KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2024/879 E., 2024/10060 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2476 E., 2022/4411 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 22. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/224 E., 2022/305 K.
Karar Metni
1.307 kelime·7 dk okuma·7 bölüm
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz, davalı vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; meydana gelen iş kazası nedeniyle müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığını, kazanın oluşumunda davalının kusurun bulunduğunu ileri sürerek 472.560,78 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne, iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunan 3. kişinin kusurundan davalı işverenin müteselsil olarak sorumlu olmadığından bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 105.268,35 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi kusur raporlarının tarafların kusurlu davranışlarını ve buna göre belirlenen kusur oranlarını somut ve gerekçeli şekilde ortaya koyduğunu, davalı tarafın bu raporlara itiraz etmiş olmasına rağmen itirazlarının hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu, ayrıca davalının tam kusursuz olduğunu kanıtlayacak ve illiyet bağını kesecek nitelikte bir “kurtuluş beyyinesi” sunamadığını, davalı işverenin işlettiği işyerinde bulunan yük asansörünün işçiler tarafından kullanıldığının tanık beyanlarıyla sabit olduğunu,
dava konusu kazada üçüncü kişinin kusurunun davalı işverenin kusuruyla birleşerek zararın meydana geldiğini, bu nedenle yalnızca kusur oranına göre değil, Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 66. maddeleri gereğince davalı ile dava dışı ...’ın zararın tamamından müteselsilen sorumlu tutulmaları gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacıya izafe edilen kusur oranının az olduğunu, müvekkili şirkete kusur verilmesinin yerinde olmadığını, pasif dönem için zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu, asgari geçim indirimi ya da gelir vergisi istisnasının zarar hesabına dahil edilmesinin tamamen yanlış olduğunu, zira bu kalemlerin davacının geliriyle doğrudan ilişkili olmayıp devlet politikası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, net ücret üzerinden yapılan hesaplamaya bu istisnaların yeniden eklenmesinin maddi tazminat tutarını hatalı şekilde artırdığını,
ilk peşin sermaye değerinin tamamen tenzil edilmesi gerekirken eksik düşülmesinin yanlış olduğunu, sürekli iş göremezlik oranı tespitinin hatalı olduğunu ve hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından, davacının davalıya ait iş yerinde boya satış ve teslim elemanı olarak çalıştığı, olay tarihinde dava dışı 3. kişi ...’ın davalı Şirketten satın aldığı 250 teneke tinerin kamyona yüklendiği, davacının bu tinerleri dava dışı ...’ın “...” ünvanlı iş yerine götürdüğü, tinerlerin asansörle taşınması işi bittikten sonra davacının dava dışı ...’dan mal teslimine ilişkin faturayı almak için oranın işçileri ile birlikte 3 katlı binanın dış cephesine monteli yük asansörüne bindiği,
en üst kata vardıklarında daha işçiler asansörden inmeden asansörün halatının kopması neticesinde asansörle birlikte zemine çakıldıkları, İlk Derece Mahkemesince alınıp hükme dayanak kılınan kusur raporunda davalı işveren şirketin, sahada malzeme teslimi işinde çalışan işçilerinin çalışma koşulları ile ilgili yeterli denetim ve gözetimi yapmadığı, dosyada ifadeleri bulunan tanıkların beyanlarında benzer şekilde bazı durumlarda malzemeleri içeriye götürdüklerini belirttiği, bu durumun çalışanlar arasında güvensiz davranış olarak alışkanlık haline geldiği,
bu kapsamda sahada çalışan işçilerin güvensiz davranışlarını önleme adına yeterli denetimlerin yapılmadığı gerekçeleri ile meydana gelen iş kazasında %20 oranında kusurlu olduğu, davacı ve davalı tanıklarının özet olarak; işçilere, satılan malzemelerin üst katlara çıkartılması yönünde bir talimat verilmediğini ancak sadece alıcıların malzemeyi teslim aldıklarına dair bir fiş imzalattıklarını, bunun için ofislerine çıktıkları durumlar olduğunu, çıkarken teslim edilecek malzeme ufak tefek bir malzeme ise bunu alıp çıktıkları durumların olduğunu, davalı işverenin kendi iş yerinde 1 katlı yük asansörü olduğunu,
bu asansörü hem yük taşımak için kullandıkları hem de bazen çok fazla olmasa da kendileri inip çıkarken kullandıklarını beyan ettikleri belirlenmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.
6331 sayılı Kanun'un 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.
İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Bu bilgiler ışığında tartışılması gereken husus, somut olayda iş kazasının oluşmaması için işverenin ne gibi bir tedbir alması gerektiği meselesidir.
Kaza geçiren işçi üçüncü kişiye ait işyerinde tiner tenekeleri teslim edildikten sonra mal teslimine ilişkin faturayı almak için 3. kişinin işçileri ile birlikte üç katlı binanın dış cephesine monteli yük asansörüne binmiş, en üst kata vardıklarında daha işçiler asansörden inmeden asansörün halatının kopması neticesinde asansörle birlikte zemine çakılarak yaralanmıştır.
Elbette sigortalının işini yaptığı sırada işveren tarafından alınması gerekli tedbir, bulundurulması gereken araç varsa işveren bunları temin etmekle yükümlüdür.
Örneğin işçi eğer su götürmek için araçla gittiği sırada işverenin araçta gereken bakımları yapmaması sonucu bir kaza oluşmuşsa ya da motosiklet gibi bir araçla başlıksız su götürmesine göz yumması, başlık temin etmemesi, ehliyeti olmadığı halde araç kullanımına izin verilmesi gibi durumlarda işverenin sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
Eldeki davada ise bilirkişilerin raporlarında bildirdiği gibi sahada malzeme teslimi işinde çalışan işçilerin çalışma koşulları ile ilgili yeterli denetim ve gözetimi yapmadığı, dosyada ifadeleri bulunan tanıkların beyanlarında benzer şekilde bazı durumlarda malzemeleri içeriye götürdüklerini belirttiği, bu durumun çalışanlar arasında güvensiz davranış olarak alışkanlık haline geldiği,
bu kapsamda sahada çalışan işçilerin güvensiz davranışlarını önleme adına yeterli denetimlerin yapılmadığı şeklindeki gerekçeler özellikle tanıkların kastettikleri asansörün davalı işverenin kendi iş yerindeki asansör oluşu ve fakat kazanın bu asansörde gerçekleşmemiş olması nedeniyle yerinde görülmemiştir.
Bu gibi durumlarda işverenden işçinin mal teslimi için gittiği her binayı önceden kontrol etmesi, binada asansör bulunup bulunmadığını tespit etmesi, asansörü güvenlik açısından denetlemesinin beklenmesi de hayatın olağan akışına aykırıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.02.2010 tarih ve 2010/21-36 Esas, 2010/67 Karar sayılı kararı da benzer bir olaya ilişkin olup kararda aynı ilkelere vurgu yapılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; varsa aynı olaya ilişkin ceza dava dosyası ve rücuan tazminat dava dosyasının celp edilmesinden sonra farklı bir bilirkişi kurulundan alınacak raporla yukarıda açıklanan hususları ve davalı işverene kusur verilemeyeceği sonucuna varıldığı takdirde dahi diğer sorumluların kusur durumlarının irdelenmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak kusurun oran ve aidiyetinin tespit etmek, yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi hâlinde ise bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmeden, 08.02.2022 tarihli hesap raporunda kabul edildiği şekliyle esas alınması gerektiğini ve usuli kazanılmış hakları gözeterek oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.
VI. KARAR
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/879, K. 2024/10060, 22 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama