KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1413 E., 2010/7082 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Haziran 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
531 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26.03.2008 tarih ve 2007/504 - 2008/139 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ortak olduğunu, sonra verdiği parayı başka alanda kullanmak için yaptığı ortaklıktan çıkış talebinin yerine getirilmediğini, haklı nedeninin olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına izin verilmesini ve ödediği 31.300 DM ortaklık payının rayiç değerinin faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin anonim şirket statüsünde bulunduğunu, ortaklıktan çıkmanın mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacının, davalının ortağı olduğu, anonim şirketlerde çıkma veya çıkarılmaya yer verilmediği, ayrıca anonim şirketlerin kendi paylarını temellük edemeyeceği gibi rehin olarak da alamayacağı ve TTK.nun 405/2 nci maddesi uyarınca sermaye olarak verdiğini geri alamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, haklı nedenle ortaklıktan çıkarılmasına izin ile hisse bedeli olarak ödenen paranın iadesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmamaktadır. TTK'nun 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Yetkili kurulların bir kararı olmadıkça pay senetleri de nominal bedellerinin üzerinde arz edilmezler.
Somut olayda davacı vekili müvekkilinin hisse bedeli olarak 31.300 DM ödediğini ileri sürmüştür. Davacının kanıtları arasında sunulan ‘ortaklık durum belgesi’ davacı ile kim olduğu tam olarak anlaşılmayan kişi imzasını taşımakta olup, 400 hisse karşılığı ödenen miktarın 31.300 DM olduğu açıklamasını içermektedir. Davacının imzası dışındaki imzanın davalıyla nasıl bir bağlantısının olduğuna yönelik bilgiye yer vermemiştir. Davalı vekili, davalının ortak olduğunu kabul ederek ortaklık pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisini sunmuştur. Anılan bu belgeye göre, davacının beher pay değeri 6.000.000.-TL olmak üzere toplam 400 pay sahibi olduğu ve bu payların toplam değerinin 2.400.000.000.- TL tutarında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durum karşısında, mahkemece, uzman bilirkişi kurulu oluşturulup, davalı şirket defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, davacının davalı şirkete ne şekilde ortak olduğu, şirket ortaklığının kazanılıp kazanılmadığı, pay senedi almak mı yoksa devir suretiyle ortak mı olduğunun tespiti, şayet yeni pay almak suretiyle ortaklık söz konusu ise, davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle değerinin ne olduğunun araştırılması, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir karar bulunup bulunmadığının belirlenmesi,
aksi sonuca varıldığında ‘çoğun içinde az da’ vardır kuralı gereği varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine (tahsiline) karar verilmesi ve davalının hukuki durumunun buna göre tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1413, K. 2010/7082, 21 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama