İçeriğe geç
AC

Reddi Mirasta Süre Kaçırıldığında: Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı Analizi

20 Haziran 2026 Miras Hukuku 2 dk okuma 93 görüntülenme Son güncelleme: 17 Ağustos 2026

Mirasın reddi, miras hukukunun süreye en duyarlı işlemidir. Mirasbırakanın borçlarının fark edilmesi genellikle bankadan gelen bir yazı ya da icra takibiyle olur; bu noktada mirasçının önündeki en kritik soru, kanunda öngörülen sürenin dolup dolmadığıdır. Bu rehber, TMK ve HMK ekseninde reddi miras dosyasında görev, yetki ve süre değerlendirmesini birlikte ele alır.

Görev ve Yetki: Son Yerleşim Yeri Sulh Hukuk Mahkemesi

Mirasın reddi beyanı, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine yapılır. Mirasçının kendi bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurması hâlinde beyan talimat yoluyla iletilebilir; ancak bu yolun süre bakımından sonuç doğurabilmesi için başvurunun süresi içinde yapılmış olması gerekir. Terekenin tespiti, defter tutulması ve tereke tedbirleri de aynı çatı altında istenir. Reddin mirasçılar sicilinde kayda geçmesi ise beyanın ispatı bakımından belirleyicidir.

Sürenin Başlangıcı Her Mirasçı İçin Farklı Olabilir

Kanunda öngörülen üç aylık süre, yasal mirasçılar bakımından kural olarak mirasbırakanın ölümünü ve mirasçı olduklarını öğrendikleri tarihten işlemeye başlar. Ölüm tarihi ile öğrenme tarihi arasında fark bulunan hâllerde bu farkın delillendirilmesi gerekir. Vasiyetname ile atanan mirasçılar bakımından başlangıç noktası farklıdır. Aynı ailede bir mirasçı için süre dolmuşken diğeri için işlemeye devam ediyor olabilir; bu nedenle süre hesabı ortak değil, kişi bazında yapılmalıdır.

Süre Geçtiyse Elde Kalan Yollar

Süre kaçırıldığında ilk akla gelen, terekenin borca batık olduğunun tespitidir. Mirasbırakanın ölüm tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras hükmen reddedilmiş sayılır ve bu durum bir tespit davasıyla ileri sürülebilir. Bu davanın alacaklılara yöneltilmesi ve terekenin aktif pasif dengesinin somut belgelerle ortaya konması gerekir. Ancak mirasçının tereke mallarına sahiplenerek davranması, örneğin tereke malını kullanması veya alacakları tahsile girişmesi, ret hakkını ortadan kaldırabilecek nitelikte kabul edilir. Bu nedenle süre dolmadan önce terekeye ilişkin hiçbir tasarrufta bulunulmaması, en temel korunma tedbiridir.

Aile İçi Anlaşma mı, Dava mı?

Mirasçılar arasında sıkça yapılan bir tercih, terekedeki bazı malları koruyup borçları paylaşarak sorunu aile içinde çözmektir. Bu yaklaşımın en büyük riski, üç aylık sürenin görüşmelerle tüketilmesidir. İkinci risk, alacaklıların anlaşmaya taraf olmamasıdır: mirasçılar kendi aralarında borcun paylaşımını kararlaştırsa da bu düzenleme alacaklıyı bağlamaz. Bu nedenle önce ret veya kabul kararı süresinde verilmeli, terekenin iç paylaşımı bundan sonra konuşulmalıdır.

Bu metin genel bilgilendirme niteliğindedir. Ölüm tarihi, öğrenme anı ve terekedeki işlemler sonucu doğrudan etkilediğinden, süre işlerken gecikmeden hukuki değerlendirme alınması önem taşır.

Kaynaklar ve referanslar

Telif bildirimi Bu içerik ve tüm bağlantılı soru-cevap metinleri 5846 sayılı FSEK kapsamında korunmaktadır. İzinsiz kopyalama, çoğaltma, yayımlama, yeniden işleme, toplu veri çekimi veya ticari kullanım yasaktır; ihlal halinde hukuki ve cezai yollara başvurulur.

Hukuki destek arıyorsanız

Bu konuda profesyonel hukuki destek için Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu olarak yanınızdayız.

Görüşme Planla