KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13877 E., 2010/5419 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
351 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04.07.2008 tarih ve 2005/575-2008/168 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilleri ile davalının "Kanatçı ...'ın Yeri" isimli işyerine ortak olduklarını, işyeri ruhsatının müvekkili şirket adına düzenlendiğini, 05.01.1998 tarihli protokol ile anılan ortaklığın feshedilip toplam (3.500.000.000) TL karşılığında isim hakkının ve işyerinin müvekkillerine devredildiğini, müvekkillerince bedelin tamamının ödendiği halde anılan ibarenin marka olarak tescili için davalı tarafından müracaatta bulunulduğunun öğrenildiğini, bu hususta açtıkları davanın reddedilip ret kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesince "davalı adına olan marka tescil buşvurusunun dava tarihinde henüz tamamlanmadığının anlaşılmasına,
idari prosedür tamamlanmadan açılan davanın dinlenmesinin mümükün bulunmamasına" gerekçeleri eklenerek onandığını, davalı adına marka tescili ile ilgili prosedürün tamamlandığını ileri sürerek, davalı markasının iptali ile müvekkilleri adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava sonucunda anılan markayı müvekkilinin tanıttığının ve kendi uhdesinde tutup, davacılara devretmediğinin kabul edildiğini savunarak, kesin hüküm nedeniyle davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacılar tarafından açılan önceki davada anılan marka üzerindeki hakların kendilerine ait bulunduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğünü istedikleri ve marka üzerindeki hakların sözleşme hükümleri gereğince markayı tanıtan davalıya ait olduğunun ve davacıların da anılan ibareyi ticaret uvanı olarak kullanma haklarının bulunduğunun kabul edildiği, böylece kesinleşen hükümle tescil kapsamındaki hizmetler yönünden marka hakkının davalıya ait olduğunun anlaşıldığı ve söz konusu hükmün bu dava yönünden de kesin delil oluşturacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13877, K. 2010/5419, 17 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama