KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/4672 E., 2012/9258 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
- No
- 212-254
Karar Metni
394 kelime·2 dk okuma
Davacı, davalıya yersiz ödenen ölüm aylıklarının faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece ilâmında belirtildiği şekilde, davacı vekiline verilen kesin sürenin gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 163 ve 159. maddeleri mahkemeye ve taraflara belli işlemleri belli edilen sürelerde yapması için sınırlamalar getirmiştir. Bu sürelerin bir kısmı Yasa metninde yer almış, bir kısmı ise hakimin taktirine bırakılmıştır. Süre tayini hakimin taktirine bırakılan hallerde yapılacak işlemin niteliğine göre makul bir süre belirlenmelidir.
Hakimin verdiği ve kesin olduğunu belirttiği sürede, taraf, belirtilen işlemi mutlaka yapmalıdır. Sürenin bitiminden sonra belirtilen işlemin yapılması mümkün değildir.
Hakkın zayi olması gibi ağır bir müeyyideye bağlanan kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, kesin süreye konu olan işlerin yapılması için gerekli olan giderlerin ara kararında açıkça belirtilmiş olması, süreye konu işin süre verilen tarafın gücü dahilinde bulunması ve kesin süreye uyulmaması durumunda kesin süre verilen tarafın nasıl bir işlemle karşılaşacağının açık bir şekilde anlatılması gerekir.
Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.11.1972 gün E: 8/832, K: 935; 26.02.1975 gün E: 1972/1-1273 K: 1975/258; 18.02.1983 gün E:1980/l-1284 K:1983/141; 30.12.1992 gün E:1992/16-666 K:1992/769; 26.12.2001 gün E:2001/2-l 112 K:2001/1161; 01.05.2002 gün E:2002/20-393 K:2002/337; 12.06.2002 gün E;2002/2- 473 K:2002/483; 07.05,2003 gün E:2003/ll-319 K:2003/335; 30.04.2008 gün E:2008/12-344 K:2008/337; 05.11.2008 gün E:2008/4-655 K:2008/664 sayılı ilamlarında, mahkemelerin gerek Maddi Hukuka ve gerekse Usul Hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesinin zorunlu olduğu, ilkesi vurgulanmıştır.
03.11.2020 günlü oturumda, davacı vekiline tanık ve delillerini ibraz etmek üzere 20 günlük kesin süre verilmiş ve sonuçları hatırlatılmıştır. Ancak kararda tanıklar için tanıklık ücreti ve davetiye giderleri bildirilmediği gibi, bir sonraki duruşma tarihi, anılan ara kararına konu işlemlerin yapılması için de uygun değildir. Bu haliyle davacı vekiline verilen kesin süre usulüne uygun olmayıp sonuçlarını doğurmaz. Hal böyle olunca, davacı tanıklarının dinlenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/4672, K. 2012/9258, 21 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama