KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/12697 E., 2010/4441 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Nisan 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
712 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.05.2008 tarih ve 2002/619 - 2008/117 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalının işyerinde yapılan aramada müvekkillerine ait "BOSCH" markalı 136 adet taklit emtianın ele geçirildiğini, hakkında ceza davası açıldığını, daha sonra anlaşma teklif ettiğini, masraf ve tazminat ödemesi sonrasında şikayetten feragat edildiğini, yapılan tespit sonrasında deposunda 338 adet aynı marka taklit elektrikli el aletleri ele geçirildiğini, yine suç duyurusunda bulunulduğunu, marka sahibinin müvekkili vakıf olduğunu, marka hakkının ihlal edildiği gibi haksız rekabete de maruz kaldığını, diğer müvekkilini ise, Türkiye’deki tek yetkili satıcısı ve dağıtıcısı bulunduğunu,
elektrikli el aletlerinin Türkiye’de üretilmediğini, bu müvekkilinin TTK'nun haksız rekabet hükümlerine dayandığını, maddi ve manevi zararlarının doğduğunu ileri sürerek, davalının markaya tecavüzünün ve haksız rekabetinin sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasına, 30 milyar TL maddi ve 20 milyar TL manevi tazminatın tahsili ile hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacı tarafın ceza dosyasından şikayetinden vazgeçtiğini, hırdavatçı olduğunu, uyuşmazlığa konu malları fatura ile aldığını, bu faturada emtiaların Alman menşeli bulunduklarının yazdığını, taklit olduklarını şikayet üzerine öğrendiğini, ilk şikayetten sonra kalan malları evin çatısına terk ettiğini, satmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davalının ürünleri alacağına karşılık Nusaybin İlçesi’ndeki satıcıdan fatura ile aldığını, bir kısmının ele geçirilmesinden sonra deposunda kalanları evinin çatısında çürümeye bıraktığını savunduğu, birinci tespit sonrasında hakkında kamu davası açıldığı ve daha sonra davalının 8000 DM ödemesi sonucu tarafların anlaşarak davacının şikayetten vazgeçtiği, 21.09.2001 tarihinde yapılan aramada uyuşmazlığa konu taklit ürünlerin çatıda bulunduklarının tespit edildiği, ikinci bir kamu davası açıldığı, ceza davalarının birleştirildiği,
savunmaya itibar edilerek çatıda ele geçirilen ürünlerin ilk ürünlerin devamı olduğunun kabulü ile ceza davasının ortadan kaldırılmasına ve ürünlerin müsaderesine karar verildiği, davalının ceza dosyasındaki savunmaları doğrultusunda beyanda bulunduğu, fatura kapsamı emtia sayısı ile iki aramada ele geçirilen emtia sayılarının birbirlerine yakın olduğu, ürünlerin pazarlandığı veya pazarlanmak istendiğinin kanıtlanmadığı, davalının taklit olduğunu bilmeden aldığı ve taklit olduğunu öğrendikten sonrada satışa sunmaktan vazgeçerek çatıya terk ettiği savunmasının samimi bulunduğu,
556 sayılı KHK'nin 61/1-c maddesine göre davalı üretici olmadığından markanın taklit edildiğini bilmemesi durumunda üçüncü kişilerin taklidinden sorumlu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava, marka hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, ortadan kaldırılması, maddi ve manevi tazminat ile diğer fer’i istemlere ilişkindir.
Davacılar vekili, davalının marka hakkına tecavüz ile haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek, bu durumun tüm sonuçları ile ortadan kaldırılması ile maddi ve manevi tazminatın hüküm altına alınmasını istemiştir. Davacı taraf, her biri ayrı bir davaya konu olabilecek istemlerini tek bir dava içinde talep etmiştir. Davacının davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemlerini tek bir davada isteyebilmesi mümkün olup, bu duruma objektif dava birleşmesi denilmektedir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davalı taraf, bizzat cevap vererek emtiaları faturayla satın aldığını, davacı tarafın bir kısmının işyerindeki tespitinden sonra haklarını tahsil ettiğini savunmuştur. Daha sonra ise, vekille davasına devam etmiştir. Ancak, davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemiştir.
Bu durum karşısında, reddedilen marka hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti ile manevi tazminat istemlerinin ayrı ayrı maktu ve maddi tazminat bakımından nispi olmak üzere davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi için açıklanan düzenlemelerine göre vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün nedenle bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/12697, K. 2010/4441, 26 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama