KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/11523 E., 2011/3796 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Nisan 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
628 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29.12.2008 tarih ve 2007/626-2008/693 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka şubesinde bulunan internet bankacılığına açık hesaplarından, davalının gerekli güvenlik önlemini almaması nedeniyle iki seferde 12.700,00 TL’ nın müvekkilinin bilgisi haricinde internet şifreleri kırılarak tanımadığı kişinin hesabına aktarılarak çekildiğini ve davalının özen yükümlüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, işlemin davacıya ait şifre kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiğini, müvekkilinin tüm güvenlik önlemlerini eksiksiz aldığını, şifre ve bilgilerin sorumluluğunun davacıya ait olduğunu, davacını şifre ve bilgilerin korumak için gereken güvenlik önlemlerini almadığını, müvekkiline yüklenecek kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, internet şifre ve kişisel bilgilerini korumada özensiz davranması, başka kişilerce hesabına girilmesi ve şifresinin değiştirilmesine rağmen durumu bankaya bildirmemesi nedeniyle ikinci işlemin gerçekleştirilmesine neden olduğundan 3/4 oranında, davalının ise, ek güvenlik önlemlerini tüm müşterileri için zorunlu hale getirmemesi ve yanlış şifre girilmesine rağmen hesap üzerine bloke konulmaması nedeniyle 1/4 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 3.195,00 TL’nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK’nun 306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkemece, şifrenin davacı tarafından korunamaması ve daha önce diğer hesabından yapılan usulsüz işlemi bankaya haber vermemesi nedeniyle davacıya 3/4 oranında kusur verilmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaplardan çekilerek başka hesaplara havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır. Davacının şifresi değişen diğer hesabına girmemesi hususu da davalıya kusur olarak yüklenemez.
Bu itibarla, somut olayda davacının iki ayrı hesabında bulunan paraların başka hesaplara havale edilmesinde davacıya atfedilecek her hangi bir kusurun ispat edilememesi nedeniyle tüm kusurun davalı bankada olduğunun kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile tarafların birlikte kusurlu olduğunun kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/11523, K. 2011/3796, 4 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama