KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/13967 E., 2010/9868 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
528 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.10.2008 tarih ve 2007/702 - 2008/445 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 05.10.2010 gününde davacı avukatı ... geldi, davetiye tebliğine rağmen davalılar vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... ile birlikte diğer davalı şirketin bir dönem ortaklığını yaptığını, bu ortaklık döneminde ...'un müvekkiline şirketin paraya ihtiyacı olduğu, bu nedenle kredi alınacak yerlerden teminat senedi istendiğini belirterek davacıdan boş ve imzalı senetler alındığını ve bu senetleri kendilerinin de imzalayarak kredi alınan yerlere vereceklerini belirttikleri,
daha sonra davalı ...'in teminat senetlerine ilişkin kredi borcunun bittiğini belirterek söz konusu senetlerden 6 adedini müvekkiline iade ettiğini ancak davaya konu olan ve davalı şirketin kredi borçlarının teminatı olarak verilmiş ve verildiğinde alacaklı ve keşide tarihi boş olan 27.06.2001 vade tarihli 7.000 USD bedeli senedin kaybolduğundan bahisle müvekkiline iade edilmediğini, bilahare müvekkilinin davalı ...'in ablası ...'a şirket hisselerini devrettiğini, kaybolan senet için ise senet teslimine ilişkin tutanak düzenlendiğini, bu tutanağa göre davaya konu senedin bedelsiz olduğunun açık olduğunu,
buna rağmen 27.06.2001 tarihli 7000 USD bedelli senedin davalı ...'in kayını ... tarafından takibe konulduğunu, açılan menfi tespit davasının sonucunda dava dışı ...'un iyiniyetli 3.kişi olduğundan bahisle reddedildiğini, davacının reddi nedeniyle icra takibine devam edilmek suretiyle (10.564,30) USD ile (6.823,00) YTL'nın tahsil edildiğini, davalıların davacının 3.kişiye bedelsiz senet dolayısıyla ödeme yapmasına neden olduklarını ileri sürerek bedelsiz senedin devri nedeniyle ödenmek zorunda kalınan (19.223,37) YTL,
cezai şart nedeniyle (2500) USD karşılığı (2.934,50) YTL ile yatırılan teminatlar nedeniyle mahkum kalınan faiz ve ödenen banka masrafları karşılığı şimdilik (3000) YTL'nın faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, menfi tespit davasının davacının söz konusu bononun bedelsiz olduğunu yani 01.12.2003 tarihli tutanakta sözü geçen bononun ...'un lehdarı ve hamili olduğu bono ile aynı olduğunu ispatlayamaması nedeniyle reddedildiğini, her iki bononun aynı olduğu maddi vakıasının kesinleşmiş mahkeme kararıyla reddedildiğini, müvekkillerinin hiç bir zaman davacıdan aldığı bir bonoyu dava dışı bir başkasına vermiş yada ciro etmiş olmadığını, davacının 01.12.2003 tarihli tutanaktan çok sonrasına ait 13.02.2004 tarihli belgede davalıları ibra ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara göre, davacı ile bononun lehdarı ... arasında görülen ve redle sonuçlanan dava gözönüne alındığında, davacının bu davaya konu bono nedeniyle lehdara şahsen borçlu olduğunun anlaşıldığı, davacının lehdara borcu nedeniyle davaya konu bonoyu verdiğinin davacı bakımından kesin hüküm haline geldiği ve bu dava bakımından da güçlü delil niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/13967, K. 2010/9868, 7 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama