İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINAİSTİNAF KARARI

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi E.2025/952 K.2025/952

Taraflar arasındaki Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince dava şartı yokluğundan usulden red kararı verilmiştir.

Esas2025/952Karar2025/952Tarih18 Haziran 2025Okuma16 dk · 3.209 kelime

KÜNYE

T.C. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

Karar tarihi
18 Haziran 2025
T.C. SAKARYA BAM 5. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
2025/952 - 2025/952
Dosya no
2025/952
Karar no
2025/952
Kararın yazıldığı tarih
18/06/2025
Başkan
... (...
Üye
... (...
Üye
... (...
Katip
... (...
İncelenen kararın mahkemesi
SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Dava tarihi
08/08/2024
Karar tarihi
10/04/2025
Numarası
2024/508 Esas - 2025/217 Karar
Dava
Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan
Hüküm
Kararın kaldırılması-Gönderme
İstinaf eden
Davacı vekili
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.209 kelime·16 dk okuma·8 bölüm

Taraflar arasındaki Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince dava şartı yokluğundan usulden red kararı verilmiştir.

İlk derece mahkemesinin kararı davacı vekili tarafından istinaf edilmekle; kesinlik, süre, istinaf şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, istinaf dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Üye Hakim tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalı Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş (SEDAŞ) ile aralarında düzenlenen 20.02.2018 tarihli abonelik sözleşmesine istinaden davalı SEDAŞ'tan elektrik hizmeti aldığını, davalı SEDAŞ tarafından sağlanan elektrik enerjisinde abonelik sözleşmesinin kurulduğu 20.02.2018 tarihinden itibaren birçok kez elektrik voltajının düşüp yükseldiğini ve aynı zaman da kesintiye uğradığını, söz konusu voltaj değişiklikleri nedeniyle müvekkilinin işletmekte olduğu otelde bulunan eşyaların ciddi şekilde zarar gördüğünü, eşyaların bir kısmının kullanılamaz hale gelerek yenisiyle değiştirildiğini,

bir kısmının ise tamir ettirildiğini, bu duruma bağlı olarak da müşterilere verilen hizmette aksaklıklar yaşandığını, davalı SEDAŞ'ın ayıplı hizmet sunduğunu, dolayısıyla müvekkillerinin uğramış olduğu zararı karşılaması gerektiğini, yukarıda belirtilen hususlar dışında 15/07/2023 tarihinde planlı olmayan bir elektrik kesintisi yaşanmış olup davalı şirket tarafından 5 gün boyunca bu sorunun giderilemediğini, 15/07/2023 tarihi yaz döneminde olup bir otel için de oldukça önemli olduğunu, dolayısıyla bu dönemde yaşanan arıza nedeniyle müvekkili şirket müşteri kaybetmiş olup 5 gün boyunca hizmet veremediğinden dolayı zarar gördüğünü,

davalı SEDAŞ ile işbu hususlarda defalarca görüşme yapıldığını ancak bir sonuç alınamadığından müvekkillerinin ticari hayatının olumsuz etkilendiğini, müvekkillerinin ciddi maddi kayıpları bulunmakta olup söz konusu zararların davalı SEDAŞ'ın kusuru nedeniyle meydana geldiğini, müvekkili şirketin müşteri ve itibar kaybının bilirkişi marifetiyle tespitinin mümkün olduğunu belirterek 10.000 TL zararın arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı müvekkili ile davacı yan arasında imzalanan abonelik sözleşmesinin başlangıcını 20.02.2018 tarihi olduğunu, söz konusu tarihten itibaren meydana gelen zararların tazminine ilişkin taraflarına karşı açılan iş bu davada ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler üç yıllık zamanaşımına tabi olduğu için davalı yanın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davalı müvekkili ile davacı arasında imzalanan abonelik sözleşmesinin başlangıç tarihi olan 20.02.2018 tarihinden itibaren meydana gelen zararların tazminine ilişkin açılan iş bu davada;

meydana geldiği ileri sürülen zarara ilişkin zararı öğrenme tarihinden itibaren 2 yıllık süre geçmiş olduğu için davacı yanın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davaya konu yerde ve tarihte voltaj dalgalanmasından kaynaklı uğranılan zararların tazminine ilişkin müvekkili şirkete herhangi bir başvuru yapılmadığını, müvekkili SEDAŞ tarafından sağlanan elektrik enerjisinde abonelik sözleşmesinin kurulduğu tarihten itibaren bir çok kez elektrik voltajı düştüğü, yükseldiği ve aynı zamanda kesintiye uğramış olduğunun gerçek olmadığını,

iddia edildiği üzere söz konusu voltaj değişiklikleri nedeniyle davacı şirketin işletmiş olduğu otelde bulunan eşyaların zarar görmüş olmasının müvekkili şirket SEDAŞ'ın sorumluğu kapsamına girmediğini davacı tarafından salt yetkili servis raporuna dayanılarak müvekkili şirketin sorumlu olduğunu kabul etmenin hukuka aykırı olacağını, ayrıca davacı şirketin yüksek gerilimlere karşı koruma görevi yapan cihazın çalışmadığı veya bulunmaması nedeniyle cihazların yüksek gerilimden dolayı zarar görme ihtimali olduğunu,

davacı şirketin gerekli özen ve tedbiri göstermeyerek söz konusu zararın ortaya çıkmasına sebebiyet verdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına göre;... 1-Davacının elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zarar yönünden davanın, 6102 Sayılı Yasanın 5/A -1 ve HMK'nın 115/2 Maddeleri gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden REDDİNE, 2-Davacının cihazlarda meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini yönündeki davasının, ispatlanamadığından esastan REDDİNE, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki talepleri ile arabuluculuk dosyasındaki taleplerinin birbirinden ayrı olmadığını, bu nedenle yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, dava dilekçesinin ekinde imzalı arabuluculuk son tutanağının sunulduğunu, arabuluculuk tutanağında "başvurucunun talep ettiği SEDAŞ’tan alınan elektrik hizmetinin olması gerektiği gibi verilmemesi iddiasıyla eşyaların ve cihazların zarar görmesi nedeniyle yaşanan maddi kayıpların tazmini istemli uyuşmazlık konusunda anlaşmaya varamadılar." denildiğini,

son tutanak incelendiğinde taleplerinde "maddi kayıpların tazmini" şeklinde genel bir alacağın vurgulandığının görüldüğünü, bu talebin içine aynı zamanda dava dilekçesinde olduğu gibi elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zararın tazmini talebinin de girdiğini, talebin lafzına baktığımızda mahkemenin yanlış bir yorumlama yaptığı ve birbirinden bağımsız birden fazla istemin aynı davada (davaların yığılması) durumunun oluşmadığının da görüleceğini, kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, dava öncesi arabuluculuğa başvurulması yeterli olunup,

dava dilekçesinin talep kısmındaki hususların belirtilmemesinin usulden ret sebebi olamayacağını, eldeki davanın talepleri doğrultusunda aynı mahkemede aralarında bağlantı bulunan Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/604 E. Sayılı dosyası ile birleşmesi gerektiğini, birleşecek dosyanın arabuluculuk sürecinde davanın reddine sebep olan tüm başvuruların yapıldığını, dosyalar birleştirildiğinde görüleceği üzere mahkemenin usulden ret kararı verdiği durumun meydana gelmediğinin görüleceğini, taleplerin somutlaştırılmadığı iddiası hatalı olup, bilirkişi tarafından hasarlar ve zararlar tespit edilmeden davanın reddinin kabul edilemeyeceğini,

mahkemenin talebi doğrultusunda müvekkili tarafından somutlaştırma işleminin olması gerektiği gibi yapıldığını, ayrıca mahkemenin bilirkişi ve keşif delilleri uyarınca bilirkişiye başvurup, bilirkişi tarafından da zararlarının tespitini yapması gerekirken doğrudan ispatlanamadığı gerekçesi ile dosyayı karara çıkartması hak ihlali olup, hukuka aykırı olduğunu, elektrik kesintisi ve voltaj dalgalanmalarının her birinin kayıtlarla sabit olduğunu, müvekkili bunun neticesinde tüm zararların dayandığı vakıaları somut olarak sunmuş olup, bilirkişi incelemesi ve keşif yapılması halinde zararın boyutlarının ortaya çıkacağını da bildirdiğini beyanla;

arz ve izah edilen nedenlerle; fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla, istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin vermiş olduğu hukuki dayanağı olmayan ve soyut iddialarına ilişkin istinaf dilekçesinin esastan reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Maddi Zarar Tazmini Talebi (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 Sayılı HMK, 6102 sayılı TTK, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu

3. Değerlendirme

Dava; elektrik hattındaki dalgalanma nedeniyle davacının işletmesindeki cihazlardaki arıza nedeniyle oluşan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince kamu düzeni yönünden ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

İlk derece Mahkemesince, davacının elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zarar talebi yönünden davanın, 6102 Sayılı Yasanın 5/A-1 ve HMK'nın 115/2 Maddeleri gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine; davacının cihazlarda meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini yönündeki davasının ispatlanamadığından esastan reddine dair verilen karar davacı vekilince istinaf edilmiştir.

1-Davacının elektrik kesintisi nedeniyle şirketin hizmet veremediği iddiasına dayalı zarar talebi yönünden davanın, 6102 Sayılı Yasanın 5/A-1 ve HMK'nın 115/2 Maddeleri gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine dair karar yönünden yapılan incelemede;

HMK'nın 115/2 maddesi gereğince Mahkemece, dava şartı noksanlığının tespiti halinde davanın usulden reddine karar verileceği; 140/3 maddesinde de, ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edileceği, tutanağın altının duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanarak tahkikatın bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütüleceği hüküm altına alınmıştır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'un 17/2 maddesi: "Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı bir tutanak ile belgelendirilir. Arabulucu tarafından düzenlenecek bu belge, arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanır. Belge taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanmazsa, sebebi belirtilmek suretiyle sadece arabulucu tarafından imzalanır.", 17/3 maddesi: "Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar."

Öte yandan T.C. Anayasası'nın 141/son maddesi ile "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu" belirtilmiş, 6100 sayılı HMK'nın usul ekonomisi ilkesi başlıklı 30. maddesi ile de "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir.

Yasa koyucunun, arabuluculuk kurumunu düzenleme altına almadaki amacının, taraflar arasındaki uyuşmazlıkları mahkemeye başvurmadan, gereksiz masraf yapmadan, barışçı yollarla ve kısa zamanda çözüme kavuşturmak olduğu tartışmasızdır.

Anılan düzenlemeler hep birlikte değerlendirildiğinde ve arabuluculuk kurumunun amacı gözetildiğinde dava açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olması yeterlidir. Önemli olan husus, dava açılmadan önce dava şartının yerine getirilmesi, yani usulünce arabulucuya başvurulması olduğundan, dava dilekçesi ile talep edilen alacak kalemlerinin arabuluculuk tutanağında hiç yazılmamış olması veya kısmen yazılmış olması hallerinde tutanakta yazılı olmayan alacak kalemleri yönünden dava şartının yerine getirilmediğinden söz edilemez ve davanın usulden reddi gerekmez.

Dava konusu isteklerin tümü veya tutanakta yer almayan sadece bir kalem istek için davadan önce arabulucuya zaten gitmiş olan tarafı tekrar arabulucuya göndermenin yasa koyucunun amacı, Anayasa ve yasa hükümleri ile bağdaşmadığı, usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğu, uyuşmazlığın çözüm sürecinin daha da uzamasına ve masrafların artmasına yol açacağı da ortadadır. Öte yandan hakimin buradaki görevi sadece dava açılmadan önce arabulucuya başvurulup başvurulmadığını gözetmekle sınırlı olduğundan, dava dilekçesi ile istenen alacakların, arabuluculuk tutanağında tek tek sayılıp sayılmadığını veya bir veya birkaçının eksik yazıldığını kendiliğinden nazara alarak dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermemesi gerekir.

Sonuç olarak dava öncesi arabulucuya başvurulduğunun belgelenmesi yeterli olup, dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinin tümünün veya bir ya da birkaçının arabuluculuk tutanağında ismen yazılı olmadığı bu nedenle dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın, tamamen veya arabuluculuk tutanağında adı zikredilmeyen alacak kalemi yönünden ayırma kararı verilerek o kalem veya kalemler yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamıştır.

2-Davacının cihazlarda meydana geldiği iddia olunan zararın tazmini yönündeki davasının ispatlanamadığından esastan reddine dair verilen karar yönünden yapılan incelemede;

Somutlaştırma yükü HMK'nın 194. Maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir.

Gerekçenin devamında, "Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir.

Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar.

Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır." şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.

6100 sayılı Kanun'un 119/1-e. maddesi uyarınca da, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesi gereğince de hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları ve söylemediği bir şeyi dikkate alamaz, hatırlatmada dahi bulunamaz ve hâkimin kendiliğinden delil toplaması da mümkün değildir. Kanunda vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, 6100 sayılı Kanun’un 119/1-f. hükmünde ayrıca, açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. Keza, bu durum, yukarıda açıklanan 194. maddenin ikinci fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, davacı, dilekçesinde talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmek durumundadır. Bu eksiklikleri gidermenin yolu, 119/2. fıkrasındaki süre vermek değildir. Zira, 6100 sayılı Kanun'un 119. maddesinde dilekçedeki eksiklik halinde ne yapılması gerektiği maddenin 2. fıkrasında belirtilmiştir.

Bu fıkraya ve maddenin gerekçesine bakıldığında, Kanun koyucunun, dilekçedeki bazı eksikliklerin bir haftalık süre verilerek tamamlanması, tamamlanmadığı takdirde de davanın açılmamış sayılması gerektiğini kabul ettiği görülmektedir. Bunlar, 119. maddenin 1. fikrasının (b), (c), (ç), (ğ), (h) bentlerindeki hallerdir.

Bunun dışındaki hallerde ne yapılacağı 119. maddede belirtilmeyip ya ilgili özel kanun hükmüne (örneğin, dava değerinin gösterilmemesi halinde Harçlar Kanunu hükümleri) veya diğer hükümlere başvurulması gerekmektedir. Dilekçede vakıaların hiç ya da somut olarak gösterilmemesi ve delillerle bağlantı kurulmaması halindeki özel düzenleme ise 194. maddedir. Dolayısıyla bu hükümden hareketle sorun çözülmelidir.

Daha önce doktrinde ve kısmen yargı kararlarında zikredilen somutlaştırma yükü, 6100 sayılı Kanun ile birlikte açık bir kanunî düzenlemeye kavuşmuştur. Ancak, bu noktada iddia yükü ile somutlaştırma yükünü birbirinden ayırdetmek de gerekir.

Dilekçede hiçbir vakıaya veya hukukî nitelikte vakıa sayılacak iddialara yer verilmemişse, o zaman "iddia yükünün" yerine getirilmemesinden; belirli vakıa iddiaları mevcut olmakla birlikte, bunların somut ve açık şekilde gösterilmemesi (ve delillerle bağlantı kurulmaması) halinde ise, somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilir. Bu her iki yük de usûlî yükler olmakla birlikte, sonuçları ayrı değerlendirilmelidir.

İddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, gerçek anlamda bir vakıa iddiası mevcut değildir ve 6100 sayılı Kanun'un 25. maddesi gereğince hâkimin mevcut olmayan bir vakıaya dayanması, hatta bunu hatırlatması mümkün olmayacaktır. İddia edilmeyen bir şeyin ispatına yönelik faaliyetten de söz edilemez. Kısaca, iddia yoksa, ispat da yoktur.

Bu sebeple, iddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, dilekçeler teatisi aşamasında bu eksiklik tamamlanmamışsa, bu aşamadan sonra başkaca bir inceleme yapmadan, işin esasına girmeden, davanın "iddia yükü yerine getirilmediğinden usûlden reddi" gerekir. Çünkü, esasa girip ne ön inceleme ne tahkikat konusu yapılacak bir vakıa mevcuttur.

Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür.

Çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (m. 27). Keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesi gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c).

Somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir.

Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır.

Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilebilir.

Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Yargıtayın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir.

Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, Kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). Çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.

Somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte, sonucu iddia yükünden farklıdır. İddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. Bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile ön inceleme hükümleri (HMK m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. Çünkü, "maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili" hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır.

Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. Bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek 6100 sayılı Kanun madde 320 gerekse madde 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir.

Çünkü, ön ncelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli ve zorunlu olup bu aynı zamanda hâkimin ödevidir. Bu çerçevede hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir.

Bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve Kanuna aykırı olacağı gibi, Yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddi, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez.

Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.

Eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. Böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır.

Sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek 6100 sayılı Kanun madde 119/1-e. gerekse madde 194 gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir.

Öte yandan, itirazın iptali davasında davacının talebi itirazın iptali olmakla birlikte icra takibinden birden çok alacak kalemi talep edildiğinde hangi alacak kalemi için ne kadar talep edildiğinin açıklanarak neticei talebin belirli hale getirilmesi zorunluluktur.

Anılan Kanun'un 90. maddesi; ”Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler."

94. maddesi ise;" Kanun'un belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar." düzenlemesini içermektedir.

Dosya içeriğine göre somut dosyada; davacı, işletiminde olan Otelde, açıklama dilekçelerinde yer verdiği tarihlerde meydana gelen elektrik dalgalanmasından kaynaklanan zararlarının tazminini talep etmektedir. Mahkemece, verilen süre içerisinde sunulan açıklama dilekçeleri ile tesiste zarar gördüğü iddia olunan cihazların tamiratı için yapılan masraflara ilişkin faturalar sunulmuş, elektrik dalgalanmasına dair tarih aralıkların bildirilmiş, bunun dışında keşif, bilirkişi incelemesi ve yemin deliline dayanılmaktadır. Böylece, davacı, değerlendirilmesi yapılan bu alacak kalemi yönünden talebini somutlaştırmış olup, Mahkemece davanın reddi isabetsiz olmuştur

Mahkemece davanın esasına girilerek tarafların delillerinin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın geri çevrilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

V. KARAR

Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a.4 ve 6. Maddeleri gereğince kaldırılmasına ve dairemiz kararına uygun şekilde karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE,

1-KOCAELİ 3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'nin 02/07/2020 tarih, 2019/377 E - 2020/100 K sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-Davacı tarafça yatırılan istinaf maktu karar harcının (615,40 TL) istek halinde iadesine,

4-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

5-İstinaf kararının ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6, maddesi gereğince KESİN olmak üzere 18/06/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

... · Başkan ... · ¸e-imzalıdır · ... · Üye ... · ¸e-imzalıdır · ... · Üye ... · ¸e-imzalıdır · ... · Katip ... · ¸e-imzalıdır

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, E. 2025/952, K. 2025/952, 18 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Dava
  4. II. Cevap
  5. III. İlk Derece Mahkemesi Kararı
  6. IV. İstinaf
  7. A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
  8. B. İstinaf Sebepleri
  9. C. Gerekçe
  10. V. Karar
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/952
Karar No
2025/952
Tarih
18 Haziran 2025

İlgili Kararlar

  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2025/953 K.2025/997
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2025/954 K.2025/965
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2025/955 K.2025/1101
  • İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi E.2025/955 K.2025/1135
  • Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi E.2025/958 K.2025/1127
  • Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi E.2025/959 K.2025/994

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.