KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/15741 E., 2025/2453 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/522 E., 2024/108 K.
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2017/1360 E., 2021/683 K.
Karar Metni
1.454 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının 01.09.1989 tarihinden itibaren davalı ...'in ... Mah. .... Sk.No: 19 Maltepe-İstanbul adresinde çalışmaya başladığını, bu işyerinin sigorta sicil numarasının 22601 4098.... olduğunu, davalı işveren tarafından 01.09.1989 işe başlama tarihli işe giriş bildirgesinin 09.10.1989 tarihinde Kuruma verildiğini, Kurum tarafından müvekkilinin ilk işe giriş tarihi 01.09.1989 olarak belirtilerek 1901.... sigorta sicil numarasının verildiğini, müvekkilinin 1989 yılında sigortaya giriş işlemi yapılmış olmasına rağmen Kurum kayıtlarında bu girişin görünmediğini belirterek; müvekkilinin sigortalılık başlangıç tarihinin 01.09.1989 tarihi olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, bu dava bakımından zamanaşımı ve hakdüşürücü sürelerin geçmiş olması nedeniyle de davanın reddi gerektiğini, müvekkili tarafından işe giriş bildirgesi verildiğini ve primlerin yatırıldığını belirterek haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili; öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini, davada müvekkili Kurumun “fer’i müdahil” sıfatı ile dava ve duruşmalara katılımı yönünde karar verilmesini, fer’i müdahil olan müvekkili Kurum aleyhinde hüküm kurulmamasını talep ettiklerini, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, işe giriş bildirgesinin tek başına çalışmayı kanıtlamadığını ve çalışmanın Yargıtay tarafından belirlenen ilkelere uygun bir biçimde kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...davacı yanca iddia edilen döneme ilişkin dönem bordrolarında yer alan tek tanık ....'in vefat etmiş olduğu, yakın dönemde başkaca bordrolu çalışan bildirim bulunmadığı bu haliyle bordrolu tanık dinlenilmediği, dinlenen davacı tanığının her ne kadar aynı dönemde tersanede birlikte çalıştıkları yönünde beyanda bulunmuş ise de tanığın ve işverenin celp olunan kurum kayıtlarına göre ilgili işverenin adresinin Tuzla bölgesinde olmadığı,
kapsamının ise ekmek ve unlu mamül üretimine ilişkin olduğu anlaşılmakla beyanına itibar edilmemiş, davacı yanın talep beyanları ve dosya kapsamına göre hizmetin geçtiği tarih, işin birden fazla taşeron altında birden fazla birimce, sabit çalışma sahası olmayacak bir biçimde görülüyor oluşu nazara alınarak komşu işyeri ve komşu işyeri çalışanı tespitinin mümkün olmadığı bu haliyle yerleşik Yargıtay içtihatları gereği yalnızca davacı tanık beyanları ile işe giriş bildirgesi verilmiş olmasının tek başına sigortalılık başlangıcını kanıtlamaya yetmeyeceği, fiili çalışmanın ispat edilmesinin gerektiği,
davacı yanca fiili çalışmanın kanıtlanamadığı" gerekçesiyle. Davanın reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin davacıdan geldiği, gerekçeli kararın davacı vekiline 07.01.2022 (Cuma) tarihinde tebliğ edildiği, 29.12.2021 tarihli davacı vekili tarafından sunulan dilekçenin yalnızca kararın tebliğe çıkarılması istemine ilişkin olduğu ve kararın istinaf edildiğine dair bir ibarenin bulunmadığı, iki haftalık istinaf başvuru süresinin 21.01.2022 (Cuma) tarihinde dolmasından sonra davacının 25.01.2022 günü dilekçe ile kararı istinaf ettiği anlaşılmakla; 6100 sayılı HMK'nın 345. ve 346. maddelerine göre davacının istinaf dilekçesinin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili,vekil olarak kendisi adına o dönemde bürosunda avukatlık stajı yapan Kübra Özkara'ya gerekçeli kararın tebliğ edildiğini,işyerinde daimi çalışan niteliğinde olmayan avukat stajyerine yapılan tebligatın usulsüz olduğunu,bu nedenle istinaf talebinin süresinde olduğunu beyanla istinaf talebinin süre nedeniyle reddine dair kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, sigorta başlangıcının tespiti istemine ilişkindir.
1.Davanın yasal dayanakları 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanun'un 2, 6, 9, 6, 79, 108. madde hükümleridir.
Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda o kimsenin Kanun'un belirlediği biçimde (506 sayılı Kanun'un 2. maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
Hizmet tespitinin bir türü olan sigortalılık başlangıç tespiti davasında, dava konusu dönem yönünden hem çalışmaların geçtiği işyerinin varlığı hem de sigortalının çalışmalarının gerçek ve sigortalı çalışma olduğunun hiçbir teredüte yol açmayacak şekilde ispatlanması gerekmektedir.
Bu tür davalar yalnızca bir günlük çalışmanın tespitinden ibaret olarak görülmemeli, bir günlük çalışmanın kabulü ile saptanacak sigortalılık başlangıcının sigortalıya sağlayacağı sigortalılık süresi ile birlikte kazandıracağı haklar dikkate alınmalı ve giriş bildirgesi ile birlikte eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı özellikle belirlenmelidir.
Bu da dava konusu çalışmaların sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, sigortalı çalışma niteliğinde ise çalışmanın varlığı yönünden dönemde bordrolu olan tanık, yoksa komşu işyeri tanığı araştırarak ifadelerinin alınması, varsa bu döneme ilişkin makbuz, fatura, defter gibi tüm kayıt ve belgelerin incelenmesi, 506 ve 5510 sayılı Kanunlar ile Yargıtayın yerleşik içtihatları gereğidir.
2.Sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için mutlak koşul niteliğindeki hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır. Buna göre eldeki davada,mahkemenin verdiği hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
3. Davacı vekilinin istinaf talebinin süreden reddine karar verilmiş ise de;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanunla değişik 23. maddesinde stajın yapılması ve stajyerin ödevleri düzenlenmiş ve maddenin ikinci fıkrasında “Stajyer, avukatla birlikte duruşmalara girmek, avukatın mahkemeler ve idari makamlardaki işlerini yapmak, dava dosyaları ve yazışmaları düzenlemek, baroca düzenlenen eğitim çalışmalarına katılmak, baro yönetim kurulunca verilen ve yönetmelikte gösterilecek diğer ödevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Stajyerler, meslek kurallarına ve yönetmeliklerde belirlenen esaslara uymak zorundadırlar” hükmüne yer verilmiştir.
Yine aynı Kanun'un 26. maddesinde “Stajyerlerin yapabileceği işler” düzenlenmiş; bunlar “Stajyerler, avukat yanında staja başladıktan sonra, avukatın yazılı muvafakati ile ve onun gözetimi ve sorumluluğu altında, sulh hukuk mahkemeleri, sulh ceza mahkemeleri ile icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilirler.” şeklinde sıralanmış ve bu yetkinin staj bitim belgesinin verilmesi veya staj listesinden silinme ile sona ereceği maddenin son fıkrasında belirtilmiştir.
İşlerin stajyer veya sekreterle takibi, dava dosyalarının incelenmesi ve dosyadan örnek alma ise, aynı Kanun'un 46.maddesinde; avukatın, işlerini kendi sorumluluğu altındaki stajyeri veya yanında çalışan sekreteri eliyle de takip ettirebileceği; avukat veya stajyerin, vekâletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebileceği, bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, vekâletname ibraz etmeyen avukata ise dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisinin verilmeyeceği, şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Avukat Katiplerine ve Stajyerlerine Tebligat” başlıklı 37. maddesi “Celse esnasında kazai merci tarafından sıfatları tesbit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine mütaakip celse gün ve saatinin bildirilmesi avukata tebliğ hükmündedir.” düzenlemesini içermektedir. Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Staj Yönetmeliğinin 19. maddesinde ise stajyerin yapabileceği işler düzenlenmiş; maddede aynen;
“Stajyer, avukat yanında staja başladıktan sonra, avukatın yazılı oluru ile onun gözetim ve sorumluluğu altında, sulh hukuk, sulh ceza mahkemeleri ile icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebilir ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebilir.
Bu yetki, staj bitim belgesinin verilmesi veya staj listesinden adının silinmesi ile sona erer.
Stajyer, yanında staj yaptığı avukatın yazılı oluru ile dava dosyalarından fotokopi ve benzeri yollarla örnek alabilir.
Stajyer ayrıca vekaletname veya yazılı olur olmaksızın, dava ve takip dosyalarını inceleyebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin 20.maddesinde de, yanında staj yapılan avukatın, ilk üç ayın bitiminde ve staj süresinin sonunda birer rapor vereceği, son raporun kesin rapor olup, raporlarda stajyerin staja devamı, mesleki ilgisi, meslek ilke ve kurallarına yatkınlığı, katıldığı duruşmalar, yetki belgesi ile yürüttüğü işler, yaptığı araştırmalar ile uygulamalar ve benzeri çalışmaların değerlendirileceği belirtilmiştir.
Görüldüğü üzere, avukat stajyerinin ancak avukatın yazılı oluru ile onun gözetimi ve sorumluluğu altında, sulh hukuk, sulh ceza mahkemeleri ve icra mahkemelerinde avukatın takip ettiği dava ve işlerle ilgili duruşmalara girebileceği ve icra müdürlüklerindeki işleri yürütebileceği kabul edilmiştir.
Diğer yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 15. maddesinde; “Avukatlık stajı bir yıldır. Stajın bu kısmında yer alan hükümler uyarınca ilk altı ayı mahkemelerde ve kalan altı ayı da en az beş yıl kıdemi olan (bu beş yıllık kıdem hesabına Kanun'un 4. maddesinde yazılı hizmette geçen süreler de dahildir.) bir avukat yanında yapılır…” denilmektedir. Buna göre avukatlık stajı kanuni bir zorunluluk olup, mesleki bilgi ve tecrübeyi kazanmak amacıyla yapılmaktadır. Dolayısıyla avukat ile stajyer avukat arasındaki ilişki iş akdi ya da hizmet akdine dayalı olmayıp kanuni bir ilişkidir. Bu nedenle avukat stajyerinin, Tebligat Kanunu'nu 17. maddesinde sayılan daimi çalışan veya müstahdem sıfatını taşımadığı belirgindir.(Hukuk Genel Kurulu'nun E.2017/2-1287 K. 2019/90 sayılı kararı)
Tüm bu düzenleme ve açıklamalar ışığında,eldeki davada davacı vekiline gerekçeli karar, usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden davacı adına istinaf dilekçesinin öğrenme tarihine göre süresi içerisinde sunulmuş olduğu anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesince esasa girilerek karar verilmesi gerekir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VII. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/15741, K. 2025/2453, 19 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama