KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2013/1883 E., 2013/18739 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 2004/975-2012/791
Karar Metni
616 kelime·3 dk okuma
Dava, ıslaha istinaden, iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan gelir ile yapılan masraflardan oluşan kurum zararının rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Somut olayda ; Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 10. ve 26. maddeleri olup, Mahkemece, ıslah dilekçesi ile birlikte değerlendirilerek kurum zararının %70 kusur karşılığının davalıdan yasal faizi ile tahsiline, karar verilmiştir.
1-506 sayılı Yasanın 10. maddesinde, “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde Kuruma bildirilmemesi halinde bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları Kurumca sağlanır... Ancak, yukarıdaki fıkralarda belirtilen sigorta olayları için Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22'nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesabedilecek sermaye değerleri tutarı, 26'ncı maddede yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
506 sayılı Kanunun 10. maddesine göre sorumluluk; kusursuzluk ilkesine dayanır. İş kazasında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemişse, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10.maddeye göre sorumlu tutulması gerekir.
İşverenin, 506 sayılı Yasanın 10. maddesine dayalı tazmin sorumluluğunun sınırlarının belirlenmesinde; işverenin kusursuz bulunduğu durumlarda, ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı olarak ortaya çıkan tazminat miktarından, Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44. maddeleri uyarınca, % 50'den aşağı olmamak üzere indirim yapılarak, işverenin sorumlu olduğu tazminat tutarının belirlenmesi gerekmektedir.
İşverenin, 506 sayılı Kanunun 26. maddesi yanında 10. maddesi uyarınca da sorumlu tutulması gerektiğinin tespiti halinde ise, işverenin %100 kusurlu olduğu kabul edilerek, hesaplanacak maddi tazminat miktarından, Borçlar Kanununun 43 ve
44. maddeleri uyarınca sigortalının kusurunun %50’sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında, 506 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında, davalı şirketin sorumluluğu irdelenmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanuna dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında; Borçlar Kanunu'nun 332/I maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımı, işverenler açısından Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde, on yıldır.
Kurum ceza davasına müdahil olarak katılmadığından rücu davalarında Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır.
Zamanaşımının başlangıcı konusuna gelince; 506 sayılı Kanunda zamanaşımının (özel olarak) düzenlenmediği düşünüldüğünde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten de Borçlar Kanunu'nun 128 maddesinde: “Zaman aşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar” denilmektedir. Kurum açısından alacak hakkı, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyet’in onay tarihi olacağı açıktır. O halde, masraflar için sarf ve ödeme, gelirler için ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinde zararın öğrenmiş olacağının ve zamanaşımının bu tarihte başlayacağının kabulü gerekir.
Dosya kapsamına göre; 30.09.2004 tarihinde açılan eldeki davada, davacı kurumun 27.04.2012 havale tarihli dilekçesiyle davasını ıslah ettiği, ıslah dilekçesine karşı davalı tarafça süresinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, tedavi giderinin sarf tarihinden itibaren Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediği irdelenerek, ıslahen arttırılan miktara ilişkin zamanaşımı def’i hususunda olumlu-olumsuz karar verilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, taraf avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/1883, K. 2013/18739, 8 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama