KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10749 E., 2012/14470 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
701 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/02/2010 tarih ve 2007/918-2010/31 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/09/2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1963 yılından beri Almanya'da yaşadığını, davalı bankanın Osmanbey Şubesinde Alman Markı hesabının bulunduğunu, bu hesaptan zaman zaman müvekkilinin talimatı ile virmanlar yapıldığını, bu talimatların banka şubesi tarafından sırasına göre dosyalandığını, ancak 09.06.1999 tarihinde müvekkilinin hiçbir talimatı olmaksızın 60.000 Alman markının dava dışı ... adlı şahsa virman yapıldığını, bu kişinin müvekkilinin Türkiyedeki bir kısım işlerini takip ettiğini, bu ödemeyi uzun zaman sonra Türkiye gelip banka hesabını kontrol ettiğinde öğrendiğini, davalı bankanın talimatı olmaksızın 3. kişiye ödeme yaparak özen borcunu ihlal ettiğini ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkili bankadan her hangi bir alacağının olmadığını, dava dışı ...' in bir gün önce davacının talimatı ve bilgisi dahilinde kendi hesabından davacının eşinin hesabına yaptığı havale tutarını ertesi gün davacının hesabından kendi hesabına virman yaptığını, davacının bu kişiye 29.06.1999 tarihli vekaletnameyi verdiğini, bu işlemden sonra davacı hesabından ... in şahsi hesabına virmanlar yapıldığını, verilen vekaletin işlemlere icazet anlamına geldiğini, ayrıca dava konusu havale işlemi üzerinden 8,5 yıl geçmesine rağmen davacının bu süre içinde sessiz kalmasının da zımnen kabulü içerdiğini savunarak, davanın zamanaşımı, husumet ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre,davacının, davaya konusu 09.06.1999 tarihinde yapılan para çekim işleminden 20 gün sonra ...'i 29.06.1999 tarihinde düzenlenen vekaletname ile vekil olarak tayin ettiği, kendi hesabından 09.06.1999 tarihinde 60.000 DEM in virman yapılması konusunda ...'i yetkilendirdiği hususunda bir talimatı olmasa da anılan işlemden 20 gün sonra verdiği vekaletname ile anılan işleme icazet verdiğinin kabul edildiği,
yetkisi z temsil halinde temsil edilen kişinin daha sonradan işleme icazet vermesi durumunda sanki işlem yapıldığı tarih itibarıyla da yetkili temsilci tarafından yapılmış gibi işleme geçerlilik tanındığı,anılan vekaletnamenin geçerli olduğu,davacının uzun zaman hesaplarını kontrol etmeyip sessiz kaldığı, haksız olduğunu iddia ettiği davaya konu havale işlemini 2003 yılında öğrenmesine rağmen bankaya bu husususu yaklaşık 1 yıl sonra 08.03.2004 tarihli ihtarname ile bildirdiği, uzun süre sessiz kalan davacının kendi adına yapılan işlemleri zımnen kabul edip icazet verdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, talimatı olmaksızın davalı nezdindeki davacı döviz hesabından yapılan havale işlemi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın tahsili istemine ilişkin olup, 09.06.1999 tarihinde hesabındaki paranın dava dışı ... isimli şahsın hesabına virman yapılması hususunda davacının anılan şahsı yetkilendirdiğine ilişkin bir belgenin bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir.Esasen uyuşmazlık, davacı tarafından anılan şahsa verilen 29.06.1999 tarihli vekaletnamenin dava konusu işleme bir icazet sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmakta olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile dava konusu işlemden 20 gün sonra dava dışı şahsa verilen vekaletnamenin dava konusu işleme icazet sayılacağı kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, davacı tarafça 29.06.1999 tarihli vekaletnamenin sahteliği iddia edilmiş olup, BK.nun 53 ncü maddesine ve yerleşik Yargıtay uygulanmasına göre, hukuk hakimi, gerek ceza hakiminin belirlediği kusur oranı ile gerekse delil yetersizliğine davalı beraat kararı ile bağlı değil ise de, sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile ve o eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleri ile bağlıdır. Somut olayda, mahkemece, 29.06.1999 tarihli vekaletnamenin sahteliği konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, ceza davası sırasında alınan rapor ile kesinleşmemiş ceza mahkemesi kararı hükmün esasına dayanak yapılmıştır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, anılan vekaletname ile ilgili olarak ceza dosyasındaki bilirkişi raporu ile ceza mahkemesi kararı bu davadaki hükme dayanak yapıldığına göre, Beyoğlu 3.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2005/41 esas sayılı dosyasının akibeti araştırılarak anılan ceza mahkemesinin kararının kesinleşmesinin beklenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10749, K. 2012/14470, 27 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama