KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/9009 E., 2010/459 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Ocak 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
761 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.05.2008 tarih ve 2007/370-2008/147 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı bankanın Karşıyaka Sahil Şubesi’nin kurumsal müşterisi iken 29.09.2006 tarihinde internet aracılığı ile bilgisi ve talimatı olmaksızın 3.kişilerce iki ayrı EFT işlemi ile 5.131,50 YTL ve 5.101,50 YTL olmak üzere toplam 10.233,00 YTL’nin tanımadığı kişilerin hesabına aktarıldığını, davalı bankanın elektronik bankacılık hizmetinde gereken güvenliği sağlayamadığını ileri sürerek, 10.233,00 YTL’nin 29.09.2006 tarihinden itibaren en yüksek mevduat faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya verilen şifrenin özenli saklanması ve bu nedenle doğacak zararlardan davacının sorumlu olacağının sözleşme ile davacıya bildirildiğini, davacının zararının şifresinin 3. kişilerce öğrenilmesi sonucu meydana geldiğini, bankanın sisteminden kaynaklı bir zarar söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın cep ajan, hesap gizleme, cep telefonu değiştiğinde iki telefona da mesaj gitmesi kısıtlaması getirdiği ancak davacının bu uygulamaları tercih etmediği, davacı şirketin olayı 02.10.2006 günü farkettiği, cep ajanının kullanılmayıp, web sitesindeki güvenlik uyarılarının dikkate alınmadığı, güvenlik önlemleri alınmayan bilgisayarlardan gerçekleştirilen internet bankacılık işlemleri nedeniyle kişisel bilgilerini korumadığı ve davacının kusurlu olduğu;
davalı bankanın ise tek kullanımlık şifre uygulamasını ve çok kısa aralıklarla yapılan havale işlemlerini algılayıp durumu önleyecek güvenlik tedbirini sistemine dahil etmediği, özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalı bankanın da ihmali olduğu, davacının olayın meydana gelmesinde 2/5, davalı bankanın ise 3/5 oranında müterafik kusurlu bulunduğu, buna göre davalı bankanın 6.140,00YTL'den sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 6.140,00 YTL'nin 29.09.2006 tarihinden itibaren artan ve eksilen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporu ile davalı banka tarafından sunulan güvenlik programlarından, cep ajan ve hesap gizleme sisteminden yararlanmadan işlem yapma yolunu tercih eden davacıyı meydana gelen zararda 2/5 oranında kusurlu olarak kabul etmiştir.
Oysa davacı şirkete ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacının şifre ve parolasının davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır.
Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının insiyatifine bırakması zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır.
Bunun yanında, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir. O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiştir. Yine davacının talebi doğrultusunda tarafların sıfatı da nazara alınarak avans faizine hükmedilmek gerekirken yasal faize hükmedilmesi de doğru görülmemiş kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/9009, K. 2010/459, 18 Ocak 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama