KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/3840 E., 2010/9944 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
592 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30.10.2008 tarih ve 2007/48-2008/351 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Bankanın Ataköy Şubesi 888-404-000366 nolu hesabın sahibi olduğunu, bu hesabın davacı müvekkilinin kullandığı kredinin geri ödemelerini garanti almak amacıyla açılan bloke hesap olduğunu, kullanılan kredinin aylık geri ödemesi amacıyla yatırılan 8.000,00 YTL'nin davalının ağır kusuru ile blokenin boşta bırakılması ve internet bankacılığının boşluklarından yararlanan kişi veya kişiler tarafından davacının bilgi ve talimatı dışında havale yapıldığını ileri sürerek, şimdilik 6.000,50 YTL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın yetki ve esas yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar bilirkişi raporuna göre, davacıya ait şifrenin yasal olmayan yollarla ele geçirilmesi ve internet üzerinden davacının hesaplarından havale yapılması yoluyla meydana gelen dava konusu zararda tarafların müterafik kusurlu oldukları, davacının uğradığı zarardan dolayı kendisinin 1/4 oranında, davalı bankanın da 3/4 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyizine gelince; Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK.nun 306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin meydana gelmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda somut dayanağı da gösterilmeyen çeşitli olasılıklardan hareketle davacının 1/4 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Oysa, davacıya ait para davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini, davacının el ve işbirliğini ya da davacının gerekli uyarılara uyması halinde davaya konu sahtecilik işleminin gerçekleşmeyeceğini kanıtlayamamıştır.
Esasen, bilirkişilerin davacının kusurlu olduğuna ilişkin görüşleri ne somut bir veriye nede somut bir delile dayanmaktadır. Bu nedenle davalının meydana gelen zararın tamamından sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının hesabından çekilen tüm tutarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/3840, K. 2010/9944, 11 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama