KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2016/9733 E., 2020/981 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Şubat 2020
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
2.773 kelime·14 dk okuma
Dava, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2) Eldeki davada, davacı, 30.09.2007-05.05.2011 tarihleri arasında 1479 sayılı kanun ve 5510 sayılı kanunun 4/1-b maddesi kapsamında sigortalılığının tespitini talep etmiş, Mahkemece, “her ne kadar davacının vergi kaydı 30/09/2007 tarihinde sona ermiş ise de, Osmaniye Kahveciler odası kaydı devam etiğinden, davacının Bağ-Kur sigortalılığının 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun geçici 3. maddesinin 4 üncü fıkrası gereğince 30/09/2007 tarihinde itibaren devam ettirilmesi gerektiği” gerekçesiyle davacının 30/09/2007-05/05/2011 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalı olduğunun tespitine karar verilmiştir.
5510 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı, 01.10.2008-05.05.2011 tarihler arası tespit talebi yönünden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin hükümleri, 30.09.2007-01.10.2008 tarihleri arasına ait talep yönünden ise mülga 1479 sayılı Kanunun 24. madde hükümleridir.
Kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlar, yürürlükten kaldırılan 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununun 24. Maddesine göre sigortalı sayılmakta idiler. Bu madde en fazla değişikliğe uğrayan maddelerdendir. Her değişiklikle bağımsız çalışanların da sigortalı sayılma koşulları değişmiştir. Bağımsız çalışanların sigortalılıkları çalıştıkları dönemde yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre belirlenmelidir. 1479 ve 5510 sayılı Kanunlarda sigortalılığın kazanılması ve başlaması yanında bitiş halleri de ayrıca düzenlenmiştir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun'un 24’üncü ve 25’inci maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler, meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 günü yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.
Daha sonra, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun'la değişik 1479 sayılı Kanun'un 24’üncü maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı,
gelir vergisinden bağışık olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiştir.
Anılan madde 22.03.1985 günü yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun'la bir kez daha değiştirilip kapsam genişletilerek, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanlar zorunlu sigortalı olarak kabul edilmiş, anılan düzenleme 4956 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur.
4956 sayılı Kanun'un 14’üncü maddesiyle değiştirilen hükümle 02.08.2003 gününden itibaren zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden bağışık tutulanlar yönünden ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiştir.
Zorunlu sigortalılık kapsamında faaliyette bulunanlar, isteklerine bakılmaksızın kendiliğinden zorunlu olarak sigortalı statüsüne girerler. İlgililer sigorta türlerinden istediklerini seçme hakkına sahip olmadıkları gibi hangi kapsamda sigortalı sayılacakları da kanunla önceden belirlenmiştir. Sigortalılığın kayıt ve tescilinden sonra sigortalılık statüsünün devamı şartlarında kanun koyucu tarafından değişiklik yapıldığında devam eden dönemlerde sigortalılık şartları yürürlükte bulunan mevzuata göre belirlenecektir.
Tarafların serbest iradeleriyle belirlenmiş hukuki ilişkilerin bulunmadığı idare hukukunda, kanunla önceden belirlenmiş statüler mevcuttur. İdare hukukunda, özel hukuktan farklı olarak kamu yararı amacıyla idare kamu gücünü kullanarak kişilerin hukuki statüsünde tek taraflı olarak değişiklikler yapabilir. Bir idari işlemin yapılabilmesi için o işlemin ilgilisi tarafından kabul edilmesine gerek yoktur, idarenin tesis ettiği idari işlemler, ilgili kişi istese de istemese de hukuki sonuçlarını doğurur (AYM 22.12.2011 tarih, E. 2010/65, K. 2011/169)
Sosyal güvenlik, devlet tarafından üstlenilen önemli bir sorumluluk olup, bu sorumluluğun gereklerinin sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılması kaçınılmazdır. Dolayısıyla devletin sosyal güvenlik alanına ilişkin takdir yetkisi geniştir. AİHM de sosyal güvenliğe ilişkin düzenlemelerin değiştirilmeye açık olduğunu, yasama organının bu konuda engellenemeyeceğini, kanunlara veya mahkeme kararlarına dayalı olarak tanınmış haklarının, geçmişe etkili yeni kanunlarla değiştirilebileceğini, bu kapsamdaki bir düzenlemenin, açıkça keyfi olduğu tespit edilmedikçe, kanunilik şartını sağlayacağını kabul etmektedir (AYM 2012/931 başvuru nolu 26.6.2014 tarihli kararı).
506 sayılı Kanunun 24. maddesi kendi içerisinde birçok değişikliği uğradığı için kural olarak yürürlükte bulunan yasal koşullara göre sigortalılık statüsü kazananların sonraki değişikliklerden etkilenmeden sigortalılık sürelerinin devam edeceği içtihatlarla kabul edilmiştir.
Somut olayda davacının, 09.11.1989-30.04.1991, 20.06.2005-30.09.2007 tarihleri arasında vergi kaydı, 06.11.1989 tarihinden itibaren devam eden oda kaydı, 07.07.2005 tarihinden itibaren devam eden sicil kaydının bulunduğu, 09.11.1989 tarihli vergi kaydına istinaden düzenlenen Bağkur giriş bildirgesinin 10.01.1990 tarihinde Kuruma verildiği ve 09.11.1989 tarihinden itibaren esnaf Bağ-kur sigortalısı olarak tescilinin yapıldığı, primlerini ödemediği sigortalılık sürelerinin ihyası için Kuruma verilen 15.04.2011 tarihli başvurusuna karşılık Kurumca ihyası kabul edilmeyen 30.09.2007-05.05.2011 tarihleri arasında 5510 sayılı yasanın 4/1-b kapsamında sigortalılık süresi olarak tespitine karar verilmesini talep ve dava ettiği anlaşılmaktadır.
Davacının, 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinin 3165 sayılı Kanun ile değiştirilen, 22.3.1985-2.8.2003 tarihleri arasında uygulanan ve tek başına oda kayının yeterli olduğu dönemde kayıt ve tescili yapılmıştır. 2.8.2003 tarihinden sonra 4956 sayılı Kanun ile, gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanlar için esnaf sicil kaydı ve oda kaydının bir arada bulunması aranmakta ise de sadece oda kaydı bulunan davacının 1.10.2008 tarihine kadar sigortalı kabul edilmesi mevcut içtihatlar kapsamında yerindedir.
Davacının 5510 sayılı Kanunun döneminde kalan 1.10.2008-5.5.2011 tarihleri arasındaki talebinin ise yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde ayrıca irdelenmesi gerekir. 506, 1479, 5434, 2925, 2926 sayılı kanunlara ilişkin ortak geçiş hükümlerini düzenleyen 5510 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi, 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirileceğini düzenlemiştir.
1479 sayılı Kanun mülga edilmiş ve sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri 5510 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiştir. Daha önce tanınan sigortalılık statüleri, devam edeceğine dair açık bir hüküm bulunmadıkça sonlanabileceği geçici 7. madde ile kabul edilmiştir. Örneğin, 5510 sayılı Kanunda, anonim şirket kurucu ortaklarının sigortalılık statülerine yer verilmemesine rağmen geçici 22. madde ile altı ay içinde yazılı talepte bulunulması halinde sigortalılıklarının aynen devem edeceği, talepte bulunmayanların ise Kanunun yürürlük tarihi itibariyle sona ereceği düzenlenmiştir.
5510 sayılı Kanunun dördüncü madde birinci fıkrasının (b) bendine göre, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan,
1) Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar,
2) Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,
3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,
4) Tarımsal faaliyette bulunanlar, sigortalı sayılacağı düzenlenmiştir.
Maddeye göre zorunlu sigortalılık için kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma yanında gelir vergisi mükellefi olmak veya gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı olmak gerekir. Gelir vergisi mükellefi olacak şekilde ticari kazanç veya serbest meslek kazancı elde edip de yasaya aykırı olarak gelir vergisi mükellefi olmaktan kaçınanlar aynı zamanda zorunlu sigortalılık hakkı da elde edemeyeceklerdir. Anılan sigortalılık niteliğine sahip olunmadığı sürelere ait prim borçlarının daha sonraki tarihlerde Kurumca hatalı olarak geriye dönük tahsil edilmesi ilgili yararına usulü kazanılmış hak olgusunu da oluşturmaz.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığı altında, davacının 01.10.2008 sonrası 4/1-b maddesi kapsamındaki sigortalılık süresi tespit talebi hakkında, 5510 sayılı yasanın geçici 7. maddesinin delaletiyle aynı kanunun 4, 7 ve 9. maddesi kapsamında sigortalılık niteliği taşımadığı halde bu süre yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2016/9733, K. 2020/981, 11 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama