KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/8017 E., 2011/7168 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Haziran 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
666 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/11/2008 tarih ve 2005/294-2008/417 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.06.2011 gününde davacı avukatı .....ile davalılar avukatı ING Bank A.Ş.
Vekili Av. ... ile ... vekili Av. ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin, davalının Bahçelievler Şubesinde hesabı olduğunu, diğer davalı personelinin hesaplar üzerinde oynayarak zimmetine para geçirdiğinin ortaya çıktığını, davalı Bankanın bu davalı ile müvekkilinin birlikte hareket ettiği gerekçesiyle hesabındaki parayı ödemediğini, hatta iş mahkemesinde aleyhlerine dava açtığını, müvekkili hakkındaki suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığını, birlikte hareket iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalı personelin bir çok hesap üzerinde oynama yaptığının tespit edildiğini, hesaplardan birbirine aktarım yaptığını ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, 19.312.73 YTL ile 2.864.71 USD’nin 31.12.2001 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Banka vekili, derdestlik itirazında bulunarak, aynı iddia ile davacı ile diğer davalı aleyhine müvekkilinin iş mahkemesinde dava açtığını, davacının, diğer davalıyla yakın arkadaş olduklarını, ona verdiği yetki ile hesaplarda açma ve kapama işlemleri yaptığını, müvekkiline husumet düşmeyeceğini, aralarında vekalet ilişkisi oluştuğunu, davalı personelin zimmetine para geçirdiğini, hesaplarda usulsüzlükler yaptığını, esasen işbirliği içinde olduğu davalı personelin başka hesaptan yapılan EFT’yi davacı hesabına aktardığını, davacının bu parayı tahsil ettiğini, bir alacağının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, iş mahkemesinde müvekkili aleyhine dava açıldığını, işlemlerde usulsüzlük olmadığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı hakkındaki suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığı, diğer davalı personelle birlikte aleyhine açılan iş mahkemesindeki davanın reddine karar verildiği, davalı bankada TL ve döviz hesabı olduğu, davalı Bankanın savunmasında geçen EFT işleminin Yurt Ticaret Bankası Bahçelievler Şubesinden davalı Bankanın Küçükesat Şubesine yapıldığı, davacının, gelen parayı akrabasının talimatına uygun harcadığı, alıcı belgesinde gönderinin belli olmadığı, paranın davacının eniştesi olan kişinin hesabından geldiğini zannettiği, yapılan EFT’de kusuru bulunmadığı,
davacı hesaplarında da davalı personelinin zimmetine para geçiren işlemler yaptığı gerekçesiyle davalı ...’nun 9.119.64 YTL ile sorumlu olması kaydıyla 19.312.23 YTL ile 2.864.71 USD’nin davalılardan tahsiline, TL alacağına 31.12.2001 tarihinden yasal, diğer alacağa dava tarihinden itibaren işletilecek Devlet bankalarının USD cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesabına uyguladığı faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK'nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir.
Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda hüküm altına alınan alacağın davalı ...’nun sorumluluğunun 9.119.64 YTL ile sınırlı olması kaydıyla 19.312.23 YTL ile 2.864.7 USD’nin faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş, gerekçeli kararda da kısa karara aykırı şekilde 19.312.23 YTL alacağın 31.12.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle, 2.864.71 USD alacağa dava tarihinden itibaren işletilecek Devlet bankalarının Amerikan Doları cinsinden 1 yıl vadeli döviz tevdiat hesabına uyguladıkları faiziyle birlikte tahsili yönünde hüküm kurulmuştur. Bu durum karşısında, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmaması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/8017, K. 2011/7168, 14 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama