra Müdürlüğü’nün 2019/4283 sayılı dosyada borçlu olmadığının tespitini talep ettiklerini, müvekkili kefilin depo talebinden sorumluluğu bulunmamakta olup sözleşmede buna ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığını (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/11287 Esas-2017/6087 Karar, 2016/753 Esas-2016/7650 Karar, Yargıtay Büyük Genel Kurulu 2016/1 Esas-2017/6 Karar),
bir an için sözleşmede depo talebine ilişkin açık bir düzenleme bulunduğu kabul edilse bile -kabul anlamına gelmemekle birlikte- genel işlem koşulu niteliğinde olup yazılmamış sayılması gerektiğini, müvekkilinin sözleşmenin her sayfasında imzasının bulunmadığını, müvekkili ile şartların hiçbir şekilde tartışılmadığını, tartışıldığına ilişkin herhangi bir ibarenin de sözleşmenin ilgili sayfalarında belirtilmediğini, asil yönünden temerrüt şartları doğmamış olup çekilen kat ihtarının İİK’nın 296.maddesine aykırı olduğunu,
Üsküdar 6. Noterliğinin 05.10.2018 tarihli -davacının iddiasına göre kat ihtarı olan fakat kendilerince TBK’nın 594.maddesi gereğince yapılması gereken bildirim olan- ihtar incelendiğinde, depo taleplerinin dayanağının konkordato olduğunun açıkça dile getirildiğini, taraflar arasındaki genel kredi sözleşmelerinin sözleşmenin feshine ve kredi kullanan tarafın temerrüdüne ilişkin kısımlarına bakıldığında şirketin konkordato ilan etmesinin borçları muaccel hale getireceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığını, kaldı ki ...
Bankasının hiçbir nakdi riski bulunmamakta olup dava dışı asıl borçlu ...ın yalnızca gayri nakdi kredileri bulunduğunu, gayri nakdi kredilerin nakde dönüşmedikçe kredi sayılmadığını, başka hesapta tutulduğunu, dolayısıyla asıl borçlu için alacağın tartışmalı olup muaccel hale gelmediğini, yapılan işlemin İİK’nın 296.maddesine aykırı olmadığı kabul edilse bile tedbir kararlarına rağmen davalı tarafça depo talep edilmesinin hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiğini,
İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/1100 Esas sayılı dosyasındaki (güncel dosya numarası 2021/42 Esas) tedbir kararlarında dava dışı asıl borçlu için verilmiş teminat mektuplarının nakde çevrilmemesi konusunda tedbir kararına hükmedildiğinin sabit olduğunu belirterek, İzmir 2. İcra Müdürlüğü’nün 2019/4283 sayılı dosyasında müvekkilinin depo talebinden ve ferilerinden (komisyon, bmsv, avukatlık vekalet ücreti vs.) sorumlu olmayacağı gerekçesiyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın ...'dan alacaklı olduğunu, genel kredi sözleşmelerine istinaden kullandırılan kredilerin ödenmemesinden dolayı kredi hesapların kat edildiğini, kredi alacağının tahsili amacıyla İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2019/3214 sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, ayrıca müvekkili bankanın teminat mektubu riskinin de bulunduğunu, Üsküdar 6. Noterliğinin 05/10/2018 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini ve borçlulara tebliğ edildiğini, borçlular ihtara itiraz etmedikleri gibi ödeme de yapmadıklarından İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2019/4283 sayılı dosyası ile ilamsız takip yapıldığını,
davacı/borçlunun ihtarnameye ve takibe itiraz etmediğini, işbu menfi tespit davasını alacağın tahsilini engellemek için kötü niyetli olarak açtığını, borçlu ...'nun mal varlığı üzerinde muvazaalı işlemler yaptığının ve mallarını elden çıkardığının tespit edildiğini, genel kredi sözleşmesinde kefillerin de teminat mektubundan sorumlu olacağının açıkça yer aldığını, 21/12/2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin 17.sayfası ve devamında kredi türleri konusunda maddelerin yer aldığını, sözleşmenin 24.sayfasında 5.10.maddesinde bir kredi türü olan teminat (kefalet) mektubu ve kontrgaranti kredisi açılmasının düzenlendiğini,
sözleşmenin 5.10.5.maddesinin.
"Bu takdirde, bu sözleşmeyi imza edenlerin (kefil veya kefiller dahil) sorumluluğu, teminat 'kefalet) mektupları için olduğu gibi Banka tarafından kontragaranti verilmesi durumunda da aynen devam eder" şeklinde olduğunu, yine sözleşmenin teminat mektubu kredisi açılmasına ilişkin kısımda bankanın depo talebine ilişkin hükümlerin yer aldığını, sözleşmenin açık hükümlerinin yanı sıra ihtarname ile de talebi bildirilmişse de yerine getirilmediğini, genel kredi sözleşmesinde kredinin kefalet karşılığı kullandırılması ve kefillerin sorumluluğu kısmında da kefalete ilişkin tüm bilgilerin açıkça yer aldığını,
müşteri ve kefillere gerekli bilgilendirmelerin yapıldığının, sözleşmeyi inceleme ve değerlendirme imkanı verildiğinin müşteri ve kefillerce beyan edildiğini, dolayısıyla davacı borçlunun sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu olduğu ve yazılmamış sayılması gerektiği yönündeki iddiasının dayanaksız olup alacağın tahsilini engellemeye yönelik ve kötü niyetli olduğunu, kaldı ki bir ticari şirketin ortağı olan kefillerin ticari nitelikli kredi sözleşmesine ilişkin genel işlem koşulları iddiasının dinlenemez olduğunu, nitekim bir tüketici kredisi olmayıp ticari kredi olduğunu, alacağın muaccel hale geldiğini ve temerrütün oluştuğunu beyanla,
davanın reddine, davacının haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle %20'den aşağı olmamak koşuluyla tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, ".....Bankaya ait defter ve kayıtlar üzerinde yapılan incelemeye dayalı olarak uzman bilirkişiden alınan rapor ve ek rapor ile uyuşmazlığın çözümü yoluna gidildiği, davacı tarafça kefaletin geçersiz olduğu iddia edilmiş ise de; alacağın genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, kredi sözleşmelerinin düzenlendiği tarihte davacının şirketin ortağı olup, TTK'nın 7.maddesinde düzenlenen teselsül karinesi de dikkate alındığında somut sözleşme yönünden genel işlem koşullarının uygulama yeri bulunmadığı,
bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere kefaletin TBK'nın 583.maddesinde yazılı koşullara uygun olarak düzenlenmesi nedeniyle geçerli olduğu, davacı tarafından tüm sözleşme hükümlerinin okunduğuna dair sözleşme hükmü dikkate alındığında yalnız son sayfada imzasının bulunması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğuna ilişkin iddiasınında da haklılık bulunmadığı,
dava dışı borçlu şirketin konkordato süreci nedeniyle dava konusu alacağın çekişmeli alacak kabul edilip, ihtiyati tedbir kararına konu edilmesi nedeniyle alacağın muaccel olmadığına ilişkin davacı iddiasının, davacının kefil olması nedeniyle konkordato sürecindeki dava dışı borçlu şirketten bağımsız olarak hakkında hesabın kat edilmesi ve takip yapılmasına bir engel durum söz konusu olmadığı gibi konkordato dosyasında verilen çekişmeli alacak ve tedbir kararlarının davacının sorumluluğunu etkiler niteliğinin bulunmadığı, kat ihtarının İİK'nın 296.maddesine aykırı olarak düzenlendiği iddiasının da haklı olmadığı,
buna göre davacı tarafın, davaya ve takibe dayanak sözleşmede gayrinakdi alacakların depo edilmesinden davacının sorumlu tutulacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı iddiası dışındaki tüm iddialarında haklılık bulunmadığı dikkate alınarak, davanın kabul edilmesini gerektirir dava sebepleri olarak görülmediği, davalı taraf; davacının ihtarnameye ve icra takibine itiraz etmediği, alacağın muaccel olduğu iddialarında bulunmuş ise de, bu nedenlerin davacının menfi tespit davası açmasına engel bulunmadığı,
davacının mal varlığını erittiğine, alacağın tahsilini engellemeye yönelik olarak kötü niyetli dava açtığına ilişkin iddiaların dinlenebilir ve davanın reddini gerektirir sebepler olmadığı dikkate alınarak, davalı tarafça dile getirilen bu iddiaların davanın reddi nedeni olarak görülmediği, uyuşmazlığın; davacının gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumlu olup olmadığına ve bu konuda sözleşmede açık bir hüküm bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı,
yerleşmiş Yargıtay kararları gereği genel kredi sözleşmeleri nedeniyle müteselsil kefillerin, gayri nakdi alacakların depo edilmesinden sorumlu tutulmaları için dayanak, sözleşme veya sözleşmelerde bu konuda açık bir hükmün bulunmasının zorunlu olduğu, bilirkişi, rapor ve ek raporunda;
kat ihtarnamelerinin dava dışı şirkete ve davacıya 09/10/2018 tarihinde tebliğ edilip 11/10/2018 tarihinde temerrüdün oluştuğunu, 21.12.2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra davaya ve takibe konu teminat mektubunun 28.12.2017 tarihinde düzenlendiğini, davaya ve takibe konu gayri nakdi alacağın kefillerden talep edilebileceğine ilişkin sözleşmelerde açık bir hüküm bulunmadığını bildirdiği, davaya ve icra takibine konu teminat mektubunun;
borçlu şirket lehine ve İzmir Defterdarlığı Milli Emlak Dairesi Başkanlığı Karşıyaka Emlak Müdürlüğüne hitaben 28.12.2017 tarihinde 500.000,00 TL bedelli olarak düzenlenip verilmiş olduğu, icra takip ve dava tarihi itibariyle teminat mektubunun tazmin edilmemiş durumda olduğu, bir başka deyişle nakdi alacağa dönüşmediği, takibe ve davaya konu teminat mektubunun 21.12.2017 tarihli sözleşme kapsamında düzenlendiği, bu sözleşmede kefillerin gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumlu olduklarına dair açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olduğu,
davalı tarafça, sözleşmenin diğer hükümleri ile birlikte, 'teminat (kefalet) mektubu kontrgaranti kredisi açılması' başlıklı 5.10.5 maddesinde düzenlenen; 'müşterinin talebi üzerine ve gerekli izinlerin müşteri tarafından alınmış olması kaydı ile Banka bu maddede yer alan kredileri müşteri lehine yurt dışında teminat mektubu verilmesi sağlamak amacıyla; muhabirlerine veya başka kuruluşlara hitaben kontrgaranti düzenlenmesi şeklinde de kullandırabilir.
Bu takdirde, bu sözleşmeyi imza edenlerin (kefil veya kefiller) dahi sorumluluğu teminat mektupları için olduğu gibi banka tarafından kontrgaranti verilmesi durumunda da aynen devam eder' hükmünün kefillerin gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumluluğunun bulunduğuna dair açık bir hüküm olduğunun iddia edildiği, ancak bu hüküm dışında gayri nakdi alacağın depo edilmesinden kefillerin sorumlu olduklarına dair sözleşmede hiç bir açık hükmün bulunmaması,
bu maddedeki düzenlemenin atıf şeklinde olup, atıf yapılan ve kefillerin sorumluluğunu içeren açık bir hüküm bulunmaması karşısında başlı başına bu nitelikte bir hüküm olarak sayılmasının mümkün bulunmadığı, buna göre davaya ve icra takibine konu alacağın henüz tazmin edilmemiş teminat mektubundan kaynaklanan alacak ve ferileri olup, yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince müteselsil kefillerin gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumlu olduklarına dair açık bir hükmün bulunmaması halinde bu nitelikteki alacaktan sorumluluğunun bulunmadığı dikkate alındığında,
somut olayda davacı müteselsil kefilin teminat mektubundan kaynaklanan gayri nakdi alacak ve fer'ilerinden sorumluluğunun bulunmadığının anlaşıldığı, davalı tarafça kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de, davanın kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle davalı tarafın kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmekle.
DAVANIN KABULÜ İLE; davacının, davaya konu İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2019/4283 sayılı dosyası ile bu dosyadaki tüm alacak nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, davalı tarafın kötü niyet tazminatı isteminin reddine...." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili tarafından, "...Müvekkili bankanın, gerek nakdi gerekse gayri nakdi krediler yönünden davacıdan alacaklı olduğunu, müvekkilinin teminat mektubu riskinin bulunduğunu, 05.10.2018 tarihli noter ihtarnamesi keşide edildiğini ve borçlulara tebliğ edildiğini, ihtara itiraz etmedikleri gibi ödeme de yapmadıklarından İzmir 2. İcra Müdürlüğü’nün 2019/4283 sayılı dosyası ile ilamsız takip yapıldığını, genel kredi sözleşmesinde kefillerin de teminat mektubundan sorumlu olacağının açıkça yer aldığını, 21.12.2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin 17.sayfası ve devamında kredi türleri konusunda maddelerin yer aldığını,
sözleşmenin 24.sayfasında 5.10.maddesinde bir kredi türü olan 'Teminat (Kefalet) Mektubu ve Kontrgaranti Kredisi Açılması' başlığının düzenlendiğini, sözleşmenin 5.10.5.maddesinin aynen; ‘...Bu takdirde, bu sözleşme'yi imza edenlerin (kefil veya kefiller dahil) sorumluluğu, teminat (kefalet) mektupları için olduğu gibi Banka tarafından kontrgaranti verilmesi durumunda da aynen devam eder’ şeklinde olduğunu, yine sözleşmenin teminat mektubu kredisi açılmasına ilişkin kısımda bankanın depo talebine ilişkin hükümlerin yer aldığını, sözleşmenin açık hükümlerinin yanı sıra ihtarname ile de depo talebi bildirilmişse de yerine getirilmediğini,
sözleşmenin 'Teminat (Kefalet) Mektubu ve Kontrgaranti Kredisi Açılması başlıklı' bölümü 25.sayfasında.
5.10.12.maddesinde; ‘Müşteri, Banka'nın kefalet ve garanti ettiği tutarları istemi halinde, derhal Banka'ya yatırmayı kabul ve taahhüt eder’ denildiğini, müşteri ve kefillere gönderilen ihtarnamede bankanın depo talebini açıkça ihtaren bildirdiğini, ancak ihtara itiraz edilmediği gibi depo talebinin de yerine getirilmediğini, genel kredi sözleşmesinde kredinin kefalet karşılığı kullandırılması ve kefillerin sorumluluğu kısmında da kefalete ilişkin tüm bilgilerin açıkça yer aldığını (3.5.2.1. madde-3.5.2.6. madde), müşteri ve kefillere gerekli bilgilendirmelerin yapıldığının,
sözleşmeyi inceleme ve değerlendirme imkanı verildiğinin müşteri ve kefillerce beyan edildiğini, sözleşmenin bir bütün olduğunu, bir sayfası kabul edilip başka bir sayfasının yok sayılmasının düşünülemez olduğunu, sözleşme ve kredi kullandırım süreçlerinde herhangi bir itiraz ve iddiası bulunmayan davacının iş borç ödemeye gelince ileri sürdüğü dayanaksız iddialarının alacağın tahsilini engellemeye yönelik olduğunu, bir ticari şirketin ortağı olan kefillerin ticari nitelikli kredi sözleşmesine ilişkin genel işlem koşulları iddiasının dinlenemez olduğunu, alacağın muaccel hale geldiğini ve temerrüdün oluştuğunu, ihtarnamede bankanın,
depo talebini açıkça ihtaren bildirdiğini, ancak ihtara itiraz edilmediğinden muaccel hale geldiğini ve temerrüt oluştuğunu, verilen kararın nispi hükmedilen vekalet ücreti ve harç yönünden de hatalı olduğunu, gayri nakdi alacaklar için maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken mahkeme heyetince nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin Yargıtay kararları ışığında hatalı olduğunu (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2015/11742 Esas-2016/3811 Karar)..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, genel kredi sözleşmesi uyarınca teminat mektubu depo bedeli için başlatılan icra takibi nedeniyle menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davaya konu, İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2019/4283 sayılı icra dosyasında, davalı bankanın, davacı kefil hakkında takibe dayanak kredi sözleşmelerinden kaynaklanan gayrinakdi alacağının, ihtara rağmen depo edilmediği iddiası ile 13.03.2019 tarihinde ilamsız takip yolu ile davacı ve dava dışı borçlular hakkında takip yaptığı, davacıya ödeme emrinin 08.04.2019 tarihinde tebliğ edilmiş olup itiraz edilmemesi nedeniyle takibin kesinleştiği, icra takibinin konusunun.
500.000,00 TL teminat mektubu bedeli, 1.875,00 TL komisyon bedeli ve 93,75 TL BSMV olmak üzere toplam 501.968,75 TL bedelin davacı banka nezdinde açılacak faiz getirmeyen bir hesaba depo edilmesi, eğer teminat mektubu bedeli depo edilmeden tazmin edilecek olursa, tazmin edildiği tarihten tahsil tarihine kadar yıllık % 69 temerrüt faizi ve faizin % 5’ i BSMV ile birlikte tahsiline yönelik olduğu anlaşılmıştır.
2-Somut olayda; davalı banka ile borçlu dava dışı ... .....Şirketi arasında 21.03.2011, 16.09.2011, 04.11.2015 ve 21.12.2017 tarihli genel kredi sözleşmeleri düzenlenmiş olup, davacının da bu sözleşmelerde müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaları mevcuttur. Davacının kredi sözleşmelerindeki imzalarına bir itirazı bulunmamaktadır.
Davacı taraf, kefaletin geçersiz olduğu, gayri nakdi kredilerden kefilin sorumlu olduğuna dair sözleşmelerde açık bir hüküm bulunmadığı, kefaletin belirsiz olduğu, sözleşmenin tüm sayfalarında imzasının bulunmadığı, kat ihtarının konkordatoya dayalı olarak ve İİK'nun 296. maddesine aykırı olarak talep edildiği, davaya konu alacağın konkordato davasına bakan mahkemece çekişmeli alacak olarak kabul edildiği ve ihtiyati tedbir kararı verildiği nedenleri ile alacağın muaccel olmadığı, kefaletin geçersiz olduğu ve gayri nakdi alacakları kapsamadığı iddiasında bulunmuştur.
Davalı taraf ise, genel işlem koşullarının somut davada uygulanmasının mümkün bulunmadığını, sözleşmelerin ticari nitelikte bulunduğunu, sözleşmede kefillerin gayri nakdi alacaklardan sorumluluğunun açık şekilde düzenlendiğini, davacının ihtarnameye ve icra takibine itiraz etmediğini, alacağın muaccel olduğunu, davalının müteselsil kefil sıfatı ile dava konusu alacaktan sorumluluğunun bulunduğunu savunmuştur.
3-Dava ve icra takip tarihleri itibariyle teminat mektubunun tazmin edilmediği anlaşılmakta olup, teminat mektubunun 21/12/2017 tarihli genel kredi sözleşmesine dayalı olarak düzenlendiği hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Yine, kefalet sözleşmelerinin geçerliliğine dair de dosya kapsamında bir ihtilaf kalmadığı görülmektedir.
4-Buna göre; tarafların, davacının kefil sıfatıyla davaya konu gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumluluğuna ilişkin karşılıklı iddiaları dışındaki tüm iddiaları haklı görülmemekle, uyuşmazlık davacının gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumlu olup olmadığı ve bu konuda sözleşmede açık bir hüküm bulunup bulunmadığı noktasında toplanmıştır.
5-Davalı tarafça, sözleşmenin diğer hükümleri ile birlikte özellikle "teminat (kefalet) mektubu kontrgaranti kredisi açılması" başlıklı 5.10.5 maddesinde düzenlenen; "müşterinin talebi üzerine ve gerekli izinlerin müşteri tarafından alınmış olması kaydı ile Banka bu maddede yer alan kredileri müşteri lehine yurt dışında teminat mektubu verilmesi sağlamak amacıyla; muhabirlerine veya başka kuruluşlara hitaben kontrgaranti düzenlenmesi şeklinde de kullandırabilir.
Bu takdirde, bu Sözleşmeyi imza edenlerin (kefil veya kefiller) dahi sorumluluğu teminat mektupları için olduğu gibi banka tarafından kontrgaranti verilmesi durumunda da aynen devam eder" hükmüne dayanılmaktadır. Ancak bu hüküm, kefillerin sorumluluğuna ve kefaletin kapsamına ilişkin düzenleme olmayıp, müşterinin yurt dışında teminat mektubu kullanmasına ve şekline ilişkin bir düzenlemedir.
Dava konusu teminat mektubu ise yurt dışı kredisine ilişkin olmayıp, borçlu şirket lehine ve İzmir Defterdarlığı Milli Emlak Dairesi Başkanlığı Karşıyaka Emlak Müdürlüğüne hitaben 28.12.2017 tarihinde 500.000,00 TL bedelli olarak düzenlenip verilmiştir. Dolayısıyla dava ve icra takibine konu teminat mektubu sözleşmenin 5.10.5 maddesi kapsamına girmemektedir.
Bu nedenle, bu maddeye dayanılarak davacı kefilin teminat mektubu bedelinin depo edilmesinden sorumlu olduğu sonucuna varılamaz.
Bu hüküm dışında gayrinakdi alacağın depo edilmesinden kefillerin sorumlu olduklarına dair sözleşmede hiçbir açık hükmün bulunmaması, bu maddedeki düzenlemenin atıf şeklinde olup, atıf yapılan ve kefillerin sorumluluğunu içeren açık bir hüküm bulunmaması karşısında başlı başına bu nitelikte bir hüküm olarak sayılmasının mümkün bulunmadığı,
buna göre davaya ve icra takibine konu alacağın henüz tazmin edilmemiş teminat mektubundan kaynaklanan alacak ve fer'ileri olup, yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince müteselsil kefillerin gayri nakdi alacağın depo edilmesinden sorumlu olduklarına dair açık bir hükmün bulunmaması halinde bu nitelikteki alacaktan sorumluluğunun bulunmadığı dikkate alındığında, somut olayda davacı müteselsil kefilin davaya ve icra takibine dayanak genel kredi sözleşmesinde depo edilmesi talep edilen tazmin edilmemiş teminat mektubundan kaynaklanan gayrinakdi alacak ve fer'ilerinden sorumluluğunun bulunmadığı,
buna bağlı olarak davaya konu ve icra takibine konu edilen alacak nedeniyle davacı bankaya borçlu olmadığı anlaşılmakla; ilk derece mahkemesi tarafından davanın kabulü ile davacının davaya ve icra takibine konu alacak nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir husus görülmemiştir.
6-Mahkemece, davanın kabul edilerek davacı lehine nispi vekalet ücreti takdir edildiği ve nispi harca hükmedildiği görülmektedir.
Dava ve takip konusu alacağın teminat mektubu depo bedeline ilişkin olduğu, nakdi alacak talep edilmediği gözetilerek, davacı lehine maktu vekalet ücreti takdir edilmesi ve harcın da maktu olarak alınması gerekirken, mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından, davalı vekilinin vekalet ücretine ve harca ilişkin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiş (bkz. aynı yönde bknz.
Yargıtay 11. HD 2023/2401 Esas – 2024/5012 Karar sayılı ilamı), ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK 353/1-b-2. madde uyarınca mahkeme kararının kaldırılarak, Dairemizce hükmün düzeltilmesi suretiyle yeniden hüküm tesis edilmesine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, mahkeme kararının HMK 353/1-b-2. madde uyarınca kaldırılıp, Dairemizce yeniden hüküm tesisine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/1222, K. 2025/140, 5 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama