KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13389 E., 2012/4156 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Mart 2012
- Mahkemesi
- Denizcilik İhtisas Mahkemesi
Karar Metni
601 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nce verilen 13.07.2010 tarih ve 2008/86-2010/319 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafından taşıma ve tahliyesi yapılan Libya'dan İstanbul'a taşınan polietilen emtiasından toplam 292 torbanın yırtık ve akarlı olduğunun belirlendiğini, nakliyat emtia sigorta poliçesine dayalı olarak sigortalıya 6.118,00 TL tazminat ödendiğini ileri sürerek bu miktarın sigortalıya ödeme yapılan 25.12.2007 tarihinden itibaren avans faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin söz konusu geminin bir kereye mahsus acenteliğini yaptığını, davalı asil donatana husumetin yöneltilmesi ve davanın husumetten reddi gerektiğini, malın sovtaj değeri dikkate alınmaksızın hasar tespiti yapıldığını, COTİF sözleşmesi gereği hasar ihbarının 8 gün içinde yapılması gerektiği halde buna uyulmadığını, borç olmayan bir hasarın tazmin edilmesinin davacının kusuru olduğunu, ayrıca sorumluluklarının sınırlı olup zararın mevcut olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, survey raporunda gemi kaptanının mühürü ve imzası bulunup buna göre emtianın hasarlı teslim edildiği, ancak 292 torba içindeki eşyanın ne kadarının hasarlı olduğuna dair belge olmadığı, yine survey raporuna göre 248 adet torbanın sızdırdığı ve hasarlı olduğu, 44 adet torbanın tahliye sırasında hasar gördüğünün belirtildiği ancak çuvallardan dökülen polietilen emtiasının toplandığı ve güvertede kalıntı bırakılmadığının belirtildiği, Akçansa Limanından çıkış yapan kamyonların kantar tartı değerlerinin mahkemeye sunulmadığı,
dolayısıyla hasarlı olduğu tespit edilen torbalar içindeki emtianın ne kadarının davalının faaliyet sahasında zayi olduğunun dosya içeriğinden anlaşılamadığı, hasarlı torbalardan dökülen ve tekrar toplanan ürünün sovtaj değerlendirilmesinin yapılmadığı, polietilen emtiasının yerden süpürüldükten sonra kirlenmiş olmasının hammadde olarak kullanılmasında sakınca oluşturmadığı ve piyasada her zaman alıcı bulabileceği, bu sebeple de her zaman sovtaj değerine sahip olduğu, eşyanın tartı işleminin alıcının deposunda yapıldığı, dolayısıyla eşyanın ne kadarının gemide
çuvallardan aktığı, ne kadarının kamyonlar ile davadışı alıcının deposuna nakledilirken zayi olduğunun anlaşılamadığı, emtiada oluşan hasarın ne kadarının davalının faaliyet sahasında oluştuğunun davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, nakliyat sigorta poliçesine dayalı tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir. Sörvey raporuna göre, gemide taşınan torbalardan 248 adet torbada sızıntı olduğu ve muhteviyatının etrafa döküldüğü, yine gemiden tahliye sırasında 44 adet torbanın hasar gördüğü belirlenmiştir. Taşınan emtianın orjinal torbaları yırtılıp hasar oluştuğuna göre, hayatın olağan akışına uygun olarak davacının zararının doğduğu kabul edilmelidir.
Her ne kadar sörvey raporunda tahliyenin ardından granül haldeki polietilen emtiasının toparlandığı ve güvertede akıntı veya kalıntı bırakılmadığı belirtilmişse de, yırtılan ve akan torbadaki emtia ile hasar görmemiş torbalardaki emtianın aynı olduğu kabul edilemez. Davalının kusurlu hareketiyle davacının sigortalısının uğradığı zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı açıktır.
Haksız fiillerden doğan borçlara ilişkin olarak "zararın belirlenmesi" ilkesini düzenleyen Borçlar Kanunu'nun 42/II. maddesinde, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakimin, halin mutad cereyanını ve zarar gören tarafın aldığı tedbirleri gözönüne alarak onu adalete uygun olarak tayin edeceği düzenlenmiştir. Zararın varlığının gerçek, ancak miktarının belirlenemediği durumlarda mahkemece Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca miktarının takdir ve tayini gerektiği için, bu doğrultuda değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekirken davanın tamamen reddi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13389, K. 2012/4156, 19 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama