KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2023/6178 E., 2023/6939 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Haziran 2023
- Mahkemesi
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/978 E., 2023/202 K.
- Karar
- Esastan Ret
- İlk derece mahkemesi
- Erdemli 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/386 E., 2020/151 K.
Karar Metni
2.087 kelime·10 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin tespiti ve aidiyet tespitine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davacının babası ...’nin 23.10.1994 yılında vefat ettiğini, geriye kalan mirasçılarından davacının eşinden boşandığını, ölüm aylığına hak kazanabilmek adına Sosyal Güvenlik Kurumu ile bazı yazışmalar yaptığını, talebinin reddedildiğini, SGK tarafından 25.05.2001 tarihinde gönderilen 121656 sayılı yazıda...
Bağ-Kur numarası ile ...’nin tescil kaydı olduğu ve 20.04.1982 ile 04.10.2000 tarihleri arasında vergi mükellefliğinde geçen sürenin borçlanılabileceğinin belirtildiğini, akabinde ...’ye ait SGK tescil dökümü incelendiğinde, ...’nin 4/a sicil numarasının ... olarak görünmekte iken aynı sicil numarasında geçen 225 hizmet gününün ... isimli bir şahsın adına da göründüğünü, bu durumun hatalı olduğunu defalarca yetkililerle görüşmesine rağmen bir sonuç elde edemediğini, 22.03.2017 tarihinde SGK tarafından verilen cevapta, müteveffa ...’nin 14964434 sicil numarasına ait prim ödeme gün sayısının tespit edilemediğinin belirtildiğini,
mevzuat gereği aylığa bağlanabilmesi için 900 gün prim ödeme gün sayısı olmadığından hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamayacağının belirtildiğini, ayrıca Erdemli Şoförler ve Otomobilciler Odası tarafından düzenlenen belgede müteveffanın 31.10.1986 ile 23.10.1994 tarihleri arasında odaya kaydı olduğunun belirtildiğini, SGK’ya yaptıkları başvuruya verilen cevapta “...
Bağ-Kur numaralı ...’nin dosyasının tetkikinden 08.10.1986-23.10.1994 tarihleri arası vergi kaydı mevcut ise de ilgili kanun gereği 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescil işlemleri yaptırılmadığından sehven oluşturulan tescil iptal edilmiştir.
Sigortalının hizmet süresi bulunmadığından ölüm aylığı bağlanması söz konusu değildir.” denmek suretiyle kurumun kendisi ile çeliştiğini, müteveffa, dolayısıyla da davacı açısından kazanılmış bir hakkın söz konusu olduğunu, davacının askerlik borçlanmasını yaptığını, primlerini ödediğini, 900 günlük sigortalılık süresi olması halinde ölüm aylığının bağlanabileceğinin belirtilmiş olmasına rağmen 20.04.1982 ile 04.10.2000 tarihleri arasında vergi mükellifliğinde geçen sürenin borçlanabileceğinin belirtilmiş olması gibi sebepler göz önüne alındığında davacının ölüm aylığına hak kazandığını iddia edip,
davacıya ölüm aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili, müteveffa sigortalının kurum kayıtlarında kendi nam ve hesabına çalışmasına rastlanılmadığını, davacının kesintisiz çalışma iddiasını Kurum kayıtlarıyla aynı mahiyetteki yazılı delillerle ispat etmesi gerektiğini, kurum kayıtlarında 06.12.1977 – 31.03.1980 ile 08.10.186-23.10.1994 tarihleri arasında vergi kaydı olduğu görünse de 04.10.2000 tarihinde kayıt ve tescil işlemlerini yaptırmadığından tescilin iptal edildiğini, çalışma konusu işin niteliği, devamlılık gösterip göstermediği,
başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konusundaki tanık ifadelerinin inandırıcılığı hakkında, tanık beyanlarının, işyeri kapsam kapasite ve niteliği dikkate alınarak değerlendirilmesi konularında inceleme ve araştırma ile çalışma olgusunun kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini, savunup davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, ilgili yasal mevzuat ve yerleşik yargısal uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde; davacı taraf dava dilekçesinde davacının babası ...’nin 23.10.1994 yılında vefat ettiğini, geriye kalan mirasçılarından davacının eşinden boşandığını, ölüm aylığına hak kazanabilmek adına Sosyal Güvenlik Kurumu ile bazı yazışmalar yaptığını, talebinin reddedildiğini, SGK tarafından 25.05.2001 tarihinde gönderilen 121656 sayılı yazıda...
Bağ-Kur numarası ile ...’nin tescil kaydı olduğunu ve 20.04.1982 ile 04.10.2000 tarihleri arasında vergi mükellefliğinde geçen sürenin borçlanılabileceğinin belirtildiğini beyan etmiş olup, dosyaya sunulan SGK evrakları incelendiğinde murisin 06.12.1977 –31.03.1980, 08.10.1986 – 23.06.1994 tarihleri arasında vergi kaydının olduğu anlaşılmış ise de.
Yargıtay kararlarında belirtildiği gibi ölüm aylığı bağlanabilmesi için davacının murisinin 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmasının gerektiği, muris ...'nin tescil kaydının bulunmadığı, her ne kadar 06.12.1977 – 31.03.1980, 08.10.1986– 23.06.1994 tarihleri arasında vergi mükellefi olup Erdemli Şoförler ve Otomobilciler Odasına kaydı bulunmakta ise de,
02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunan 1479 sayılı Kanun'un Geçici 18 inci madde hükmüne göre belirtilen sürelerde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescili yönünde herhangi bir talebinin bulunmadığının anlaşıldığı bu nedenle ölüm aylığı bağlanabilmesi için yasanın aradığı sigortalılık süresi ve primi ödeme gün sayısı olmadığından davacıya ölüm aylığı bağlanamayacağı kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle mahkeme kararının eksik inceleme ile verildiğini, usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının murisinin 31.10.1986-23.10.1994 tarihleri arasında vergi mükellefiyeti olduğu, esnaf Bağ-Kur sigortalılığı kapsamında tescilinin bulunmadığı; somut olayda, davacının murisinin 31.10.1986-23.10.1994 tarihleri arasında vergi mükellefiyeti olduğu, bu doğrultuda davacının zorunlu sigortalılık koşullarına sahip olduğu dönemde ve 1479 sayılı Kanun'un Geçici 18 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 8 inci maddesinde belirtilen sürede zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescili yönünde herhangi bir talebinin bulunmadığı anlaşıldığından 01.10.2008 tarihi öncesinde sigortalı kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle davanın kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin tespiti ve aidiyet tespitine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk Davanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanun'un Geçici 7 nci maddesi gereğince mülga 1479 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
1479 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi ile sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda, Kurumca re'sen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte, kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde Bağ-Kur’a kayıt ve tescil yaptırmamış olanlar hakkında Bağ-Kur Kanunu'nda öngörülen düzenlemelerin irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. 1479 sayılı Kanun'da, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun hizmet tespitine ilişkin 70/10 uncu maddesine koşut bir düzenleme bulunmamakta ise de sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler yer almaktadır.
Kanuni düzenlemeler, sigortalılara yüklenmiş olan yükümlülükleri süresinde yerine getirmeyenler için bir düzenleme getirmektedir. Belirtilen tarihlere kadar sigortalılık tescili bulunmayanların artık öncesine ilişkin tescil ve tespit talebinde bulunmaları mümkün değildir.
Dolayısıyla, bu kapsamdaki kişiler kendilerine yüklenmiş olan kayıt ve tescil yükümlülüğünü yerine getirmedikleri için kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş bir kazanılmış hak bulunmamaktadır (Anayasa Mahkemesi, 29.03.2017 tarih, 2017/47-84).
Kanunla getirilen sınırlamaların ilki, “Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek Geçici 13 üncü madde hükmünde, tescilleri yapılmamış, ancak, sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden Kanun'un tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.
619 sayılı KHK’nin Geçici 1 inci maddesi hükmünde ise,
“Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.
Ancak, 1479 sayılı Kanun'a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup bu hüküm, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de,
Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı KHK. tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.
4956 sayılı Kanun'un 47 nci maddesiyle, Bağ-Kur Kanunu'na eklenen Geçici 18 inci madde;
“Bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49 uncu ve ek 15 inci maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü amirdir.
Söz konusu düzenleme Kanun'un yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
01.10.2008 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırılmasıyla 5510 sayılı Kanun'un 1479 sayılı Kanun'a ilişkin geçiş hükümlerinin düzenlendiği Geçici 8 inci maddesinde, “Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi hariç diğer alt bentlerine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun'un yürürlük tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülüğü bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanunun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre sigortalı sayılanlardan bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren sigortalılıkları başlatılanların, bu Kanunun yürürlük tarihi ile 04.10.2000 tarihi arasında geçen vergi mükellefiyet süreleri bulunmak kaydıyla, sigortalının bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde talepte bulunması halinde, vergi mükellefiyet sürelerinin tamamı için 80'inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre talep tarihindeki prime esas kazancının % 32’si üzerinden borçlanma tutarı hesaplanır ve sigortalıya tebliğ edilir.
Sigortalının kendisine tebliğ edilen borçlanma tutarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde ödemesi halinde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalıya tebliğ edilen borç tutarının bu süre içerisinde tam olarak ödenmemesi halinde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve ödenen tutar bu Kanunun 89 uncu maddesine göre iade edilir.”hükmü bulunmaktadır.
2. Dava, aidiyet tespiti istemine de ilişkin olup, bu tür davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
3. Değerlendirme
Eldeki davada, davacı murisinin 31.10.1986-23.10.1994 tarihleri arasında vergi kaydına dayanarak Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ile muris babasına ait sigorta sicil numarasında geçen 225 hizmet gününün ... isminde bir kişi adına da görünmesi nedeniyle yaptığı başvurulara olumlu yanıt verilmediğini, kurumun babasına ait prim ödeme gün sayılarını tespit edemediğini beyanla muris babasına ait 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olunan sürelerin ve aidiyetin tespiti istemiyle eldeki davanın açıldığı,
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, murisin 06.12.1977 –31.03.1980, 08.10.1986 – 23.06.1994 tarihleri arasında vergi kaydının olduğu ancak ölüm aylığı bağlanabilmesi için davacının murisinin 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmasının gerektiği, muris ...'nin tescil kaydının bulunmaması,
06.12.1977 – 31.03.1980, 08.10.1986– 23.06.1994 tarihleri arasında vergi mükellefi olup Erdemli Şoförler ve Otomobilciler Odasına kaydı bulunmakta ise de, 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunan 1479 sayılı Kanun'un Geçici 18 inci madde hükmüne göre belirtilen sürelerde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescili yönünde herhangi bir talebinin bulunmaması, ölüm aylığı bağlanabilmesi için yasanın aradığı sigortalılık süresi ve primi ödeme gün sayısı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen kararın eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacı murisinin 23.10.1994 tarihinde vefat ettiği, murisin taksi işletmesi nedeniyle ilk defa 06.12.1977-31.03.1980 ve 08.10.1986-23.10.1994 tarihleri arasında vergi kaydı bulunduğu, kuruma 06.12.1977 tarihinde başlayan vergi kaydı nedeniyle ilk defa 06.04.2001 tarihinde verilen Bağ-Kur'a giriş bildirgesi bulunduğu, davacının yaptığı başvuruların kurum tarafından 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescil yaptırılmaması nedeniyle sehven oluşturulan tescil kaydının iptal edildiği yönünde cevap verildiği.
Mahkeme tarafından ölüm aylığı şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında yapılan değerlendirmede kurum tarafından ... sigorta sicil numarasında bulunan SSK hizmetinin ...’a ait olduğundan iptal edildiği belirtilmekle birlikte bu yönden başkaca bir araştırma yapılmadığı, murisin 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunan 1479 sayılı Kanun'un Geçici 18 inci madde hükmüne göre belirtilen sürelerde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescili yönünde herhangi bir talebinin bulunmaması nedeniyle de ölüm aylığı bağlanamayacağına karar verildiği görülmekle.
Mahkemece, murise ait vergi kaydı bulunan dönemler, 06.04.2001 tarihinde verilen Bağ-Kur'a giriş bildirgesi dikkate alınmak suretiyle murisin 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin tespiti talebinin değerlendirilmesi ve talebin aidiyet tespitini de kapsadığı dikkate alınmak suretiyle bu yönden de araştırma yapılarak davacının ölüm aylığı talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/6178, K. 2023/6939, 15 Haziran 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama