KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/136 E., 2010/8992 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Eylül 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
372 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.11.2007 tarih ve 2007/296 - 2007/457 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.09.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ...gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkilinden para tahsil edip geri ödememesi üzerine Bochum Bölgesel Mahkemesi'nde alacak davası açtığını ve davalının (55.909,77) Euro anaparayı ve (5.094,52) Euro yargılama giderini temerrüt faiziyle birlikte ödemeye mahkum edildiğini ileri sürerek, Bochum Bölgesel Mahkemesi'nin 26.06.2006 tarih ve 6 0 369/05 sayılı kararı ile masraf tespitine ilişkin ek kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının davalı tarafa postaya verilmek suretiyle tebliğe çıkarıldığı ve 28.11.2006 tarihinde kesinleştiğinin şerh edildiği, Türkiye ve Almanya'nın imzaladığı 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahep Sözleşmesi'ne göre tenfizi istenen kararın belirtilen usullerle tebliğ edilmemesi halinde kesinleşmiş sayılamayacağı, Alman hukukuna göre tenfize konu kararın postaya verilme tarihinin tebliğ tarihi sayılacağı hükmünün gerek anılan Lahey Sözleşmesi, gerek MÖHUK, gerekse HUMK uyarınca kabulünün mümkün olmadığı, ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadğından tenfiz talebinin de kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tenfiz davalarının eda davası değil tespit davası niteliğinde olması karşısında, mahkemece hükmedilen yargılama harcı ile davalı yararına takdir edilen vekalet ücretinin, nispi değil maktu olarak belirlenmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/136, K. 2010/8992, 21 Eylül 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama