Karar Özeti
11. Ceza Dairesi 2025/2139 E. , 2025/6520 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/527 E., 2020/315 K. SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık
Karar Detayı
11. Ceza Dairesi 2025/2139 E. , 2025/6520 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2019/527 E., 2020/315 K. SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık KARAR : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.11.2020 tarihli ve 2019/527 Esas, 2020/315 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-l-son, 62, 52/2-4 ve 58. maddeleri uyarınca neticeten 3 yıl 4 ay hapis ve 4.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetim serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 04.12.2020 tarihi itibarıyla kesinleştirildiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 25.04.2025 tarihli ve 2024/21107 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.05.2025 tarihli ve KYB-2025/55151 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.05.2025 tarihli ve KYB-2025/55151 sayılı sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Dosya kapsamına göre, 1-Sanığın olay günü müştekinin kullandığı telefonu arayarak kendisini tüketici hakem heyeti avukatı olarak tanıtıp 2015 yılında dolandırıldığı için kendisine hakem heyeti tarafından ödeme yapılacağını, ödeme yapılabilmesi için para yatırması gerektiğini beyan ettiği, sanığın müştekiden para aldığı, müştekinin yanılgıya düşürülerek paranın sanığa teslim edildiğinin anlaşılması karşısında, sanığın kendisini tüketici hakem heyeti avukatı olarak tanıttığını beyan ettiği olayda kamu görevlisi sıfatı taşımadığı, eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararı verilmesinde, 2-02/12/2016 Tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve bu maddeye eklenen fıkraya göre 5237 sayılı Kanun'un 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alındığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 254/1. maddesindeki “Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir.” şeklindeki düzenleme uyarınca uzlaştırma işleminin yapılması için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken, uzlaştırma işlemi yapılmadan karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. 5237 sayılı Kanun'un "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesi; "(1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir." Şeklindedir. 2. Aynı Kanun'un suç tarihinde yürürlükte bulunan "Nitelikli dolandırıcılık" başlıklı 158. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde; "l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle, İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik: 3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." Denilmektedir. 3. 5237 sayılı Kanun'un 158/1-l. maddesinin gerekçesinde; ""Kendilerini polis, hâkim, savcı veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarmm çalışanı olarak tanıtan kişilerin, telefonla ulaştıkları mağdurları söyledikleri hikayelere inandırarak önemli miktarlarda haksız menfaat temin etmeleri, son dönemde artan bir sosyal duyarlılığın konusunu oluşturmaktadır. Mağdurlara ait olup, önceden temin edilen bazı kişisel bilgileri ve oluşturulan mizansen unsurları kullanan suç failleri, mağdurlarda ... oluşturabilmektedir. Ayrıca, eylemlerini çoğunlukla telefon gibi iletişim vasıtalarıyla gerçekleştirdiklerinden mağdurların denetim imkânı da büyük ölçüde kısıtlanmaktadır. Örneğin, mağdurların, herkesçe bilinmesine olanak bulunmayan bazı kişisel, ailevi, sosyal ve ekonomik durumlarına dair gerçek bilgileri de içeren uydurulmuş hikayeler karşısında, telsiz ve siren sesleriyle güçlendirilmiş bir mizansen içinde emniyetten arandıklarına inanabildikleri görülmektedir. Durumun ciddiyeti ve aciliyetine inandırılan mağdurların çoğu kez, görüşmeyi sonlandırarak konunun gerçekliğini araştırma imkânı da kalmamaktadır. Yoğun yalan ve hilelerle kandırılan mağdurlar, ciddi düzeyde ekonomik kayba uğramakta ve maddi birikimlerini kaybedebilmektedir. Bu şekilde gerçekleştirilen dolandırıcılık eylemlerinin sayısında önemli bir artış bulunmamakla birlikte, suç sebebiyle faillerce elde edilen haksız menfaat tutarında yıllar itibarıyla kayda değer bir artış izlenmektedir. Suç mağdurlarının profilinde belirgin bir ortak özellik görülmemekte; yaşlı veya genç, sosyo-ekonomik seviyesi düşük veya yüksek, yüksek tahsilli veya değil, pek çok vatandaş dolandırıcıların hedefi haline gelebilmektedir. Bu yönüyle konu, toplumun ortak sorunlarından biri haline gelmiştir. Söz konusu dolandırıcılık eylemleri, hâlihazırda basit dolandırıcılık suçu kapsamında vasıflandırılmakta ve tespit edilen failler 5237 sayılı Kanunun 157 nci maddesi uyarınca yargılanarak cezalandırılmaktadır. Ciddi ekonomik sonuçları dikkate alındığında, bu tür eylemlere, caydırıcılığı sağlayacak etkili yaptırımlar uygulanması gerekmektedir. Bu tür eylemlerin, dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerini düzenleyen 158 inci madde kapsamında değerlendirilebilmesi ve suç faillerine daha etkili bir ceza verilebilmesi için anılan maddede düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır..." şeklindeki açıklamalara yer verilmiştir. 4. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 22.03.2023 tarihli ve 2022/11-471 Esas, 2023/176 Karar sayılı kararında; "Kişinin kendisini kamu görevlisi olarak tanıtması, banka veya kredi kurumu çalışanı olarak göstermesi ya da bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi muhatabın kendisinden talep edilen hususu ciddi bir şekilde sorgulamasının önüne geçmekte, olayın inandırıcılığını artırmaktadır. Böylelikle dolandırıcılık kamu görevlilerine, sigorta veya kredi kurumlarına olan güvenin istismarı suretiyle kolaylıkla işlenmiş olmaktadır. Kanun koyucu bu suiistimali önleyebilmek ve bu tür dolandırıcılıkla etkin bir şekilde mücadele edebilmek için bu nitelikli hali ihdas etmiştir (... Koca/... Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, Ankara 2020, s. 755.). Bu nitelikli hâl iki şekilde oluşabilir: Birincisi failin, mağdurda ... oluşturmak için gerçekte sahip olmadığı belli bir sıfatı kullanmasıdır. İkincisi ise failin maddede sayılan kurum ve kuruluşlarla ilişkisi olduğunu söylemesidir. Suçun ilk işleniş biçiminde fail, gerçekte sahip olmadığı bir sıfata sahip olduğunu iddia eder ve buna göre davranır. Bu nedenle fail, gerçek bir kamu görevlisi, banka çalışanı, sigorta şirketi elemanı veya bir kredi kurumu çalışanı olamaz. Fail, bu sıfatı taşımayan biri olmalıdır. İkinci işleniş biçiminde ise; failin, sahip olmadığı sıfatları kullanmasına, kendisinin polis, savcı, sigortacı veya zabıta olduğunu iddia etmesine gerek yoktur. Kamu kurumlarıyla, bankalarla, sigorta veya kredi kurumlarıyla ilişkili olduğunu iddia etmesi yeterlidir. Bu ilişkinin nasıl bir ilişki olduğu konusunda kanunda herhangi bir sınırlama getirilmemiştir (Meral Ekici ..., Dolandırıcılık Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, s. 401-402.)." şeklindeki tespitler yer almaktadır. 5. İncelenen dosya içeriğine göre; suç tarihinde katılanın kullanmakta olduğu cep telefonunu arayan ve kendisini Avukat Nilşah ... ismiyle tanıtan kimliği belirsiz kişinin, "Tüketici Hakem Heyetinde Avukat" olarak görev yaptığını söylediği katılandan, hileli hareketlerle sanığın banka hesabına farklı zamanlarda toplam 3.400,00 TL para yatırmasını sağlamak suretiyle iştirak halinde haksız menfaat temin ettiklerinin iddia ve kabul olunduğu olayda; katılana yönelik hileli hareketlerin gerçekleştirildiği esnada arayan kişinin, bir kamu kurumu olan "tüketici hakem heyetinden" aradığını belirtmesinin yanı sıra kendisini ayrıca "avukat" olarak da tanıtmasının katılan nezdinde sanığın bu kurumda görevli kabul edilmesine engel oluşturmayacağı ve katılanın bu hususu denetleme olanağı bulunmadığı, bununla birlikte 5237 sayılı Kanun'un 158/1-l maddesinde yer alan suçun seçimlik hareketlerinden biri olan "veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi" şeklindeki maddi unsurun da somut olayda gerçekleştiği, bu nedenle sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 158/1-l maddesi kapsamında uzlaşmaya tabi olmayan bir suç olarak düzenlenen "kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık" suçunu oluşturduğuna yönelik Mahkemenin kabul ve takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, ihbarnamede belirtilen kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. II. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.05.2025 tarihinde karar verildi.