KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10169 E., 2010/5318 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
638 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.04.2008 tarih ve 2007/138 - 2008/40 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 11.05.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 9.Temmuz 1993 tarihinde kurulduğunu ve adına tescilli “Yıldız Pen” markasının bulunduğunu ileri sürerek davalının müvekkiline ait tescilli ticaret unvanındaki ve markasındaki “...” ibaresini kendi ticaret unvanında ve tüm tanıtım vasıtalarında kullanmak suretiyle vaki fiillerinin haksız olduğunun hükmen tespitine, davalı şirketin ticaret unvanında bulunan “...” ibaresinin ve davalının uhdesinde bulunan her türlü basılı evrak, broşür, Reklam Malzemeleri, Nakil vasıtaları ve sair tüm tanıtma vasıtaları üzerinde bulunan “...” veya “YILDIZ” ibresinin silinmesine,
bu suretle haksız rekabetin men’ine, müvekkili marka hakkına vaki tecavüzün tespit ve önlenmesine, (5.000.000.000)TL maddi ve (20.000.000.0000)TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, marka üzerindeki gerçek hak sahibinin müvekkili şirket olduğu, davacının uzun süre sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığını, tazminatın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, her iki şirketin ticaret unvanlarında ayırt edici esas unsurun “...” ibaresi olduğu, taraf şirketlerin aynı işkolunda faaliyet gösterdikleri, davacının gerek unvan bakımından gerekse marka bakımından öncelik hakkına sahip olduğu, davalının marka tescil başvurusunun davacının tescilli markası nedeniyle reddedilmiş ise de, davalının bu davanın açıldığı tarihe kadar aynı unvanı ve markayı kullanmaya devam ettiği, bu belgelerin ışığında davalının davacının tescilli markasından haberdar olduğu,
ancak davacının gerek ticaret unvanını gerekse markasını korumak açısından ilk yasal girişimini 11.06.2004 tarihinde ihtarname keşide etmek suretiyle gerçekleştirdiği, bu durumda gerek unvanının gerekse markasının tescili tarihinden itibaren 9 ve 11 yıl gibi sürelerle sessiz kaldığı, davalının salt marka tescil başvurusunun reddedilmiş olmasının onun kötü niyetli olduğu sonucuna ulaşılmasını gerektirmeyeceği, davacının sessiz kalmasının her hangi bir karıştırma ticari kimlik gaspı gibi eyleminin bulunmadığı izlenimi yarattığı, kullanım sonucu davalı markasının ayırt edici nitelik kazandığı,
her iki yanın birlikte var olabilecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat ile diğer fer’i istemlere ilişkindir.
Davacı taraf, her biri ayrı bir davaya konu olabilecek istemlerini tek bir dava içinde talep etmiştir. Davacının davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemlerini tek bir davada isteyebilmesi mümkün olup, bu duruma objektif dava birleşmesi denilmektedir. Somut olayda haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminat olmak üzere üç ayrı dava açılmıştır. Mahkemece, üç ayrı davanın da reddine karar verilmiştir.
Bu durum karşısında, reddedilen üç ayrı dava dolayısıyla davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi için açıklanan düzenlemelerine göre ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün nedenle bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10169, K. 2010/5318, 13 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama