KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12513 E., 2010/3817 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
517 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/08/2008 tarih ve 2004/785-2004/352 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davalı ... Özel Öğr.Kurumları Ltd.Şti. vekili, mahkemece verilen 14.12.2004 tarih ve 2004/785- E-352 sayılı kararın icrasında oluşan problem ve sıkıntının giderilmesi için anılan mahkeme kararının açıklanması gerektiğini ileri sürerek, mahkeme kararının “...” kelimesinin kullanımı ile ilgili olup olmadığı, anılan kelimenin kullanımının tamamen yasaklanıp yasaklanmadığı, eğer sınırlı bir kullanımdan söz ediliyorsa bu sınırlı kullanımında tavzihini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı vekilinin tavzih talebine ilişkin evrak üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen karar Dairemizce “HUMK.nun 456 ve 457. maddelerinde tavzih isteminde uyulması gereken usul kurallarının düzenlendiği, buna göre tavzih dilekçesinin bir nüshasının karşı tarafa tebliği gerektiği, somut olayda anılan hususa uyulmadan tavzihe karar verilmesi suretiyle davacı tarafın tavzih istemine karşı beyanda bulunma hakkından yoksun bırakılmasının doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak davacı vekilinin tavzih talebine ilişkin beyanları alındıktan sonra,
kesinleşen mahkeme kararının uyuşmazlık konusu “...” kelimesinin kullanımı ile ilgili olduğu, “...” kelimesinin tamamen kullanımının yasaklanmış olmayıp iş bu karar ekindeki fotoğraflarda gösterilen ve anılan ilamda haksız rekabet olarak nitelendirilen biçimde kullanılmasının yasaklandığı belirtilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İstem, kesinleşerek infazına başlanmış bulunan mahkeme hükmünün infazında yaşanan sıkıntı ve tereddüdün giderilmesi amacıyla tavzihine ilişkindir.
Tavzih yolu, bir hükmün anlaşılmayacak biçimde müphem bulunması veya açıklıkla anlaşılamaz (gayri vazıh) ve çelişik (mütenakız) fıkraları taşıması durumunda hükümdeki gerçek anlamı meydana çıkarması amacıyla başvurulan bir yasal yoldur. HUMK'nın 455 ve devamı maddelerinde hükümlerin hangi hallerde tavzihinin istenebileceği ve tavzih usulü gösterilmiştir. Mahkeme, hükmü yalnız tavzih etmekle yetinir, yoksa kesinleşmiş bir hüküm, hükmün açıklanması (tavzihi) yoluyla sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Bu nedenle de mahkeme, hüküm kurmadığı bir konuda, hükümde unutmuş olduğu gerekçesiyle tavzih yolu ile karar verip, bu hususu da hükme ekleyemez, miktarları da değiştiremez.
Somut olayda, davalı vekilinin verdiği tavzih dilekçesinde, kesinleşen mahkeme kararının icrasında problemler oluştuğu, mahkeme kararında ... kelimesinin tamamen yasaklanıp yasaklanmadığının açıklanması gerektiği ileri sürülmüş, mahkemece tavzih kararında, kesinleşen hükümde, “...” kelimesinin tamamen kullanımının yasaklanmadığı, karar ekindeki fotoğraflarda gösterilen şekilde haksız rekabet doğuracak biçimde kullanılmasının yasaklandığı belirtilmiş ise de, mahkemece hükmün gerekçesi tavzih edilecek şekilde ve daha önce hüküm kurmadığı şekilde hükme yeni unsurlar eklenmek suretiyle tavzih kararı verilmiştir.
Bu şekilde hükmün ve gerekçenin değiştirilmesi tavzih yöntemine aykırı olup bozulması gerekmiştir. Ayrıca, tavzih kararı da mahkeme kararı şeklinde olması gerektiğinden somut olayda olduğu gibi “KARAR” başlığı altında “davacı vekilinin soruları ile ilgili olarak…..” denilmek suretiyle karar yazma usulüne uygun olmayacak şekilde tavzih kararı yazılması da doğru değildir.
Bu itibarla, mahkemece, HUMK’nın 455 ve devamı maddelerine göz önüne alınarak usulü uygun bir şekilde davalı vekilinin tavzih talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12513, K. 2010/3817, 6 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama