KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13413 E., 2012/4129 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Mart 2012
- Mahkemesi
- İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
455 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/06/2010 tarih ve 2009/47-2010/89 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı adına kayıtlı 22.12.2006 tarihli “amortisörlü kapı menteşesi” adlı faydalı modelin, mutlak yenilik özelliğini taşımadığını ileri sürerek, faydalı modelin hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, hükümsüzlük sebeplerinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davalının faydalı model belgesinin, yıllık ücretlerinin ödenmemesi sebebi ile geçersizlik sürecine girdiğini, davalının mücbir sebep başvurusunun TPE tarafından reddedildiği, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında KHK’nin 134. maddesi hükmü uyarınca, mücbir sebep başvurusu reddedilen belge sahibinin, belgeyi tekrar geçerli hale getiremeyeceği, davalının bu yolda bir yasal olanağının kalmadığı ve faydalı modelden doğan haklarının sona erdiği, dava açıldığı sırada askıda geçersizliği söz konusu olan belgenin, dava devam ederken yıllık ücretlerin son ödendiği tarihten bu yana geçersiz kaldığı, hükümsüzlük kararına konu edilebilecek bir belge bulunmadığı, hukuki yararın ve davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nun 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle, hükmün açık,anlaşılır,şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.Aksi halde,yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır.Hatta,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki
bulunmaması yasal bir zorunluluktur. Somut olayda mahkemenin gerekçesinde davanın hukuki yarar yokluğundan ve konusu kalmadığından reddi gerektiği belirtilmiş iken, hüküm kısmında davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmekle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılması doğru görülmemiştir.
Davalı adına tescilli faydalı model belgesinin yargılama sırasında hükümsüz kaldığı anlaşıldığından davanın konusuz kalması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde çelişkili verilen kararın bozulması gerekmiştir.
2) Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13413, K. 2012/4129, 19 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama