KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13849 E., 2010/10563 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
626 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31.12.2007 tarih ve 2007/315-2007/521 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.10.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı Serdar Bayburt gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil ettiğini ve ödemediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı şirket aleyhine açılan davada Essen Asliye Hukuk Mahkemesince 26.10.2006 tarihinde 22.087,81 Euro ana parayı 01.01.1999 tarihinden itibaren %4 temel faizi ile birlikte 3.134,96 Euro mahkeme masraflarının da 16.11.2006 tarihinden itibaren %5 faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, kararın 24.01.2007 tarihinde kesinleşerek Apostille ile onandığını, Türkçe’ye çevirisinin TC Essen Başkonsolosluğu tarafından noter sıfatı ile 08.05.2007 tarihinde onaylandığını,
davalı şirket merkezinin Konya’da olması nedeniyle Konya Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davalı şirketin mal kaçırma tehlikesi bulunduğunu, bu sebeplerle şirket malvarlığı üzerine alacak miktarı kadar tedbir konularak Essen Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, yabancı mahkemece verilen ilamla, usulüne aykırı bir şekilde gıyapta hüküm kurduğunu, Lahey sözleşmesine göre tebliğ edilmediğinden kesinleşmediğini, maddi ve usul hukukumuzdaki kamu düzeninin kurallarına aykırı olduğunu, Türk Mahkemeleri ile verilen kararlar ile çelişkili olduğunu, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda tesis edildiğini, maddi vakalar ile sonuç arasında illiyet rabıtası kuramadığını, davacının kanuna karşı hile yolu ile söz konusu kararı elde ettiğini, bu durumun MK.un 2. maddesine aykırı olduğunu, davacı taleplerinin MÖHUK. 38 göre reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara göre, Türkiye ve Almanya’nın imzalanmış bulundukları ve Türkiye yönünden 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde tebliğine dair Lahey Sözleşmesine göre Tebligat Usulü gereğince bu sözleşmeye taraf olan ülkeler arası yapılacak tebligatların hangi makam tarafından yerine getirileceği (Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü) ve tebligatın hangi usul ile yerine getirileceği (Örnek 184 Form) belirlenmiş olup,
yabancı mahkeme dava dilekçesinin belirtilen usuller ile davalı tarafa tebliğ edilmesine rağmen tenfizi istenilen kararın tebliğinin sözleşme aksine Alman Hukukuna göre yapıldığı, Alman Hukukuna göre tebliği yapılan tenfize konu kararın, gerek anılan Lahey Sözleşmesi, gerek MÖHUK.nu gerekse de 1086 Sayılı HUMK. gereğince davalı adına usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği,
dolayısıyla ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman Makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK. gereğince kabulünün de mümkün olmadığı gibi tebligatın kamu düzenine ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK.un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, zira bu durum karşısında MÖHUK.un 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı anlaşıldığından açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde bulunması sebebiyle maktu harç ve ücreti vekaletle hükmedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına ve bir yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için kararın Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca kesinleşmesinin gerekmesine ve dava konusu olayda tenfizi istenen kararın Lahey Sözleşmesi uyarınca yetkili makamlar aracılığı ile tebliğ edilmeyip posta yolu ile tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinin anlaşılmış olmasına göre taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13849, K. 2010/10563, 20 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama