KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/12640 E., 2011/5061 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Nisan 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
885 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25.02.2009 tarih ve 2008/200 - 2009/71 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete ait uçak ile yaptığı uçuş sonunda bavulunun kaybolduğunu ileri sürerek, 4.275,00 TL maddi ve 2.250,00 TL manevi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne, 852,82 TL maddi ve 500,00 TL manevi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, hava yolu taşıma sözleşmesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasında davacının, davalıya ait uçak ile Rusya’dan İstanbul’a seyahat ettiği ve bu seyahat sırasında davacıya ait bavulun kaybolduğu hususları çekişmesiz olup, uyuşmazlık, davalının sınırsız sorumluluk ilkelerine göre sorumlu tutulup tutulamayacağı üzerinde toplanmaktadır.
Dava konusu taşımanın, niteliği ve güzergahı dikkate alındığında uluslararası hava taşıması olduğu ve bu taşımaya mahkemenin de kabul ettiği üzere, Varşova Konvansiyonu ve ekleri hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır. Ülkemizin de taraf olduğu 28.09.1955 tarihli La Haye Protokolü ile değişik 12.10.1929 tarihli Varşova’da imzalanan “Uluslararası Hava Taşımacılığına İlişkin Bazı Kuralların Birleştirilmesi Hakkında Sözleşme” ile uluslararası taşımaların havayolu ile yapılmasında uygulanacak şartlar ve taşıyıcının sorumluluğunun belirlenmesinde yeknesaklığı sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
Sözleşmenin 16. maddesi ile taşıyıcının kabul ettiği eşyanın hasar ve kaybından sorumlu olduğu kabul edilmiş, 22. maddesi ile de taşıyıcının sorumluluğu sınırlandırılmıştır.
Ancak, La Haye Protokolü ile değiştirilen 25. maddesinde, “Zararın taşıyıcının işçilerinin veya temsilcilerinin zarar vermek kastıyla veya zararın doğması ihtimali olduğunu bilerek dikkatsizlik ve dikkatsizlikten de öteye giderek ihtiyatsızlığa varan cesaretle yaptıkları bir hareket veya ihmal sonucu doğduğu ispatlanırsa 22. maddede belirtilen sorumluluk limitleri uygulanmayacaktır.
Ancak, işçi veya temsilcinin böyle bir hareketi veya ihmali halinde onun kendi görevi çerçevesi içinde hareket ettiğinin de ispatı gerekir” hükmüne yer verilmiştir.
Taşıyıcının sınırsız sorumluluğu için 25. maddedeki düzenlemenin özellikle Protokol’ün Fransızca metninde yazılı olan “temerrairement” kelimesinin karşılığı olan “dikkatsizlikten daha öte tedbirsizliğe, ihtiyatsızlığa varan cesaretle, pervasızca” bir tutum ve davranışın kastedildiği, Dairemizce istikrarlı bir şekilde benimsenmiştir.
Yani, taşıyıcının sınırsız bir şekilde sorumlu tutulabilmesi için, yük sahibi veya zarar gören, taşıyıcının bu şekildeki tutum ve davranışını kanıtlamalıdır.
Her olayın kendine mahsus özellikleri içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Yaklaşık 20 kg ağırlığındaki bir bavul, ortalama her yolcunun beraberinde taşıyabileceği ve taşıdığı neviden bagaj olup, bu nevi eşyaların, dünyanın bilinen tüm havayolu meydan ve terminallerinde güvenlik nedeni ile belli kontrollerden geçirildiği, yürüyen bantlardan eşya sahiplerine teslim edildiği bilinmektedir.
Bu uygulama içinde yine bazı bavulların karıştırıldığı ve başka yolcularca da alınmasının sık sık rastlanan bir durum olduğu görülmektedir. Bu hususların, taşıyıcının sorumluluğunu ortadan kaldırması veya özür olarak ileri sürülmesi elbette söylenemez. Ancak, bu şekilde kaybolan bir bavul nedeniyle taşıyıcının hangi surette kasta yakın bir davranışı veya pervasızca bir tutumunun bulunduğu iddia ve ispat edilmelidir.
Ancak somut olay yukarıda açıklanan şekilde olmayıp, davalı vekili tarafından 25.09.2008 tarihli duruşmada, davacıya ait bavulun Rusya’da bagaj yükleme görevlisi işçiler tarafından çalınmış olabileceği ve bu kişilerin davalı şirketin personeli olmadıkları, bavulun başka bir yere yanlışlıkla gönderilmiş olması halinde mutlaka geri geleceği savunulmuş olup, bu savunmaya göre bavulun davalı adına yükleme yapan ve davalının çalışanı durumunda olan bagaj yükleme hizmeti veren işçiler tarafından çalındığı davalı tarafça da kabul edilmektedir.
Her ne kadar davalı vekili bu işçilerin kendi personeli olmadıklarını beyan etmiş ise de, yapılan bu yükleme hizmeti nedeniyle davalı tarafından ücret ödenmiş olması nedeniyle, yükleme yapan bu kişiler davalı adına hareket etmektedirler. Bu nedenle yapılan eylem karşısında bu kişilerin davalının çalışanı olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, davacıya ait bavulun davalının çalışanı durumunda olan işçiler tarafından çalınmış olması nedeniyle, bu eylemin davalının kasta yakın bir davranışı veya pervasızca bir tutumu olduğunun kabulü ile yukarıda yazılı sözleşmenin 25. maddesine göre davalının sınırsız sorumlu olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Kabule göre de, mahkemece hükmedilen tazminata yasal faiz uygulanmasına karar verilmiş ise de, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticari iş niteliğinde olan taşıma hukukundan kaynaklanmış bulunmasına göre talep gibi ticari işler için geçerli temerrüt faizine hükmedilmesi gerekmektedir.
4-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, HUMK'nun, 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. madde hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000,00 TL’nı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesin olup, bu miktar 2009 yılı için 1.400,00 TL’dir. Mahkemece davalı yönünden kabul edilen miktar yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığı cihetle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/12640, K. 2011/5061, 26 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama