KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/10555 E., 2011/2942 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Mart 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
619 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bodrum 3.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.04.2009 tarih ve 2007/335 - 2009/136 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde bulunan hesaplarından müvekkilinin bilgisi ve talimatı olmadan 17.07.2006 tarihinde internet yoluyla toplam 22.000,00 YTL’nın tanımadığı üçüncü kişinin hesabına aktarıldığını, davalı bankanın elektronik bankacılık hizmetinde gereken güvenliği sağlayamadığını ileri sürerek, anılan meblağın faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şifrenin özenle saklanması yükümlülüğünün davacıda olduğunu, bu nedenle doğacak zararlardan davacının sorumlu olacağını, davacının zararının şifrenin 3. kişilerce öğrenilmesi sonucu meydana geldiğini, bankanın sisteminden kaynaklanan bir zarar bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı banka tarafından internet işlemleri yapıldığı sırada mobil onay, işlemden sonra müşterinin cep telefonuna onay için mesaj gönderildiğine dair bir bulguya rastlanmadığı, internet yoluyla işlem yapılırken gerekli güvenlik önlemlerini alması yönünde davacının uyarıldığının da kanıtlamaması nedeniyle davalı bankanın %60 oranında kusurlu olduğu, davacının bankaca önerilen güvenlik önlemlerini alıp almadığı hususunda bir bulgu olmadığından davacının %40 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 9.674,28 TL’nın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelemesine gelince; dava, davalı banka nezdinde açılmış davacıya ait hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, davaya konu havale işleminin davacıya ait kişisel bilgilerin üçüncü şahıslar tarafından temin edilerek banka hesabına girilmesi sonucu gerçekleştirilmiş olduğu kanaatine varılarak, olayda davacı %40 oranında kusurlu kabul edilmiş ve yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK’nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davacının davaya konu internet yolu ile yapılan işlemler sırasında kullanılan şifre ve parola gibi kişisel bilgilerinin davacının kusuru ile ele geçirildiğinin kanıtlanamamış olması karşısında davacının hesabından bilgisi ve rızası dışında çekilen paradan hesapta bulunan parayı kötü niyetli kişilerin eylem ve işlemlerine karşı koruyacak mekanizmayı, güvenlik önlemlerini geliştirmeyen, bunların kullanımını müşterileri için zorunlu hale getirmeyen davalı bankanın tamamen sorumlu tutulması gerekirken, davacının bankanın sunduğu güvenlik önlemlerinden yaralanmamasından dolayı kusurlu olduğundan bahisle yazılı şekilde kusur paylaşımı yapılarak buna göre hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/10555, K. 2011/2942, 21 Mart 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama