KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1734 E., 2010/7608 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Haziran 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
456 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Malatya 2.Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.05.2007 tarih ve 2006/408 - 2007/664 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili tarafından tanzim edilen poliçe ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. personelinin emniyeti suistimal eylemlerinin teminat altına alındığını, davalının bankada çalıştığı sırada aldığı beş maaş tutarındaki krediden bakiye borcunun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından sigortalısına 1.292,05 YTL ödeme yapıldığını ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilin talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar doğrultusunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı temyiz etmiştir.
Dava, emniyeti suistimal sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkin olup, sigorta şirketi ancak sigorta poliçesi hükümleri çerçevesinde ödemekle yükümlü olduğu tazminatı ödedikten sonra bunu TTK.’nun 1301. maddesi gereğince rücuan rizikonun gerçekleşmesine neden olan kimseden isteyebilir. Bunun dışında poliçede teminat dışında kalan hallerde yapılan ödemelerden dolayı sigortacının rücu davası açması mümkün değildir.
Bu durumda, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin poliçe teminatı kapsamında yapılan bir ödeme mi, yoksa bir lütuf ödemesi mi (=ex gratia) olduğunun belirlenmesi, yapılan ödemenin poliçe teminatı kapsamında bir ödeme olduğunun anlaşılması halinde davacının dava açma hakkının varlığının kabulü, lütuf ödemesi olduğunun anlaşılması halinde, varsa ibraname getirtilip, devir ve temlik beyanının varlığı da araştırılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.
Halefiyet ilişkisine dayalı olarak açılan bu davada, halef sıfatının mevcut olup olmadığının belirlenmesi dava ehliyetine ilişkin olmakla, davalı tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkeme tarafından da re’sen dikkate alınması zorunlu bulunmaktadır.
Somut olaya gelince, davalının, T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Hozat Şubesi'nde çalıştığı sırada kullandığı kredi borcunu ödemediğinden bahisle işbu dava açılmış olup, yapılan ödeme poliçe özel şartlarında mevcut poliçe teminatı kapsamında bir ödeme olmadığı kuşkusuzdur.
Ancak, davacı ile sigortalısı arasında düzenlenen 23.1.2002 tarihli ibraname belgesiyle davacı şirket, sigortalının davalıya karşı olan takip ve dava haklarını temlik almıştır. Başka bir deyişle, dava dışı Banka, dava konusu kredi ilişkisi ile ilgili olarak uğradığını iddia ettiği zarar nedeniyle davalıdan talep edebileceği alacağını BK.’nun 162. ve devamı maddeleri uyarınca davacı şirkete temlik etmiştir. Bu durumda davacı, her ne kadar poliçeye dayalı aktif husumet ehliyetine sahip değil ise de, sigorta ilişkisi dışında alacağın temliki hükümlerine göre talep hakkı olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, davanın açıklanan gerekçelerle kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle kabulü yerinde değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1734, K. 2010/7608, 29 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama