KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2009/14613 E., 2010/1508 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2010
Karar Metni
773 kelime·4 dk okuma
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık ...'ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 342/1, 59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/06/2002 tarihli ve 1996/455 esas, 2002/204 sayılı kararının infazı sırasında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 204/1, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine,
aynı suçtan diğer sanık ...'nin ise, 5237 sayılı Kanun'un 204/1, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının aynı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine ilişkin, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/03/2008 tarihli ve 2006/30 esas, 2008/114 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre;
1-Kayden 02/12/1978 doğumlu olup, suçun işlendiği 04/10/1996 tarihinde 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan sanık ... hakkında tayin olunan cezadan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 31/3. maddesi gereğince indirim yapılmamasında,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmemesinde,
3-Uzun süreli hapis cezasına mahkûm olan sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a-b-d-e. maddesindeki hak yoksunluklarına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 15.05.2009 gün ve 2009/5803-29570sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 23.06.2009 gün ve KYB. 2009/153828 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.03.2008 gün ve 7/56 sayılı kararında da açıklandığı üzere, yokluklarında verilen hüküm ile atanan zorunlu müdafiinin temyiz dilekçesinin, kendisine zorunlu müdafii atandığından haberdar olmayan sanığa usulüne uygun olarak tebliğ olunması gerekmektedir.
Öte yandan, Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar
haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir.
Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür.
5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir.
Ayrıca 7201 sayılı Yasanın 35/son maddesindeki ayrık durum hariç olmak üzere, anılan madde uyarınca yapılacak tebligatların geçerli olabilmesi için aynı adreste önceden kanuna uygun bir tebligat yapılmış olması gerekir.
Dosyanın incelenmesinde; sanıklar ile katılan ve vekilinin yokluğunda verilen 07.03.2008 gün ve 2006/30 esas, 2008/114 sayılı karara karşı başvurulacak yasa yolu ve süresi belirtilmesine karşın, yasa yolu süresinin başlangıcıyla, yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu ve kendisine müdafii atandığından haberdar olmayan hükümlü ...’a yokluğunda verilen gerekçeli kararın, daha önce kanunun gösterdiği usullere göre yapılmış geçerli bir tebligat bulunmaksızın ve gerekli adres araştırması da yapılmadan, 7201 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilerek hükmün usulsüz olarak kesinleştirildiği ve tarafların henüz bu karara karşı başvuru haklarının ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/14613, K. 2010/1508, 19 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama