KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/12825 E., 2023/12789 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2023
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/2408 E., 2023/1839 K.
- İlk derece mahkemesi
- Bakırköy 20. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/262 E., 2021/128 K.
Karar Metni
1.501 kelime·8 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili ve feri müdahil SGK vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili ve feri müdahil SGK vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının müteveffa ...' e ait işyerinde 01.04.1993 tarihinden itibaren 30.04.2000 tarihine kadar deri ve kemer imalatı işinde ara vermeden çalıştığını ancak sigortasının 08.11.1999 tarihinde yapıldığını belirterek 01.04.1993 tarihinden 08.11.1999 tarihine kadar davalı işveren bünyesinde geçen çalışmalarının sigortalı hizmetleri olarak tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalılar vekili; davacı tarafından her ne kadar geçmiş yılarda davalı müvekkillerinin babasına ait işyerinde çalıştığın iddia edilmiş ise de söz konusu bu hususun gerçek dışı oduğunu, davacının belirttiği dönemlerde işyerinde çalışmadığını ve sigorta kaydının bulunmadığını, davacının asıl amacının işyerinde çalışmış gibi gösterip emeklilik hakkı kazanmak olduğunu,
davacının işyerinde çalıştığına dair maddi ve somut delillerin bulunmadığını mahkemece re'sen davacının iddia ettiği dönemde komşu işyerlerinde çalışan kişiler tespit edilip dinlenilirse davacının söz konusu işyeriyle uzaktan yakından alakası olmadığının anlaşılacağını,söz konusu talep açısından kanuni zamanaşımı süresinin de geçmiş olduğunu bu nedenlerle haksız ve mesnetsiz davanın reddini yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Fer'i müdahil Kuruma usulüne uygun olarak dava dilekçesinin tebliğ edildiği ancak davanın esasına yönelik cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Davacının davasının kısmen kabulü ile davacının.
01.04.1993 - 31.07.1993 tarihleri arasında, 121 günlük 48.300 TL bürüt ücret ile 01.08.1993-31.08.1994 tarihleri arasında, 395gün günlük 83.250 TL bürüt ücret ile, 01.09.1994 - 31.08.1995 tarihleri arasında, 364 gün günlük 139,125TL bürüt ücret ile 01.09.1995-31.07.1996 tarihleri arasında, 334gün günlük 282.000TL bürüt ücret ile 01.08.1996- 31.07.1997 tarihleri arasında, 364 gün günlük 567,000TL bürüt ücret ile 01.08.1997-31.07.1998 tarihleri arasında, 364 gün günlük 1.181.250TL bürüt ücret ile 01.08.1998 - 31.12.1998 tarihleri arasında, 152 gün günlük 1.594.650 TL bürüt ücret ile 01.01.1999 - 15.04.1999 tarihleri arasında,
115 gün günlük 2.602.500TL bürüt ücret ile 2.1512.06.06.0652703.034.09-52 Sicil sayılı işyeri işvereni davalı muris ...'e ait işyerinde hizmet aktiyle çalıştığnın tespitine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili ve feri müdahil SGK vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri 1. Davalılar vekili, davacının dava konusu dönemde çalışmasının bulunmadığını, davacının Türk vatandaşlığını kazanma tarihinin 2002 yılı olduğunu, 1992 yılında Türkiye'ye gelen davacının 17 yaşında çalışmaya başlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bordro tanıklarının yetersiz olduğunu belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Feri müdahil SGK vekili, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, çalışmanın gerçek ve fiili olduğunun ispatlanması gerektiğini belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ve feri müdahil SGK vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalılar vekili, temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.
2. Feri müdahil SGK vekili, temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçelerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.506 sayılı Kanunun 79/10 uncu maddesi hükmüne göre.
Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
506 sayılı Kanun'un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir.
Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde.
Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu, başlangıç alınmalıdır.
Aksi durumda ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.
3. Değerlendirme
Yukarıda anlatılanlar ışığında, incelenen dava dosyasında; 01.04.1993 tarihinden 08.11.1999 tarihine kadar davalı yanında çalışmalarının tespitini istenilmiş ise de, davacının davalı ... adına kayıtlı (652703) sicil nolu işyerinde 08.11.1999 tarihinden itibaren 14 gün bildirimi bulunduğu, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarih olan 08.11.1999 tarihi öncesinde, sigortalı davacıya ait herhangi bir belgenin kuruma verilmediği, kurumca da sigortalı davacı tarafından talep edilen 01.04.1993-08.11.1999 tarihleri içerisinde çalıştığına dair herhangi bir tespit raporunun bulunmadığı anlaşılması karşısında, tespiti talep edilen dönem yönünden hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle red kararı verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ... ve Üye ...'ın muhalefetine karşı; Başkan vekili ... ile Üyeler ... ve ...'nın oyları ve oyçokluğuyla
13.12.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık hizmet tespit davasında 01.04.1993-30.04.2000 tarihleri arasında blok çalışması olduğunu iddia eden, ancak 08.11.1999 tarihlerinden sonra hizmeti kuruma bildirilen davacı sigortalının bildirim tarihi 08.11.1999 öncesi hizmetinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
2. Somut uyuşmazlıkta davacının 08.11.1999 tarihinde davalı işveren üzerinden Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Mahkemece 01.04.1993-08.11.1999 tarihleri arası ve devamı da blok çalışma olduğu belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiş kararın istinaf edilmesi üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
3. Kararın davalı ve dahili davalı Kurum tarafından temyiz edilmesi üzerine çoğunluk tarafından blok çalışmada kayıt öncesi 06.10.1999 öncesinin hak düşürücü süreye uğradığı gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
4. Çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir(Y. HGK. 01.07.2019 tarih ve 2016/21-1238 E, 2019/834 K).
Belirtmek gerekir ki “hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür. Belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti hâlinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Sigortalının kayda dayanan çalışması bildirilmiş veya kurumca saptanan çalışması var ise bu bildirilen veya saptanan hizmeti ile blok çalışmanın da zamanaşımına uğramadığı kabul edilmelidir.
5. Dairemizin 2021/10293 E, 2022/1056 Karar sayılı karşı oy gerekçelerinde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi blok çalışmalarda Kuruma bildirilen süre var ise sonraki çalışma için hak düşürücü süreye uğramaz kabulü önceki çalışma içinde kabul edilmeli ve hak düşürücü süre uygulanmamalıdır. Davacının 01.04.1993 tarihi ile sonrası kayda giren 08.11.1999 tarihini takip eden çalışmaları blok çalışmaya dayanmaktadır. Bu blok çalışma içinde kuruma intikal eden süreler olduğuna göre hak düşürücü süre önceleri içinde geçerli olmayacaktır. Blok çalışmanın bölünmezliği söz konusudur. Bu nedenle çoğunluğun hak düşürücü süre yönündeki gerekçesine katılınmamıştır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/12825, K. 2023/12789, 13 Aralık 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama