KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/10859 E., 2025/2286 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Şubat 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/967 E., 2024/1663 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 13. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2014/2165 E., 2021/440 K.
Karar Metni
1.676 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı SGK vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; davalı arsa sahipleri ..., ..., ... ve ...'in .... Mahallesi .... Ada 2 parselde kain taşınmaz üzerinde davalı yüklenici ... ile 10.03.2003 tarihinde kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesi yapıldığını, müvekkilinin inşaatta 20.03.2006 tarihinde çalışmaya başladığını, çalıştığı sürelerin Kuruma bildirilmediğini belirterek,
müvekkilinin 20.03.2006 tarihinden itibaren bir kısım davalıların arsa sahibi olarak asıl işveren, davalı ...'ın alt işveren olduğu kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin tarafı olan davalılar uhdesinde kış aylarına isabet eden Ocak ve Şubat ayları dışında kesintisiz olarak 01.03.2012 tarihine kadar çalışması olduğuna ve 2012 yılında Kuruma yapılan şikayet üzerine 13.01.2012 tarihli Kurum yazısıyla bu hizmetin Mahkeme kararıyla tespiti için dava açılması gerektiği yönündeki kararın üzerine işverenlerce Kuruma bildirilmeyen ve hesaplanmayan bu sürelerin tespiti ve sigorta hizmetlerinden faydalanmasına karar verilmesini talep ve dava
etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar ..., ... ve .... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı ve husumet itirazında bulunduklarını, davacı ile arsa sahipleri arasında hizmet akdi, işçi işveren ilişkisi kurulmadığını, davacının iş akdinin sona erdirildiğini, 01.06.2011 tarihinde resmi kayıtlarda müteahhit ...'ın inşaattın işvereni/yüklenicisi olduğunu, kat maliklerinin davaya dahil edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; 506 sayılı Kanun'un 79/1. maddesine göre çalıştırılan işçilerin sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançlar toplamı, prim ödeme gün sayıları ve sigorta primlerini gösteren kayıt belgelerinin Kuruma bildirilmesi mecburiyetinin işverene ait bir yükümlülük olduğunu, bildirilmeyen kayıtlar için müvekkili Kurumun sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını belirerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; kendisi ve diğer arsa sahipleri ile davacı arasında işçi- işveren ilişkisi söz konusu olmadığını, davacının iş akdinin sona erdiği 01.06.2011 tarihinde resmi kayıtlarda işvereninin ... olarak göründüğünü belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...'ın 11.08.2016 tarihli dilekçesinde özetle; davacının hiçbir zaman yanında çalışmadığını, davacıyı tanımadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "1-Davacının 01.03.2007-01.06.2011 tarihleri arasında davalı ... tarafından toplam 1289 gün hizmet akdi ile çalıştırıldığının tespitine, 18.05.2011 tarihi yönünden davanın usulden reddine, kalan kısım yönünden davanın reddine, 2-... ve Sosyal Güvenlik Kurumu dışındaki davalılar yönünden davanın reddine'' dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, resen araştırma ilkesi gereğinin yerine getirilmediğini, Kurum aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini eksik araştırma ile karar verildiğini beyan etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık konusu; hizmet tespitine ilişkindir. 1. Anayasa'nın 60. maddesi şöyledir: "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. / Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar."
2. 6100 sayılı Kanun'un 194. maddesi şöyledir:
"(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.
(2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur."
3. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 31.05.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, anılan kanunun yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesine göre oluşturulan sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirileceği ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı davaya konu sürenin 506 sayılı Kanun'un mülga 2, 6 ve 79. maddeleridir.
4. 506 sayılı Kanun'un mülga 2. maddesinin 1 inci fıkrası şöyledir:
"Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar."
5. 506 sayılı Kanun'un mülga 6. maddesi şöyledir:
"Çalıştırılanlar, işe alınmalariyle kendiliğinden 'Sigortalı' olurlar. /Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. /Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. /Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.."
6. 506 sayılı Kanun'un mülga 79. maddesinin ilgili fıkrası şöyledir:
"...Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 (10 yıl 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 5 yıl olarak değiştirilmiştir) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır..."
7.22.04.1936 tarihli ve 818 sayılı Mülga Borçlar Kanunu'nun ilgili 313. maddesinin 1 inci fıkrası şöyledir:
"Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder."
8.22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun ilgili 8. maddesinin 1. fıkrasının ilgili ilk cümlesi şöyledir:
"İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir."
9. 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği, anılan Kanun'un 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. maddesi gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir.
10. Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
11. 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, işin işverene ait yerde yapılması, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Bu nedenle dava konusu olayda öncelikle "hizmet aktinin varlığı" araştırılmalıdır.
12. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313. maddesinin ilk fıkrasında hizmet sözleşmesi işçinin muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi ona bir ücret vermeyi taahhüt ettiği bir sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir.
Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır.
Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar.
Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır.
13. Hizmet akdi, çoğu kez 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir.
Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir.
Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan.
313. madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması imkan dahilinde bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
İncelenen dosyada; davalı arsa sahipleri ..., ..., ... ve ...'in ... Mahallesi .... Ada 2 parselde kain taşınmaz üzerinde davalı yüklenici ... ile 10.03.2003 tarihinde kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesi yapıldığı, Tanık beyanlarına göre yüklenici ...'ın söz konusu inşaatı tamamlamadan yarıda bıraktığı anlaşılmıştır.
Davacı asil'in 04.06.2021 tarihli celse duruşmasında verdiği beyanında, müteahhit olan ...'ın alacaklıları yüzünden inşaatı tamamlamadan gittiğini, bundan sonra arsa sahipleri ile kendisinin görüştüğünü, bu görüşme sonrasında kendisinin inşaatı tamamlamak için işe devam ettiğini ücreti de arsa sahiplerinden aldığını, hatta arsa sahiplerinin kendisine bir daire vermeyi teklif ettiğini, 2012 yılına kadar bu şekilde çalıştığını belirttiği yine tanık beyanlarında davacı ...'ın inşaatta çalıştığını yanında işçilerinin de çalıştığını, işçi sayısının bazen 1-2 bazen de 7-8 kişi olduğunu belirttiği, tanıklardan ...'ün beyanında .... kendisine ... adına inşaatta olduğunu söylediğini beyan ettiği dosya içerisinden anlaşılmıştır.
Davacı ...'ın duruşmadaki beyanı ve tanıklar beyanı ile birlikte davacının .... Sicil Gazetesi kaydında bulunan 30.03.1992 tarihi tescilli inşaat müteahhitliği, gayrimenkul alım satım işleri ile meşgul olduğu kaydı hususları birlikte değerlendirildiğine mahkemece öncelikle, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında taraflar arasındaki ilişkinin istisna akdine mi yoksa hizmet akdine mi dayandığı tam olarak belirlenmeli, hizmet akdinin unsurlarının taraflar arasında oluştuğu kanaatine varılır ise, iş veren buna göre belirlenmeli ve davacının dava konusu dönemde çalışma olgusu tereddütsüz şekilde ortaya konulmak suretiyle sonucuna göre karar verilmelidir.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/10859, K. 2025/2286, 18 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama