KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/2912 E., 2010/9234 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
504 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29b12b2008 tarih ve 2007/89-2008/447 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıya ait konutun tahliye borularının tıkalı olması nedeniyle yıkanan balkon sularının alt katta bulunan müvekkili şirkete Ticari Risk Sigorta Poliçesi ile sigortalı işyerine sızması nedeniyle hasar meydana geldiğini, müvekkilince sigortalısına ödenen bedelin tazmini amacıyla davalıya ihtarname gönderildiğini ancak davacının ödemede bulunmadığını ileri sürerek, 10.369,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, rizikonun oluşumundan 10 gün önce sigortalının eşinin çalıştığı sigorta şirketince yapılan sözleşmenin geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının konutundan su sızması nedeniyle sigortalıya ait işyerindeki emtia ve demirbaşlarda hasar oluştuğu, bilirkişilerce yapılan hesaplamaya göre gerçek zarar miktarının 6.855,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, anılan meblağın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticari Risk Sigorta Poliçesiyle sigortalı işyerinde oluşan riziko nedeniyle ödenen sigorta bedelinin rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, işyerinde meydana gelen su baskını rizikosuyla hasarlanan emtianın değerinin hesaplanmasında somut verilerden çok, sigortalının defter ve kayıtlarına göre riziko tarihinde işyerinde bulunması gereken emtia miktarı bulunduktan sonra, işyerinin ¼ lük kısmının su baskınına uğraması karşısında, işyerinde bulunan emtianın da ¼ ünün zarar gördüğü noktasından hareketle hazırlanan rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir. Mahkemenin bu kabul tarzı doğru değildir.
Şöyle ki, sigortacı, riziko nedeniyle sigortalının uğradığı gerçek zararı ödemekle yükümlü olup, ancak bu miktar için rücu hakkı kazanır. Bu durumda mahkemece, sigortalının uğradığı gerçek zararın somut verilere dayanarak, bilimsel verilerle tam ve denetime elverişli şekilde saptanması gerekmektedir. Hasar sonrası, davacı tarafından görevlendirilen eksper, hasara uğrayan emtia ile ilgili ayrıntılı rapor düzenleyerek hasar miktarını hesaplamıştır.
Bilirkişi kurulu ise, somut bir tespit yapmadan, sigortalı defterleri üzerinde tespit yaparak riziko tarihi itibariyle bulunması gereken emtianın ¼ ünün hasara uğradığını varsayarak rapor hazırlamıştır. Anılan raporda, ekspertiz raporundaki veriler irdelenmediği gibi hasar tespiti somut olaylara da dayanmamaktadır.
Diğer yandan davacı vekilinin, bilirkişi raporuna yönelik sonuca etkili ve somut itirazları bulunmasına rağmen bu itirazları karşılar şekilde ek rapor alınmadığı gibi, itirazlar karada da tartışılmamıştır.
Bu durumda mahkemece, gerçek zarar konusunda tarafların somut delillerinin değerlendirilerek, işyerindeki emtianın özellikleri, yerleşim şekli, hasar gördüğü tespit edilen emtianın gerçekte sigortalı işyerinde bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa su baskını olan kısımda olup olmadığı, ekspertiz raporunda tespit edilen maddi vakalar ve faturalar değerlendirilerek bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak gerçek zarar miktarının belirlenmeye çalışılması,
tüm araştırmalara rağmen gerçek zararın tespit edilememesi halinde BK.’nun 42 ve 43. maddelerinden yararlanılması gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/2912, K. 2010/9234, 27 Eylül 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama