KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/13553 E., 2023/13510 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2023
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/164 E., 2023/8 K.
- Karar
- Ret
Karar Metni
1.757 kelime·9 dk okuma·11 bölüm
Taraflar arasında Kurumca resen tahakkuk ettirilen fark prim borcunun iptali ile Kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine dair, karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davacı mirasçıları ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı Kurumun, Ordu ilinde iş takipçiliği yapan ... isimli şahsı 02.04.2009-15.04.2012 tarihleri arasında davacının işçisi olduğunu kabul ederek, resen Aylık Prim ve Hizmet Belgesi düzenlediğini ve bu sürelerdeki primlerin toplamı olan 14.966,28 TL ile süresi içerisinde verilmediğini kabul ederek 57.321,00 TL, 1.332,00 TL ve 88.00 TL idari para cezalarını keserek 21.03.2014 tarihinde davacıya tebliğ ettiğini, ...'in davacının işçisi olmadığını, hiçbir zaman çalıştırmayarak ona ücret ödemediğini belirterek, haksız yere davalı kurum tarafından davacıdan talep edilen 14.996,25 TL prim borcunun bulunmadığına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Sosyal Güvenlik Denetmenliği Araştırma İnceleme Raporunda ...'in davacının muhasebe bürosunda çalıştığının tespit edildiğini, sigortalı ...'in çalışma devresinin tespitine ve halen çalışmalarının devam edip etmediğine ilişkin olarak Serbest Muhasebeci ...'e ait "Muhasebe Bürosu" işyerinde durum tespiti yapılarak işyerinde fiili/eylemli çalışması bulunduğu halde işyeri dosyasından sigortalılık bildirimi yapılmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, 17.03.2015 tarihli ve 2014/225 Esas, 2015/169 Karar sayılı kararı ile "...Dosya içeriğine göre, dinlenen tanık beyanlarında, davacının iş yerinde ... isimli bir şahsın hiç çalışmadığını, aralarında iş akdine dayalı iş ilişkinisin bulunmadığını, ...'in takipçiliği yaptığını, ara sıra davacının iş yerine gelip bilgisayarını kullandığını, davacının, ...'e hiç bir zaman ücret ödendiğini görmediklerini beyan etmişler,Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere,
506 sayılı Kanun'un 2 nci ve 6 ncı maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi 1 fıkrası (a) bendi kapsamında sigortalılığın oluşumu yönünden eylemli ve fiili çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğu, eylemli veya gerçek bir çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanan bir sigortalılıktan söz edilemeyeceğinden, dinlenen tanık beyanlarından da, davacının, ... isimli şahıs ile aralarında hiç bir iş ilişkisinin bulunmadığı,
eylemli ve gerçek bir çalışma olgusunun bulunmadığı anlaşılmakla, davacının davalı kuruma borcu bulunmadığının tespiti ile bunun aksine ilişkin kurum işlemlerinin iptaline karar verilmesi gerekmiş olmakla, davacının davasının kabulüne, davacının davalı kuruma 14.996,25 TL prim borcu bulunmadığının tespitine, bunun aksine ilişkin kurum işlemlerinin iptaline,.." dair karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin 17.03.2015 tarihli ve 2014/225 Esas, 2015/169 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin, ilk bozma kararında; "...Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.12.2011 günlü 2011/21-632 E;, 2011/784 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere dava sonucunda verilecek karar, günlerinin eksik bildirildiği iddia edilen sigortalının da hak alanını ilgilendirdiğinden, davacı tarafa harcı da yatırılmak suretiyle yöntemince söz konusu sigortalıların davaya dahil edilmesi (davanın teşmil edilmesi) için süre verilmesi, anılan sigortalının gösterdiği deliller de toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece, belirtilen eksiklik giderilmeden ve pasif ehliyet yönü halledilmeden yargılamanın sürdürülmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Diğer taraftan, uyuşmazlığın çözümü açısından özellikle belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanun'un 59 ve 100 üncü maddeleri uyarınca Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Diğer bir anlatımla, yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir.
Ne var ki, aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan "tutanaklar" ile ifade edilen; Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikte düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkârına konu olmayan tutanaklardır.
Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği raporların, sadece memur veya müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları, anılan raporların 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/son maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 59 ve 100 üncü maddeleri kapsamında aksinin yazılı delille kanıtlanması gereken belgeler olarak kabulleri için yeterli değildir.
Buna göre, özellikle, rapor veya ekli tutanaklarda imzası bulunmayanlar yönünden, söz konusu tutanakların aksinin yazılı delille kanıtlanması yükümünden söz etmek mümkün değildir.
Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları ve iş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ancak belirtilen nitelikteki ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, değinilen yasal düzenlemeler karşısında zorunludur.
Mahkemece, açıklanan ilkeler ışığında araştırma yapılarak fiili çalışma yönünde yapılacak irdeleme sonucuna göre karar verilmesi..." gereğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin bozma sonrasında verdiği ikinci kararı ile: "...Davanın müracaata kaldığı tarih ile bugünkü tarih arasında H.M.K.'nun 150 nci maddesinde belirtilen sürenin geçmiş olmasına rağmen yenileme talebinde bulunulmadığı anlaşıldığından H.M.K.'nun 150 nci maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına..." dair karar verilmiştir.
C.2 nci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin bozma sonrasında verdiği ikinci kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin verdiği son bozma kararı ile "...Hukuk Muhakemeleri Kanununun “hukuki dinlenilme” başlıklı 27 nci maddesi, T.C. Anayasası’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36 ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6 ncı maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkânı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir.
O halde, HMK’nun 150 nci maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir.
Ne var ki, anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.
Eldeki davada, bozma sonrasında davacı ...’nin 22.06.2017 tarihinde vefat etmesi üzerine, davaya mirasçılar tarafından devam edilmesi istenmiş fakat Mahkemece davacı mirasçıların duruşmaya gelmemeleri nedeniyle yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmakta ise de, 21.03.2019 tarihli son duruşma gününün tüm mirasçılar yerine, sadece mirasçılardan Gürkan’a tebliğ edildiği,
mirasçı ... ‘a ise işlemden kaldırılmaya dair karar verilen celse öncesinde duruşma gününü bilgilendirir bir tebliğ yapılmadığı gibi, işlemden kaldırmaya dair verilen kararın da tüm mirasçılara tebliğ edilmediği anlaşılmakta olduğundan, usulüne uygun bir tebliğin yapılmaması karşısında, aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan tüm mirasçılar bakımından, yeniden duruşma günü bildirilerek yargılamaya devam edilmesi ve dosyanın esasına girilerek, karar verilmesi..." usul ve yasaya aykırı görülmekle verilen kararın bozulmasına dair karar verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesince 2nci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Somut olayda mahkememizce tanık sıfatı ile dinlenen ... ve ... her ne kadar davacı ...'e ait muhasebe bürosunda ...'in çalışmadığı yönünde beyanda bulunmuş iseler de. 29.11.2013 tarih 2013/YC/164 sayılı Sosyal Güvenlik Denetmenliği İnceleme Raporunda yer alan ve 07.03.2012 tarihli Mali Suçlar Büro Amirliğince düzenlenen ifade tutanaklarında; ...'ün.
"Ben babama ait yukarıda adresini vermiş olduğum muhasebe dükkânında muhasebe elemanı olarak 20 yıldır çalışıyorum....Ben, babam ve ... isimli şahıs yaklaşık üç yıldır birlikte çalışıyoruz. İşyeri benim babama aittir.
Babama ait işyerinde muhasebe kayıtları tutulan yaklaşık 30 civarında mükellefimiz var ve bu mükelleflerin bir kısmının evraklarını ben, bir kısmının evraklarını Hüseyin ve bir kısmını da babam takip ediyor..." şeklinde beyanda bulunduğu, ...'ün; "...Bana kayınpederinden kalma yaklaşık 15-20 adet mükellefi olduğunu bu mükelleflerinin defterlerini kendisinin tuttuğunu bu 15-20 mükellefini benim muhasebeme kayıt yaptırmak istediğini ve benim adıma bu mükelleflerinin işleri kendisinin takip etmek istediğini söyledi.
Ben de ... boşta kalmasın diye teklifini kabul ettim ve getirmiş olduğu 15-20 kişinin muhasebesini benim işyerim adına kayıt yaptırdım fakat ben ve oğlum ... bu mükelleflerle ilgili hiçbir işlemlere, karışmadık bu işyerleri ile ilgili tüm işlemleri benim işyerim adıma benim kontrolümde kendisi takip etti..." şeklinde beyanda bulunduğu, ...'in; "...yukarıda adresini vermiş olduğum Serbest Muhasebeci ...'e ait işyerinde muhasebe elemanı olarak yaklaşık üç yıldır çalışmaktayım.
Bu işyerinde benim görevim mükelleflere düzenli olarak defterlerini tutmak, sigortalılarının sigorta işlemlerini takip etmek ve diğer muhasebe işlerini takip etmektir. Ben bu işyerinde herhangi bir görevlendirme yazısı ile çalışmaya başlamadım. Biraz muhasebe bilgim olduğu için işyeri sahibi ile görüştüm ve eleman lazım olduğu için beni işe aldılar ve üç yıldır bu işyerinde çalışıyorum.
Çalışmış olduğum işyerinde sigortam yoktur...ben muhasebesini tuttuğum insanlar üzerinden her ay birisi adına sigorta primlerimi yatırıyordum.
Benim primlerimi yatırırken kimin üzerinden yatırırsam o kişiye haber veriyordum...." şeklinde beyanda bulunduğunun tespit edildiği, yine 29.11.2013 tarih 2013/YC/164 sayılı Sosyal Güvenlik Denetmenliği İnceleme Raporunda yer alan ifade tutanaklarında ...'in, ...'ün muhasebe bürosunda çalıştığı yönünde çok sayıda beyanın yer aldığı tespit edilmiştir.
Dosya kapsamında yer alan tüm deliller hep birlikte değerlendirildiğinde, 510 sayılı Kanun'un 59/2 nci maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksi ispat edilemediği anlaşıldığından, sosyal güvenlik denetmeni tarafından 29.11.2013 tarih 2013/YC/164 sayılı rapora istinaden yapılan Kurum işleminin usul ve yasa hükümlerine uygun olduğu anlaşıldığından davanın reddine... Dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı mirasçıları vekili ile davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde; verilen kararın hatalı olduğunu aslen davasının kabul edilmesi gerektiğini esasen Hüseyin'in kendi nam ve hesabına çalıştığını belirterek, davanın kabulü yerine reddine dair verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı Kurum vekili ise verilen kararın vekalet ücreti yönünden hatalı olduğunu buna göre kendisi hakkında daha fazla vekalet ücreti verilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı hakkında davalı Kurumca yapılan işlemlerin yerinde olup olmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 86 ve 59 uncu maddesi hükümleridir.
3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı mirasçıları vekili ile davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davacı mirasçıları vekili ile davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/13553, K. 2023/13510, 26 Aralık 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama