KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1705 E., 2010/7468 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Haziran 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
594 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bursa 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.11.2008 tarih ve 2008/201 - 2008/557 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, keşidecisi ... olan davalıya ait çekin hamili olduğunu, keşidecisinin kimliğinin gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığını, davalının çek hesabı açarken üzerine düşen yükümlülükleri ihlal ettiğini, müvekkilinin zararına neden olduğunu ileri sürerek, 1.000,00 YTL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.000,00 YTL maddi tazminatın faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin bir kusurunun olmadığını, Çek Kanunu uyarınca alınması gerekli tüm belgelerin alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, keşidecinin nüfus bilgilerinin farklı bulunduğu, ancak hesabı açanın ve çeki keşide edenin gerçek ... olup olmadığı yönünde bir tespit olmadığı, davacı tarafından bu çeke dayalı olarak yapılan bir icra takibi bulunmadığı, bu nedenle gerçek ...’ın bu çek düzenlemesi ile ilgili sahtecilik veya dolandırıcılık konusunda herhangi bir itirazı veya şikayetine ilişkin bir başvuru da bulunmadığı,
söz konusu çekin ödenmemesinden dolayı bir zararın doğması için çeki keşide eden borçlusuna karşı tüm hukuki yolların denenmiş ve alacağın alınamamış olması gerektiği, davacının öncelikle ... ve kendisine çeki keşide eden ve ... kimliğini kullanan şahsa karşı talepte bulunması,
bu kişinin kendisi tarafından davalı banka şubesinden çek defteri alınmadığı ve çek altındaki imzanın kendisine ait olmadığı konusundaki yapacağı itiraz üzerine sahtecilik iddiasında bulunması halinde bu sahtecilik fiilinin tespiti ile çek bedelinin bu nedenle tahsil edilememesi durumunda davacının bir zararı meydana gelecek olup bu yollar sonucunda alacağını alamaması durumunda meydana gelen zararın tazmini için davalı bankaya yönelmesi gerektiği, davacının henüz dava açma hakkının doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı bankanın sahte belgelere istinaden çek karnesi düzenlemesi nedeniyle davacının uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı tarafından dava konusu çeke dayalı olarak yapılan bir icra takibi bulunmadığı, sahtecilik veya dolandırıcılık konusunda itiraz ve şikayetin olmadığı, davacının davalıya başvurabilmesi için gerçek borçluya karşı tüm yasal yolların tüketilmesi gerektiği, henüz dava açma hakkının doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmüne göre bankalar, çekle işleyecek hesap açarken, çek karnesi verirken ve bu kanunla kendilerine verilen görev ve mükellefiyetleri yerine getirirken bu işlemlerin gerektirdiği basiret ve itinayı göstermek zorundadırlar. Esasen bankalar tacir olup, basiretli olarak davranmak durumundadırlar.
Bu düzenlemenin amacı, uygulamada kötü niyetli kişilerce açılan hesapların açılmasına engel olmaktır. Davacı da ticari ilişkide bulunduğu kişilerin ekonomik durumu, ödeme kabiliyetini araştırıp sonucuna göre ilişki kurmak, bu suretle özenli davranmak durumundadır.
Somut uyuşmazlıkta davalı bankanın çek hesabı açtığı keşidecinin hayali kişi olduğu, gerçekte var olan ...’ın çek hesabı açmadığı, çek hesabı açan kişinin kimliğine dair herhangi bir bilgi olmadığı çekişmesiz ve dosya kapsamı ile sabit olup, davacının, bu hayali kişi hakkında tüm yasal yolları tüketmesinin söz konusu edilmesi mümkün değildir.
Davalı bankanın hayali bir kişi adına çek karnesi verdiği iddia olunduğuna göre mahkemece bu konuda gerekli araştırma yapılarak, 3167 sayılı Kanun uyarınca bankanın gerekli basiret ve itinayı gösterip göstermediği belirlenmeli, davacının uğradığı zararda bankaya bir kusur atfedilip atfedilemeyeceği, BK’nun 44. maddesi uyarınca davacının müterafik kusurlu sayılıp sayılmayacağı hususları tartışılıp değerlendirilmeli, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekli iken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1705, K. 2010/7468, 28 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama