KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/4992 E., 2010/1131 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
624 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/11/2007 tarih ve 2005/342-2007/637 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 02.02.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada hesap açarak internet bankacılığı sisteminde kullanmaya başladığını, 06.01.2005 tarihinde hesabına girmemesi üzerine davalı banka yetkilileri ile görüşmesinde hesabındaki paraların iradesi dışında internet ortamında çekilerek hesabın sıfırlandığını öğrendiğini, işlemlerin diğer davalılar tarafından sahte kimlik kullanarak yapıldığının tespit edildiğini, davalı bankanın internet ortamında gerekli tedbirleri almaması nedeniyle sorumlu olduğunu ileri sürerek, 73.000 TL’nın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Banka vekili, davacının internet bankacılığı şifrelerini iyi koruyamaması nedeniyle meydana gelen zararda sorumluluğu bulunduğunu, müvekkilinin güvenlik sisteminin yeterli olduğunu, alabileceği başkaca bir önlem bulunmadığını, müşterilerin risklere karşı uyarıldığını, yapılan dolandırıcılık işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılara ilanen tebligat yapılmış, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı bankanın bir güven kurumu olup yaptıkları sözleşmelerden dolayı sorumluluklarının kusursuz sorumluluk ilkesine dayandığı mudilerin yatırdıkları paraları kendilerinden istendiğinde iade etmekle yükümlü oldukları, bu iadeden kaçınamayacakları, davaya konu işlemin davacının bilgisayarından gerçekleştirilmediği, davacının kullanımından dolayı bir sorun meydana geldiğinin de kanıtlanamadığı, diğer davalı gerçek kişiler hakkındaki davaların atiye terk edilmiş olduğu gerekçesiyle davalı gerçek kişiler hakkındaki davaların atiye terki nedeniyle bu davalılar yönünden bir karar oluşturulmasına yer olmadığına, 73.000 TL’nın davalı bankadan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı Banka vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının insiyatifine bırakması zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır.
Bunun yanında, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olmasına ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamakla, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/4992, K. 2010/1131, 2 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama