KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10115 E., 2012/1901 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Şubat 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
650 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 6.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.05.2010 tarih ve 2008/184 - 2010/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, dava dışı ... isimli kişi tarafından 6 adet çekin keşide edilerek müvekkiline verildiğini, müvekkilinin de davalı bankadan söz konusu hesap sahibi hakkında olumlu bilgi aldıktan sonra verilen çekleri kabul ettiğini, alınan çeklerin karşılıksız çıktığını ve çek bedellerinin müvekkilince tahsil edilemediğini, çeki keşide eden kişinin bankalardan aldığı çekleri kullanarak piyasayı dolandırdığının ve gerçek adının ... olmadığının tespit edildiğini, 3167 sayılı Kanun uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmeyerek sahte kimlik belgesi ile çek hesabı açan davalı bankanın ortaya çıkan zarardan sorumlu bulunduğunu ileri sürerek,
9.800 TL asıl alacağın şimdilik 4.900 TL'lık kısmının ve 1.500 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 11.02.2009 tarihli dilekçesi ile davasını ıslah ederek munzam zarar talebini 11.250 TL'na yükseltmiştir.
Davalı vekili, davacının öncelikle sahte belge ile hesap açan kişi aleyhine yasal haklarını kullanmasının gerektiğini, müvekkilinin çek hesabı açarken üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini, nüfus cüzdanının sahte olduğunu müvekkilinin bilmesinin mümkün olmadığını, davacının gerçek bir zararının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava dışı Selahattin Erşahinoğlu isimli kişinin sahte kimlikle davalı banka nezdinde ... adına çek hesabı açtırdığı, aynı kişinin davacı ile kar ortağı olarak birlikte çalışmak üzere anlaştığı ve davacıdan aldığı mallara karşılık dava konusu sahte çekleri verdiği, davacı bankanın yeterli sosyal ve ekonomik durum araştırması yapmadan çek karnesi verdiği, bu nedenle özen borcuna aykırı davranmış bulunduğu ve davacının zararından sorumlu olduğu, davacının da gerekli araştırmayı yapmadan sahte hesap açan kişi ile ticari ilişkiye girmesi nedeniyle kusurlu bulunduğu,
ancak davacının kusurunun davalı bankanın kusurundan bağımsız olduğu ve bankanın özen borcundan kaynaklanan sorumluluğunun kalkmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı, toplam tutarı 9.875 TL olan çek bedelleri için davacının 4.937,50 TL isteyebileceği, her ne kadar dava dilekçesinde munzam zarar istenilmiş ise de, bunun işlemiş avans faizi anlamında kullanıldığının davacı tarafın açıklamalarından anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 4.900 TL asıl alacak, 11.250 TL uğranılan faiz zararı olmak üzere toplam 16.150 TL'nın davalıdan tahsiline,
asıl alacak tutarı olan 4.900 TL'na dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nun 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır.
Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olaya gelindiğinde, davacı tarafça, dava dilekçesinde 9.800 TL asıl alacağın şimdilik 4.900 TL'lık kısmının ve 22.500 TL munzam zararın şimdilik 1.500 TL'lık kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili istenilmiş, 11.02.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile de munzam zarar talebi 11.250 TL'na yükseltilmiştir. Mahkemece 12.05.2010 tarihli oturumda verilen kısa kararda davanın kabulüne dair hüküm kurulmuş iken gerekçeli kararda ise yalnızca asıl alacak miktarına faiz işletilmesine karar verilmiştir. Bu şekilde kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açılması doğru olmadığından kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre de davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10115, K. 2012/1901, 14 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama