KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/11631 E., 2012/21860 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2005/816-2011/207
Karar Metni
520 kelime·3 dk okuma
Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalılar ... ve ... hakkındaki dava pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddedilip, diğer davalılar yönünden istem aynen hüküm altına alınmıştır.
Hükmün; davacı avukatı, davalı SGK Başkanlığı avukatı, davalı ... Veterinerlik ve Hizmet Organizasyonu Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre Kuruluşu 1995 yılında tescil edilen, davalılar ... ve ...’un ortağı olduğu davalı ... … Ltd. Şti. ile davalı ...’in birlikte işveren konumunda yer aldığı, davalılar adına 506 sayılı Kanun kapsamında tescilli işyerinin bulunmadığı, çalışma iddiasıyla ilgili olarak davacı tarafından herhangi bir yazılı belgenin sunulmadığı anlaşılmakta olup, istem, 21.02.2001 – 25.11.2004 tarihleri arasında davalı işverenlere ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6. maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır.
Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, mahkemece iddiayı doğrulayan iki tanığın anlatımına dayanılarak hüküm kurulmuş ise de, toplanan kanıtların karar vermeye elverişli olmadığı belirgindir.
Bu bakımdan, öncelikle davalı işverenlere ait işyerinde yürütülen faaliyet belirlenmeli, davacıdan/davacı vekilinden sorulmak suretiyle bu işyerinde davacının hangi türden hizmeti (çalışmayı/işi) gerçekleştirdiği ortaya konulmalı, sonrasında, ilgili Emniyet Müdürlüğü/Jandarma Komutanlığı aracılığıyla aynı çevrede yer alan işverenler ve çalışanlar ile oturanlar saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, belirdiği takdirde tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, çalışmanın var olup olmadığı, kesintili gerçekleşip gerçekleşmediği, süresi açıklığa kavuşturularak tüm kanıtlardan elde edilecek sonuca hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu;
a-) Davalılar SGK Başkanlığı, ... … Ltd. Şti., ... ... yönünden dava konusu istemin aynen karar altına alınması,
b-) Kabule göre, karar tarihinde yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 419. maddesinde yer alan, aleyhlerinde hüküm verilenler birden çok ise yargılama giderlerinin davadaki ilgilerine göre aralarında bölüştürüleceği ve müteselsilen sorumlu sayılabilecekleri yönündeki düzenlemeye aykırılık oluşturacak şekilde, hüküm altına alınan yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden davalıların teselsül hükümleri gereğince sorumlu tutulmaması,
c-) Tanıklık ücreti ve posta masrafının yargılama giderleri hesabında dikkate alınmaması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, temyiz yoluna başvuran taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/11631, K. 2012/21860, 14 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama