KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/11436 E., 2011/4135 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Nisan 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
584 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.05.5009 tarih ve 2007/402-2009/183 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın 3. Sanayi Sitesi Şubesi' nde bulunan internet bankacılığına açık hesabından, davalının gerekli güvenlik önlemini almaması nedeniyle müvekkilinin bilgisi haricinde internet şifreleri kırılarak 25.500,00 TL'nin tanımadığı kişinin hesabına aktarılarak çekildiğini, özen yükümlüğünü yerine getirmeyen davalının zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, işlemin davacıya ait şifre kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiğini, müvekkilinin tüm güvenlik önlemlerini eksiksiz aldığını, şifre ve bilgilerin sorumluluğunun davacıya ait olduğunu, davacını şifre ve diğer bilgilerini korumak için gereken güvenlik önlemlerini almadığını, müvekkiline yüklenecek kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının internet şifre ve kişisel bilgilerini korumada özensiz davranması nedeniyle 1/5 oranında, davalının ise ek güvenlik önlemlerini tüm müşterileri için zorunlu hale getirmemesi nedeniyle 4/5 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 20.727,00 TL’nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre mevduat sözleşmesi, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK’nun 306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasanın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkemece, kişisel bilgilerinin korunmasında özensiz davranması nedeniyle davacıya 1/5 oranında kusur verilmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır.
Bu itibarla, somut olayda davacının hesabında bulunan paraların başka hesaplara havale edilmesinde davacıya atfedilecek her hangi bir kusurun ispat edilememesi nedeniyle tüm kusurun davalı bankada olduğunun kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile tarafların birlikte kusurlu olduğunun kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/11436, K. 2011/4135, 11 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama