Karar Özeti
1. Ceza Dairesi 2025/4569 E. , 2025/5971 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/4 E., 2025/690 K. SUÇ : Kasten öldürme KARAR : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 05.03.2025 tarihli ve 2025/4 Esas, 2025/690 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesi
Karar Detayı
1. Ceza Dairesi 2025/4569 E. , 2025/5971 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/4 E., 2025/690 K. SUÇ : Kasten öldürme KARAR : Direnme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 05.03.2025 tarihli ve 2025/4 Esas, 2025/690 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 14.10.2024 tarihli ve 2022/8734 Esas, 2024/6519 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307/4. maddesi uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin direnme kararını temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.06.2021 tarihli ve 2020/338 Esas, 2021/354 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair kararın, istinaf edilmesi üzerine üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 20.04.2022 tarihli ve 2021/2474 Esas, 2022/1076 Karar sayılı kararı ile sanık müdafinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanık hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, karar verilmiştir. 2. Bu kararın katılan vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 14.10.2024 tarihli ve 2022/8734 Esas, 2024/6519 Karar sayılı kararı ile ''mahkumiyet kararı verilmesi" gerektiği nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 05.03.2025 tarihli ve 2025/4 Esas, 2025/690 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307/4. maddesi uyarınca önceki hükümde direnilmesi ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanığın maktule yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 82/1-a-b-h maddeleri uyarınca nitelikli kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine, ilişkindir. III. GEREKÇE Maktul ile sanık ... ve hakkında kurulan mahkumiyet hükmü kesinleşen temyiz dışı sanık ... sağır ve dilsiz okulunda birlikte eğitim görmeleri nedeniyle olaydan önce birbirlerini tanıdıkları, sanık ... ve maktulün mezun olduktan sonra uzun bir süre görüşmedikleri, maktul ile sanık ... aynı köyde olmaları nedeniyle sık sık görüştükleri, aralarında alacak-borç meselesi nedeniyle anlaşmazlık bulunduğu, bu nedenle maktulün ailesinin maktul ile sanık ... görüşmesini istemedikleri, olay günü maktulün ailesi ile birlikte yaşadığı .. Mahallesindeki evine sanık ...'un kiralık araç ile geldiği, maktul ile birlikte dışarı çıktıkları, yaklaşık 20 dakika kadar sonra geri geldikleri, yanlarında diğer sanık .... de bulunduğu, evde çay içtikten sonra saat 23.00 sıralarında tekrar arabaya bindikleri, Kadınhanı ilçesi yolu üzerinde bulunan ... Mevkine gittikleri, burada sanıklar ile maktul arasında çıkan tartışma neticesinde sanıkların fikir ve eylem birliği içinde suçta kullandıkları bıçak ile birden fazla darbe sonucu maktulü büyük damar kesisi ve iç organ yaranmasından gelişen iş ve dış kanama sonucu öldürdükleri, olay yerinden ayrıldıkları sırada kaza yapmaları üzerine bu defa sanıkların sanık .... amcasına ait aracı alarak arızalı aracı çekmeye çalıştıkları ancak başaramadıkları, bunun üzerine köye giderek tanık İlyas'tan yardım istedikleri, çözüm bulamamaları üzerine arabanın yanında çekici beklemeye başladıkları, bu sırada sanık ...'un arabaya giderek üstünü değiştirdiği, maktule ait telefonun ..... elinde olduğu, yardım için gelen tanık İlyas'ın su içmek için dere yatağında bulunan çeşmeye inmek istemesi sırasında sanıkların kendisine engel olmaya çalıştığı, su içtiği sırada cesedin bulunduğu tarafta birlikte durdukları, sanık .... olay yerinden akrabalarının götürdüğü, sanık ...'un da gelen çekici ile birlikte olay yerinden uzaklaştığı olayda; sanıkların maktulün ikametine gittikleri araç ile ilgili olarak kiralayan kişi ve kiralama nedenine ilişkin kiralama firması sahibi tanık ... beyanlarının aksine anlatımlarda bulunması, aracın arızalanması sonrası sanıkların, sanık .... amcasına ait aracı almalarının baştan beri kiralık aracı suç nedeniyle kiraladıklarını göstermesi, maktulün ailesi tarafından arkadaşlıkları benimsenmeyen sanık ... yerine ilk aşamada sanık ...'un annesi tanık ... ile yaşayan maktulün evine gelerek maktulü alması, olay yeri inceleme raporu uyarınca maktulün bulunduğu yer, yolun bozukluğu ve bu nedenle yapılan kaza nedeniyle aracın bırakıldığı bölge dikkate alındığında sanıkların olay yerinde birlikte olduğunun anlaşılması, CD inceleme ve araştırma tutanağı uyarınca kaza sonrası sanıkların temin ettikleri araçla doğrudan yolda kalan araca müdahale etmek yerine önce maktulün evine yakın bölgeye gelerek maktulün evini gözetlemeleri, tanık İlyas'ın sanıkların ikametine gelerek yardım istemeleri üzerine, olay yerine gittiğini, çekici bekledikleri sırada susadığı için dere yatağının yakınında bulunan çeşmeden su içmek için yoldan aşağı indiğinde sanıkların inmemesi için el kol hareketi yaptıkları ve dere yatağında bulunan çeşmeden su içtiği sırada sanıkların birlikte cesedin bulunduğu yerde durduklarına ilişkin anlatımları, sanık ...'un eylem sonrası kıyafet değiştirmesi, kıyafetini değiştirme ve maktulün cep telefonunu ele geçirmesine ilişkin yeterli gerekçeye dayanmayan çelişkili anlatımları, bu kapsamda olay günü çekici ile gelen tanık ... çekici ile olay yerine giderek aracı yükleyip döndükleri sırada yanında bulunan sanık ...'un yol üzerinde jandarma aracını görmesi ile telaşlandığı ve ... elinde kapalı olduğunu söylediği telefondan farklı bir telefon gördüğünü, telefon sürekli çaldığı halde ... telefona cevap vermediğine ilişkin anlatımları, sanıkların aşamalardaki çelişkili savunmaları, tanık beyanları ve olaydan sonraki davranışlarına yönelik hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde maktulü öldürdükleri anlaşılmakla, sanık ...'un maktule yönelik kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunduğundan, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı yerinde görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 14.10.2024 tarihli ve 2022/8734 Esas, 2024/6519 Karar sayılı bozma kararının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 307/4. maddesi gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 15.09.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Suça iştirak için öncelikle faillerin bir suçu işlemek konusunda iştirak iradelerini ortaya koymaları ve anlaşmaları gerekir. İştirak iradesi suç işlenmeden önce veya en geç suçun işlenmesi sırasında ortaya çıkmış olmalıdır. İştirak iradesinin mevcudiyeti için, her şerikin diğer faillerle birlikte belirli bir suçun işlenmesine katıldığını bilmesi gerekir. İştirakin kabulü için failde, suça iştirak iradesi olmalıdır. Yani suça katılanlar önceden, belli bir suçu işleme konusunda aralarında anlaşmalı, irade birliğine varmalıdırlar. Kararlaştırılan bir suç işlenirken, faillerden birisinin diğerlerinden habersiz bir başka suçu daha işlemesi halinde ise önceden anlaşma olmadığı için, ikinci failin icrasına yardım etmeyen diğer failler, bu suçtan sorumlu tutulmazlar.Herhalde failin başkasının fiiline katıldığını bilmesi ve bunu istemiş olması lazımdır. İstenmemiş olan neticenin husulünde her failin sadece tesadüfî olarak fiillerinin birleşmiş olması iştirake yeterli değildir. Bir suça iştirak ettiğini bilmeyen kimsenin bu cehaleti kastı ortadan kaldırır. İştirak halinde suç işlenmesi halinde, iştirakin nevini saptamak için faillerin karar verme ve icra safhalarındaki tüm hareketlerinin nazara alınması ve topluca değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Suç işleme kararının aynı suç konusunda alınması gerekir.Yeni ceza yasası kusur teorisini benimsediğini ileri sürmesine rağmen, iştirak konusunda irade teorisini esas almış gözükmektedir. Zira kusur teorisi nedensellik bağından sarfı nazar edemez. İştirak anlaşmasına konu hareket işlenirken kastı aşan bir netice meydana gelmişse, bundan tüm ortaklar kusurları derecesinde sorumlu olurlar. Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için müşterek faillik için gereken şartlardan birisi olan "suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurma" unsurunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesinde Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. İştirak anlaşmasına konu suç dışında bir suç işlenmişse, ortakların sorumluluğu bu suça iştirak etmiş sayılıp sayılmayacakları hususunun tespitinden sonra tayin edilmelidir. Sanıklardan birisinin kendince başka bir amaçla mağdura yönelik yaptığı eylemden sonra diğer sanık veya sanıkların ani bir kasıtla beklenmeyen ağır veya başka nitelikteki suçlardan iştirakten sorumlu tutulmaları TCK'nın 20. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Sanıkların olay yerine geliş veya bulunma amaçları, hangi suç veya suçlar için harekete geçildiği, silahlı veya silahsız olaya katılmaları, suç veya suçlara hangi hareket veya hareketlerle katıldıkları, hangi aşamada olaya katıldıkları, olayların seyir aşamaları, basit düzeyde katılınan suçun şeriklerden birinin ani bir kastı ile ağırlaşıp yani amaç suç dışı bir sonuca ulaşıp ulaşmadığı, basit bir düzeyde bir suç amaçlanmış iken çok ağır bir neticeyle karşılaşılacağını tahmin etme durumunda ağır eylemi yapmayan şeriklerin bu olaya başlangıç aşamasında dahi katılıp katılmayabilecekleri adil bir sonuca ulaşmak için doğru bir şekilde değerlendirilmelidir. Amacı her somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit bulunan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan ve Latince; "in dubio pro reo" olarak da ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ve gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi durumunda da geçerlidir. Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında; Sanık ...'un olay günü hep birlikte .... mevkiine gelince maktul ile .... dere kenarına indiklerini, kendisinin araçta kaldığını, sanık ... maktule karşı bir eylem gerçekleştireceğinden haberdar olmadığını savunması, bu savunmanın diğer sanık ... beyanı ile de örtüşmesi, İstinaf aşamasında her iki sanığın da ... araç içinde beklediği yerden olayın gerçekleştiği yerin gözükmediğini belirtmeleri, olayın gece vakti ve karanlık ıssız bir yerde gerçekleşmiş olması, Sanık ...'un, olaydan sonra içinde bulunduğu aracın altının yere vurması sonucu yağ akıtması sebebiyle arızalanması ve aracın çekilmesi vs gibi işlerde de aracın başında kendisinin durması sebebiyle üzeri kirlendiğinden bahisle kıyafetlerini değiştirdiği şeklindeki savunmasının aracın arızalı olduğu ve götürüldüğü hususundaki dosyaya yansıyan maddi gerçekle uyuşması karşısında, sanığın salt diğer taraflarla aynı araçla olay yerine gitmesi ve sonrasında kıyafetlerini değiştirmesi hususunun suça iştirak ettiğini ispat etmeyeceği, Yine aracın çekilmesi ile ilgili işlemler yapılırken araç içerisinde bir eşya kalıp kalmadığı yönünde yaptığı kontrol sonucu araç içinde bulunan katılan tarafça maktule ait olduğu söylenen ancak halen de kayıp olduğu belirtilen telefonu alarak çekici ile birlikte yola devam ettikleri sırada çalan telefona cevap vermemesinin de sağır ve dilsiz oluşu da dikkate alınarak tek başına sanığın suça iştirak ettiğinin kanıtı olmaması, Tanık ...'ün kovuşturma aşamasındaki beyanında aracın arızalandığının kendisine bildirilmesi üzerine yardımcı olmak maksadıyla olay yerine gittiğinde dere kenarından su içmek istediği sırada sanıkların sanki maktulün bedenini gizlemek istercesine önüne geçerek su içmesine engel olduklarını belirtmiş ise de, soruşturma aşamasında böyle bir beyanının bulunmadığı, katılan tarafça tanığa da bir kısım isnadlarda bulunulmuş olmasından ötürü sonradan beyanını geliştirmesi, bu sırada sanık ...'un zaten sanık ... tarafından öldürülmüş olan maktulün cesedinin tanık İlyas tarafından görülmesini engellemeye yönelik bu davranışının ancak TCK'nın 283. maddesinde düzenlenen suçluyu kayırma suçunu oluşturabileceği, Sanık ... ile maktul arasında geçmişte herhangi bir husumet bulunmaması, sanık ...'un sanık ..... maktule yönelik bir eyleme katılmasını gerektirir bir durumun söz konusu olmaması, sanık ... maktulü öldürmeye önceden karar verdiğinin belirlenememesi, Dosyada ki maddi delillerde sanık aleyhine bir durumun söz konusu olmaması karşısında sanık ...'un diğer sanık .... ile birlikte suçu iştirak halinde işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, mahkumiyete yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden üzerine atılı suçtan CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Özgün Analiz
Olay Özeti: Sanıklardan birinin, işitme-konuşma engelli okulundan tanıdığı maktulü kiralık araçla evinden alıp diğer sanıkla birlikte bir mevkiye götürdükleri, çıkan tartışmada bıçakla birden fazla darbeyle öldürdükleri iddia edilmiştir; bölge adliye mahkemesi önce beraat, Yargıtay bozması sonrası direnme kararıyla yeniden beraat vermiştir.
Hukuki İlke: Aracın kiralanıp sonradan değiştirilmesi, kıyafet değiştirme, maktulün telefonunun ele geçirilmesi ve olay sonrası çelişkili davranışlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların fikir ve eylem birliğiyle öldürdüğü sonucuna varılabileceği çoğunlukça kabul edilmiştir; karşı oy ise iştirak iradesinin ve kesin delilin bulunmadığını, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması gerektiğini vurgulamıştır.
Uygulama Sonucu: direnme yerinde görülmediğinden dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi (oy çokluğu)
Dava Strateji Notu: İştirakte ortak hakimiyet ve önceden anlaşma delillendirilmedikçe, sanığın salt olay yerinde veya araçta bulunması mahkumiyete yetmez; karşı oydaki iştirak iradesi ölçütleri savunma için güçlü dayanak sağlar.