KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/10589 E., 2010/1645 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
438 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.10.2007 tarih ve 2006/198-2007/231 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1985 yılından bu yana PVC kapı, pencere ve panjur profilleri ile plastik sektöründe faaliyet gösterdiğini ve "..." ibaresini gerek marka gerekse ticaret unvanı olarak kullandığını, davalının ise aynı ibareyi 20.03.1995 tarihinde marka olarak adına tescil ettirdiğini, oysa davalının ... firmasının bayii olup "..." ibaresini tescil tarihinden 556 sayılı KHK.'nin 14.maddesinin aradığı anlamda marka olarak kullanmadığını, kaldı ki müvekkilinin aynı KHK.'nin 8/3.maddesi uyarınca anılan ibareyi davalıdan önce tescilsiz şekilde kullanıp markaya ayırt edicilik kazandırdığını ileri sürerek, davalının anılan markasının ve ticaret unvanının sicilden terkinini, hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin "..." ibaresini gerek marka gerekse ticaret unvanı olarak davacı şirketten çok daha önce kullanmaya başladığını ve kesintisiz şekilde devam ettirdiğini, markanın hükümsüzlüğü davasının 5 yıllık hak düşürücü süresinden sonra açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporununa dayanılarak, davacı şirketin ticaret unvanını 07.02.1994 davalı şirketin ise 09.07.1993 tarihinde tescil ettirdiği, davalı markasının tescil tarihinin 20.03.1995 olup hükümsüzlük davasının 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı, davacının davalının markasını kötü niyetle tescil ettirdiğine dair bir ispatının olmadığı, kaldı ki bu hükmün tanınmış markalara yönelik bir düzenleme olduğu, davacının hem tescilsiz marka hem de tescilli ticaret unvanı kullanımının, davalıdan sonra gerçekleştiği, dolayısıyla öncelik hakkının davalıda olduğu,
bir an için aksi kabul edilse bile her iki tarafında yaklaşık 14 yıl kullandığı bir marka hakkında hükümsüzlük davası açılmasının, sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşmiş bulunması karşısında kabul edilemeyeceğini, davalının markasını dava tarihinden geriye doğru 5 yıl süre zarfında kullandığı anlaşıldığından aksi yöndeki davacı iddasına da itibar edilmediği, bir an için davacının ticaret unvanını işletme adı veya gerçek kişi unvanı olarak davalıdan daha önce tescilsiz ve tescilli biçimde kullanmaya başladığı kabul edilse bile, davalının faaliyete geçmesinden itibaren makul süre içinde dava açılmadığından,
davacının yine de davalının ticaret unvanının sicilden terkinini isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/10589, K. 2010/1645, 15 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama