KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/9387 E., 2012/17548 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 435-872
Karar Metni
567 kelime·3 dk okuma
Dava, kasten yaralanan sigortalıya yapılan harcama ve ödemelerden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davalının, Bağ-Kur sigortalısı olan ...’a av tüfeği ile ateş ederek yaraladığı iddiasıyla, haksız tahrik altında kesten adam öldürmeye teşebbüs suçundan Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.06.2009 gün ve 2008/267 Esas – 2009/223 Karar sayılı ilamı ile 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılıp hakkında verilen kararın kesinleştiği; somut olayımızda, dava dilekçesinin cezaevinde bulunan davalıya tebliğ edildiği, yokluğunda yapılan yargılama sonunda kurulan hükme karşı temyiz yoluna başvurduğu ancak temyiz harç ve giderlerini yatırması için muhtıra tebliğine rağmen süresinde muhtıra gereğini yerine getirmediği gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilerek, buna ilişkin ek kararın davalıya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 9’uncu maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan kimsenin, kendi fiilleriyle hak edinebileceği ve borç altına girebileceği. 10’uncu maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu. 14’üncü maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetine sahip olmadıkları.
16’ncı maddesinde, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri. 407’nci maddesinde, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir ceza ile cezalandırılan her erginin kısıtlanacağı. 448’inci maddesinde, vesayet dairelerinin yetkilerine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla vasinin, vesayet altındaki kişiyi tüm hukuki işlemlerinde temsil edeceği.
471’inci maddesinde, özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet sebebiyle kısıtlı bulunan kişi üzerindeki vesayetin, hapis halinin sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı yönünde düzenleme yapılmıştır. Diğer taraftan. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38’inci maddesinde, davaya ehliyetin Türk Medeni Kanunu ile belirlendiği.
42’nci maddesinde de, taraflardan birinin vesayet altına alınması istendiği takdirde hâkim tarafından bu konuda kesin karar verilinceye kadar yargılamanın bir başka güne bırakılabileceği belirtilmiştir.
Buna göre; kişinin kendisi tarafından veya yetkili kılacağı temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usûl işlemlerini yapabilme yeteneği olarak tanımlanan dava ehliyeti, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şekildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için davada yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gerekir ve dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan, taraflarca ileri sürülmesine gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilir. Dava ehliyeti olmayan kişiye karşı dava açılması durumunda, dava dilekçesi, davalının yasal temsilcisine/temsilcilerine tebliğ edilir ve onların katılımı ile davaya devam edilir.
İnceleme konusu davada; Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.06.2009 gün ve 2008/267 Esas – 2009/223 Karar sayılı ilamı ile 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılıp hakkında verilen kararın kesinleştiği anlaşılan davalının 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 407’nci maddesi gereğince kısıtlanıp kısıtlanmadığı ve giderek vasisinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, şayet vasisi var ise, dava dilekçesi davalının yasal temsilcisi konumundaki vasisine yöntemince tebliğ edilerek vasinin davaya katılımı sağlanmalı, sonrasında ileri süreceği tüm kanıtlar toplanıp irdelendikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, davalının vasisinin katılımı sağlanmaksızın yargılama yapılarak rücu alacağının hüküm altına alınması isabetsiz olup, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair hususlar incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/9387, K. 2012/17548, 5 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama