3082 sayılı Kanun, kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerde kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüslerin devletleştirilmesinin usul ve esaslarını düzenler. Devletleştirme, kamulaştırmadan farklıdır: konusu tek bir taşınmaz değil, bir işletmenin bütünüdür ve sonucu teşebbüsün mülkiyetinin devlete geçmesidir. Bu ağırlık nedeniyle Anayasa, devletleştirmeyi sıkı koşullara ve kanun şartına bağlamıştır.
Üç kümülatif koşul
- Teşebbüsün kamu hizmeti niteliği taşıması
- Kamu yararının devletleştirmeyi zorunlu kılması
- Gerçek karşılığın ödenmesi
Bu koşullar birlikte bulunmalıdır. Yalnızca kamu yararının bulunduğunun söylenmesi yeterli değildir; devletleştirmenin zorunlu, yani daha hafif bir müdahaleyle amaca ulaşılamayan bir yol olduğu gösterilmelidir. Ölçülülük denetiminin merkezindeki soru budur.
Kanun şartının pratik anlamı
Devletleştirme kararı idari bir işlemle alınamaz; kanunla yapılması gerekir. Bu şart, teşebbüs sahipleri açısından önemli bir güvencedir: fiilî el atma, işletmeye idari kararla yönetici atanması veya faaliyetin süresiz durdurulması gibi uygulamalar, sonuçları itibarıyla devletleştirmeye eşdeğer olsa dahi kanun şartını karşılamaz. Bu tür fiilî durumlar, mülkiyet hakkının ihlali iddiasının çekirdeğini oluşturur.
Gerçek karşılık ve ödeme usulü
Karşılığın hesabında işletmenin bütünü esas alınır: taşınmazlar, tesis ve makineler, stoklar, ticari itibar ve süregelen faaliyetin değeri birlikte değerlendirilir. Değerleme raporuna karşı itirazın en güçlü dayanağı, işletmenin kayıtlarıdır. Bilanço ve gelir tabloları, sözleşme portföyü, lisans ve izin belgeleri, personel yapısı ve emsal işlem verileri dosyaya erken aşamada konulmalıdır. Ödemenin taksitle yapılacağı hâllerde taksit koşulları ve değer kaybının nasıl karşılandığı ayrı bir tartışma başlığıdır.
Hak sahiplerinin başvurabileceği yollar
Devletleştirme kanunla yapıldığı için, düzenlemenin anayasaya uygunluğunun denetimi Anayasa Mahkemesi önünde yetkili kişi ve organların başvurusuyla gündeme gelir. Teşebbüs sahibi ve pay sahipleri bakımından ise mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddiası, olağan yollar tükendikten sonra bireysel başvuru yoluyla ileri sürülebilir. Mülkiyetin korunmasına ilişkin uluslararası güvenceler de bu değerlendirmede dayanak oluşturur. Karşılığın miktarına ilişkin uyuşmazlıklar ise değerleme esasları çerçevesinde yargı önünde tartışılır.
Buradaki açıklamalar genel çerçeveyi göstermektedir; devletleştirme ve benzeri ağır müdahalelerde değerleme ve süre yönetimi sonucu belirlediğinden, sürecin başında hukuki ve mali değerlendirmenin birlikte yürütülmesi önerilir.