KÜNYE
11. Ceza Dairesi 2009/7829 E., 2010/550 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Şubat 2010
Karar Metni
579 kelime·3 dk okuma
Dolandırıcılık suçundan sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 503/1, 523. maddeleri uyarınca 4 ay hapis ve 86.666.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinin 12/07/2004 tarihli ve 2001/229 esas, 2004/238 sayılı kararının Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 27/06/2006 tarihli ve 2004/11072 esas, 2006/6814 sayılı ilamı ile bozulması üzerine yapılan yargılama sonucunda adı geçen sanığın anılan Kanun'un 503/1, 522. maddeleri uyarınca 6 ay hapis ve 130 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/02/2008 tarihli ve 2006/583 esas, 2008/32 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre;
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi gereğince hâlen yürürlükte bulunan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesinde yer alan "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak,
önceki hükmün sanığın temyizi üzerine bozulmasını müteakip yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında daha ağır cezaya hükmedilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 13.03.2009 gün ve 2009/2442-13253 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C.
Başsavcılığının 31.03.2009 gün ve KYB.2009-72009 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir.
Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür.
5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir.
İncelenen dosya içeriğine göre, temyiz süresinin belirtilmesine karşın başlangıcıyla, başvuru yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 232. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu anlaşılmakla, sanığın bu hükme karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/7829, K. 2010/550, 5 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama