KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/15211 E., 2012/5768 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
711 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/03/2010 tarih ve 2008/566-2010/139 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin muhtelif kargo hizmetlerinden dolayı davalıdan faturaya bağlı 7.400 TL alacağı bulunduğunu, bu alacağın tahsili için başlatılan takibin davalının icra dairesinin yetkisine ve borca itirazı nedeniyle durduğunu, itirazın haksız olduğunu, zira davalıya taşıma hizmeti verildiği halde bedelinin ödenmediği gibi, sözleşmedeki yetki şartı nedeniyle İstanbul mahkeme ve icra dairelerinin yetkili kılındığını ileri sürerek, davalının takibe yaptığı itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket yetkilisi, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin Bursa mahkemeleri olduğunu, taraflar arasında yapılmış ve davalı şirket yetkilisinin imzasını taşıyan bir sözleşme .bulunmadığını, gönderi kağıdında kargo bedelinin teslim anında alıcıdan tahsil edileceğinin belirtildiğini, davacının kargo bedelini malın teslimi anında alıcıdan tahsil etmek zorunda olduğunu, alıcının kargo bedelini ödemeyi kabul etmemesi halinde ise kargonun geri getirilmesinin veya durumdan davalı şirketin haberdar edilmesinin gerektiğini,
oysa gönderdikleri üç kargo için kargo bedelinin alıcıdan tahsil edilemediğine dair kendilerine bir bilgi verilmediğini, gönderi kağıdındaki açık düzenleme karşısında bedelin davalıdan istenemeyeceğini, öte yandan davacının kötü niyetli olarak Almanya fiyatlarını esas alarak fatura kestiğini, oysa Türkiye fiyatlarına göre kargo bedelinin 300-500 Euro civarında olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, davalının 10.07.2007 tarihli Kargo Taşıma Sözleşmesi ile yurtdışı alıcılarının ödemeli kargo bedellerini ödemeyi kabul etmemeleri halinde, kargo bedelini standart fiyat listesine göre davacıya ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, davalı tarafça bu sözleşmedeki imzanın sahte olup, şirketi temsile yetkili kişinin imzası taklit edilerek düzenlendiği iddia olunmuş ise de, davalının takibe itiraz dilekçesinde kargo hizmet bedelinin alıcı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını ileri sürmesi,
keza davacı tarafından kesilen takibe konu 24.10.2007 tarihli 35,47 TL bedelli faturanın davalı kayıtlarına işlenmiş olması karşısında sözleşmenin taraflarca uygulandığı ve geçerli hale geldiği, buna göre davacının kargo bedelini davalıdan talep edebileceği, davalının usulüne uygun tutulmayan ticari defterlerine karşın, davacının usulüne uygun olarak tutulmuş ticari kayıtları içeriğinden 24.10.2007, 28.11.2007, 05.12.2007 tarihli faturalar nedeniyle davalıdan 7.400,24 TL alacaklı olduğu, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiği gerekçesi ile,
davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının kısmen iptaline, taleple bağlı kalınarak takibin 7.400 TL üzerinden devamına, davalının davacıya %40 icra inkar tazminatı ödemesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, taşıma bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı davaya cevabında, takip dosyasında yaptığı icra dairesinin yetkisine olan itirazı ile birlikte mahkemenin yetkisine de itiraz etmiş, yetki konusunda karar verildikten sonra esasa ilişkin detaylı savunmalarını ve delillerini sunacağını bildirmiştir. Mahkemece, davalının katılmadığı 18.12.2008 tarihli oturumda davalının icra dairesinin yetkisine ilişkin itirazı reddedilmiştir.
Aynı oturumun (2) nolu ara kararı ile yetki itirazının reddine ilişkin karar ve davacı taraf delillerinin davalıya tebliğine karar verilmiş, ancak buna ilişkin tebligat zarfında davacı taraf delillerinin ekli olduğu belirtilmekle birlikte, yetki konusundaki kararın da gönderildiğine dair bir şerh düşülmemiştir. Dava dosyasında yetki itirazı ile ilgili red kararının davalıya tebliğ olunduğuna dair başkaca bir bilgi de bulunmamaktadır.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 224/II'nci maddesi hükmü gereğince, yetki ve işbölümü itirazı ilk itirazlardan olup "hadise" prosedürü içinde incelenir. Buna göre, yetki itirazı mahkemeye gelmeden yazılı olarak ileri sürülebileceğinden, davalının bu itirazın incelendiği oturumda bulunmak zorunluluğu yoktur.
Yine, HUMK.nun 225'inci maddesi hükmü uyarınca, mahkemece, yetki ve işbölümü itirazının reddine karar verilmiş ise, bu kararın, oturumda bulunmayan davalıya tebliği gerekir. Somut olaya gelince, davalı suresinde gönderdigi cevap dilekcesi ile yetki itirazında bulunmuş olup mahkemece, davalının bulunmadığı oturumda yetki itirazının reddine karar verilmiş, ancak bu karar yukarıda açıklanan yasa hükmü gereğince davalıya tebliğ olunmamıştır.
Oysa bu yanlışlık, savunma hakkını kısıtlayıcı ve hükmün sonucuna etkili olabilecek nitelikte bir usul hatası olduğundan, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/15211, K. 2012/5768, 11 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama