KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/3781 E., 2024/12683 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/2078 E., 2023/2715 K.
- İlk derece mahkemesi
- Kırıkkale 2. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/16 E., 2023/122 K.
Karar Metni
1.359 kelime·7 dk okuma·7 bölüm
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 10.12.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... adına Av. ... ile davacı adına Av. ... ve davalı ... adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; meydana gelen iş kazası nedeniyle müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davalıların kusurlu olduklarından bahisle asıl ve birleşen dava dosyasında 100.000,00 TL manevi, 463.947,67 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacının iş kazası nedeniyle %20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının %30, davalı ...'ın %50, davalı ...'ın %20 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 70.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ancak davalıların kusurları oranında ayrı ayrı hüküm kurularak 331.391,19 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın ...’dan, 132.556,48 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı Savaştan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf istemlerinin hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğundan bahisle, davacının istinafının ise dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminatların davalılardan müteselsilen tahsili talep edildiği halde Mahkemece kusur oranında sorumluluğa hükmedilmesinin hatalı olduğundan bahisle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu olacak şekilde davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1-Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu, müvekkilinin kusursuz olduğunu, aksi takdirde müvekkiline verilen kusurun fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2-Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, davaların birleşmesinin usulüne uygun yapılmadığını, müvekkilin ihale makamı olduğunu, dava dosyasında her iki davalının da sadece işverenlik sıfatı üzerinde durulduğunu, ancak alt işveren - asıl işveren ilişkisini meydana getirebilecek işverenlik sıfatının bulunup bulunmadığı konusunda inceleme yapılmadığını,
medeni yargılamanın temel amacının gerçeğe ulaşmak iken "ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla" ifadesiyle mahkemelerin hüküm vermesinin adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu ve delillerin değerlendirilmesinde takdir hatası yapıldığı kanısının taraflarda uyandırılmasına sebebiyet verdiğini işverenlik sıfatını kabul anlamına gelmemek kayıt ve şartıyla;
kazanın oluştuğu yerin işin görüleceği bir alan olmadığını, bodrum katta pencere bulunmadığını, davalı müvekkilinin şantiyesine gelen davacı işçinin, bu işyerinde PVC pencere montajı konusunda çalışmak için geldiğini, ancak çalışma yapılacağı günün bir sonraki gün olduğunu, bir gün önceden gelerek kendi iş aletlerini güvenli bir yere saklamaya çalıştığını, davalı müvekkilinin asıl işveren olarak kabul edilse dahi, asıl işverenin sorumluluğunun işin alt işverene verildiği tarihten itibaren başlayacağını, alt işverenin işçisi olan davacının,
bir gün önceden kimseye haber vermeksizin söz konusu işyerine gelerek pervasızca eşyalarını saklamaya çalışırken zarar görmesi karşısında ağır kusuru bulunduğunu, davacı işçi tarafından iş kazası geçirildiği gerekçesi ile ilgili makul bir süre içerisinde başvuru yapılmış olsaydı, davalı müvekkilinin şantiyesine gelinerek inceleme yapılabileceğini ve bu inceleme neticesinde davacı işçinin ağır kusurlu olduğunun görülebileceğini,
İlk Derece Mahkemesi tarafından hükmedilen manevi tazminattan davacı işçinin kusuruna göre indirim yapılmış olmasına karşın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından temyize konu olan kararda davacının kusurunun göz önüne alınmadığını, manevi tazminata hükmedilmemesi gerekirken hüküm altına alınan manevi tazminat tutarının da fazla olduğunu, davacı işçinin geçirdiği kazanın iş kazası olarak bildirilmediğini, olaydan 2 sene sonra iş göremezlik ödemelerinin yapılması için başvuru yapıldığını, başvuru ve huzurdaki davanın samimi olmadığını, davacı tarafından iş kazasının bildirimi konusunda yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ile birlikte;
dosyaya olay tarihi olan 02.07.2016 tarihindeki hastane raporu gelmediği gözetildiğinde davanın samimi olmadığını ve sebepsiz zenginleşmeye yönelik olabileceğinin akıllara geldiğini, tüm bunlarla birlikte kaza sebebiyle 2016 yılında sürekli iş göremez duruma geldiğini iddia eden davacı işçinin çalışmasına devam ettiğini ancak geçici iş göremezlik konusunda herhangi bir talepte bulunmadığını, bu durumun da davacının davasının iyiniyetli ve samimi olmadığını gösterdiğini, davacının pervasızca hareketi ve ağır kusuru sebebiyle de uygun illiyet bağının kesildiğini, davaların birleşmesinin usulüne uygun yapılmadığını,
dava dilekçesi tebliğ edilmediğini, gerekçeli kararın da usulüne uygun olarak muhtara tebliğ edilmediğini, tazminata hükmedilirken davalıların maddi ve sosyal durum araştırmalarının yapılması şart olmasına karşın diğer davalının araştırması yapıldığını ancak davalı müvekkili için yazılan müzekkerenin bila ikmal iade edildiğini, iadeden sonra ise herhangi bir araştırma yapılmadan tazminata hükmedildiğini, raporların olay ile aynı doğrultuda olmayıp kendi içlerinde de çelişkiler barındırdığını, kusur oranı, maluliyet oranı ve hükmedilen maddi ve manevi tazminatların fazla olduğunu,
alınan kusur raporuna itiraz edilmesine rağmen herhangi bir gerekçe göstermeksizin en azından keşif ile olay mahallinde keşif yaparak, bina ile ilgili plan ve projelerin de celp edilerek uzman iş ve işçi güvenliği uzman heyetten rapor aldırmaksızın dosya üzerinden rapor aldırılarak karar ittihazına gidilmesinin de kararın eksik inceleme ve araştırmayla verildiğinin diğer bir sonucunu oluşturduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
3-Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilin herhangi bir sorumluluğu ve kusuru bulunmadığını, meydana gelen kazanın tamamen davacının kendi kusur ve hatasından kaynaklandığını, hükme esas alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, çelişkinin giderilemediğini, gerek hükme esas alınan çelişkili bilirkişi raporunda gerek gerekçeli kararda müvekkiline atfedilen kusur oranının hangi kriterlere göre belirlendiğine değinilmediğini, tanık beyanlarına ve bilirkişi raporuna karşı itirazlarının Mahkemece ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadığını,
hatalı ve hukuka aykırı bir hüküm ihdas edildiğini, iş kazasının meydana gelmesinde davacının ağır kusurlu olduğunu ve asli kusurlu olarak kabul edilmesi gerektiğini, iş kazasında asli kusurlu olan davacı işçiye %30 oranında kusur atfedilmiş ve hatalı kusur oranına itibar edilerek hüküm kurulmuş olduğunu, müteselsil sorumluluğa hükmedilmesinin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
Dava iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından, yargılamaya konu iş kazası nedeniyle Kurum tarafından yapılan tahkikat sonucunda düzenlenen inceleme raporunda olayın bir iş kazası olduğu nitelendirildikten sonra iş kazasının oluşumunda sigortalının %30, işveren Savaş'ın %70 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, Mahkemece bir adet kusur raporu alınıp bu rapora itibar edildiği, 15.03.2020 tarihli bu raporda davacının %30, davalı ...'ın %50, davalı ...'ın %20 oranında kusurlu oldukları yönünde görüş bildirildiği, anılan raporda, İlk Derece Mahkemesi kararında veya Bölge Adliye Mahkemesi karar ilamında davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği konusunda bir irdeleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında davacının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır.
Somut olayda, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin ne olduğu konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmesi hatalı olduğu gibi Kurum inceleme raporu ile Mahkemece hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporu arasındaki çelişki giderilmeksizin karar verilmesi de yerinde değildir.
Mahkemece yapılacak iş; farklı bir bilirkişi heyetinden, davalılar arasındaki Mahkemece tespit edilecek hukuki ilişkiyi gözeten, Kurum inceleme raporu ile hükme dayanak kılınan 15.03.2020 tarihli kusur raporu arasındaki çelişkileri gidererek tarafların kusur oranlarını tereddüte yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit eden yeni bir kusur raporu almak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/3781, K. 2024/12683, 10 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama