KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/3906 E., 2010/10347 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
560 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.12.2007 tarih ve 2004/824 - 2007/764 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalının ortaklığından ayrıldığını, ödediği aidatların iade edilmediğini, tahsili için yapılan icra takibinin itirazla durduğunu, faize itirazı kabul ettiklerini, alacağının olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin ihraç edildiği yıl sonu bilançosunun kesinleşmesinden itibaren yasal faize hükmedilmesine, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 inkar tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah isteminde bulunarak dava konusunu 10.995.00 YTL’ye çıkarmıştır.
Davalı vekili, 3 yıl erteleme kararı verildiğini, davacı alacağının muaccel olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının, davalı ortaklığından ihracına karar verildiği, ödemelerinin 10.995.00 YTL olduğu, davalının asıl borcu 02.03.2005 tarihinde icra dairesine ödediği, davacının alacağının Ocak 2005 tarihinde muaccel hale geldiği, 32 günlük temerrüt faizi ödemesinin gerektiği, bu miktarın bilirkişi raporu ile belirlendiği, asıl alacak bakımından davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle asıl alacak bakımından karar verilmesine yer olmadığına, işlemiş faize yönelik talebin kısmen kabulüne, 342.06 YTL alacağa ilişkin itirazın iptaline, takibin devamına ve diğer istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif ortaklığından ayrılan kişinin ödediği aidatların tahsiline yönelik yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacının, davalının ortağıyken 15.05.2002 tarihli yönetim kurulu kararı ile ihraç edildiği, bu kararın kesinleştiği, ortaklık sıfatının sona erdiği hususu uyuşmazlık konusu değildir.
Gerek 1163 sayılı Kanunu’nun 17 nci gerekse yapı kooperatifleri tip anasözleşmesinin 15 nci maddeleri hükümleri uyarınca kooperatiften ayrılan ortağın hakları, ortaklıktan çıktığı veya çıkarıldığı yılın bilançosu çerçevesinde iade edilir. Hakların ödenmesi ise, bu bilançonun kesinleşmesinden, başka bir anlatımla bilançonun genel kurulca kabulünden itibaren bir ay içinde mümkündür.
Ayrılan ortağın yerine yeni ortak alınması halinde eski ortağın yapmış olduğu ödemelerin derhal kendisine iade edilmesi gerekmektedir. Anılan her iki durumda da iade edilecek aidatlar bakımından ifa günü belli olup, kooperatifin temerrüde düşürülmesi için ayrıca ihtar edilmesine gerek yoktur. Ayrılan ortağın aidatlarının ödenmesinin ertelenmesi bakımından karar alınmış olmasının bu muacceliyet tarihine bir etkisi bulunmamaktadır.
Başka bir anlatımla, erteleme kararına rağmen kooperatif, iade etmesi gerekli aidat borcunu yukarıda açıklanan şekilde temerrüde düştüğü tarihten itibaren ödemek zorundadır. Geçerli şekilde alınan erteleme kararı, salt iade zamanı bakımından etkilidir.
Somut olayda davacının 2002 yılı içinde ortaklığının sona erdiği, haklarının 2002 yılının bilançosunun kabul edildiği genel kurul tarihinden itibaren bir ay sonra kesinleşeceği sabittir. Erteleme kararı, 2003 yılı bilançosunun görüşüldüğü 16.05.2004 tarihli genel kurulunda alınmıştır. Oysa bu karar, davacıyı bağlamayacaktır. Esasen, davalı iade etmesi gerekli aidat aslını dava açıldıktan sonra icra dosyasına ödemiştir.
Erteleme bakımından bağlayıcı bir karar olsa bile, davalının temerrüt tarihi itibariyle bir değişiklik söz konusu değildir.
Bu durum karşısında, davalının, davacının ortaklıktan ayrılması nedeniyle iade etmesi gerekli hakları bakımından 2002 yılının bilançosunun genel kurulca kabulünden itibaren bir ay sonra temerrüde düşeceği dikkate alınıp, anılan genel kurul tutanağının getirtilmesi, temerrüt tarihinin belirlenmesi ve davacı vekilinin, davalı tarafın temerrüde düştüğü tarihe yönelik kabulü de dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/3906, K. 2010/10347, 18 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama