KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/73 E., 2010/10846 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
679 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.04.2008 tarih ve 2007/414-2008/204 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 26.10.2010 gününde davacı Avukatı ... geldi, davalı avukatı davetiye tebliğine rağmen davalılar vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılar tarafından istenildiğinde geri ödeneceği ve yüksek faiz getireceği garantisi ile müvekkilinden (17.277)DM para topladığını, karşılığında müvekkiline 10.04.1999 tarihli hisse devir sözleşmesi imzalatıldığını, 30.03.2007 tarihli ihtarname ile talep edildiği halde paranın geri ödenmediğini ileri sürerek, anılan meblağ karşılığı (15.900) TL'nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacının davalı şirkette hissesinin bulunduğu, TTK'nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyecekleri, davalı ...'un şahsi sorumluluğunu gerektirir bir eylemin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmamaktadır. Gerçekten de TTK.'nun 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler.
Somut olayda da davacı vekili, müvekkiline hisse talep formu imzalatılarak 10.04.1999 tarihinde toplam (17.277) DM. ödeme yaptığını, ancak geçerli bir şekilde davalı şirkete ortak olmadığını iddia etmektedir. Bu talep formları davalı ... AŞ. unvanını taşımakta olup, devredenin ... ve ... , devredilen hisse adedinin toplam 39, birim fiyatının (443) DM. ve ödenen miktarın toplam (17.277) DM. olduğu açıklamalarını içermekte ve davacı ile bir başkasının imzasını taşımaktadır.
Ancak, davacının imzası dışındaki imzaların davalılarla nasıl bir bağlantısının olduğuna yönelik bilgiye yer verilmemiştir. Davalılar vekili, 25.02.2008 tarihli yazısı ile davacının ortak olduğunu kabul ederek, davacının ... Holding AŞ.’nde (1.000.000) TL. nominal bedelli toplam (31) adet, ... Gıda AŞ.’nde de (1.000.000) TL. nominal bedelli toplam (72) adet hissesinin bulunduğunu bildirmiştir. Takasbank kayıtlarına göre de davacının ... Holding AŞ.’nde (31) adet, ...
Gıda AŞ.’nde de toplam (72) adet hissesi mevcuttur.
Öte yandan davacı vekilince dosyaya sunulan ve Dairemize intikal eden diğer dosyalardan da bilinen SPK. duyuru ve kararlarında, davalı şirketin de aralarında bulunduğu ...
Grubu Şirketlerinin, pay defterlerinin gerçek ortaklık durumunu yansıtmadığı, ortaklık durumlarının ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle izlendiği belirtilmiş, söz konusu şirketlerce gönderilen ve Takasbank’ta bulunan resmi pay defterleri bilgilerinin temin edilerek ilgililerin ellerinde bulunan belgelerle karşılaştırılmak suretiyle gerektiğinde dava açılması önerilmiştir.
Somut uyuşmazlık yönünden de davalı taraf kayıtlarının yukarıdaki bentte açıklanan çelişkili durumu karşısında, anılan hisse senetlerinden, mevzuatın öngördüğü biçimde sahih ve gerçek hak sahipliği sonucunu doğuran, davalı şirketin yasal pay defterlerinde yer aldığında hiçbir kuşku bulunmayan nitelikte olmalarının anlaşılması gerektiğinde duraksanmamalıdır.
Bu durum karşısında mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davalı şirketin yasal defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle, davalı şirketin ortaklık durumunun gerçekten de ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediği, şirket ortaklığının gerçekten kazanılıp kazanılmadığı, davacının davalı şirkete pay senedi satın almak suretiyle mi yoksa devir suretiyle mi ortak olduğu, yeni pay almak suretiyle ortaklık söz konusu ise davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu,
şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığı hususlarının tek tek tespit edilmesi, aksi sonuca varıldığında ‘çoğun içinde az da vardır kuralı’ gereği varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine (tahsiline) karar verilmesi ve açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra davalıların hukuki durumlarının buna göre değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/73, K. 2010/10846, 26 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama